Bu Devrin Don Kişotları

Bu Devrin Don Kişotları

Yaşadığımız bu çağda, halkımız katliamlarla karşı karşıya ama bütün dünya işbirliği yaparcasına susmuş. Dakika dakika her şey onların gözü önünde yapılıyor. Kimse bir şey yapmıyor. Biz silah istiyoruz. Ama parasıyla bile vermiyorlar. (Salih Müslim)

Eğer bu açıklamayı okuyup bir suçluluk duygusu hissetmiyorsak, ne yapabiliriz derdine düşmüyorsak vah bizim insanlığımıza. Vah bizim kendimizi insan saymışlığımıza…

Kobanê’de bir destan yazılıyor. Bir kısmımız gidip görme şansına erişti yahut görenlerden dinledi. Bir kısmı ise pek bir uzaktan seyretti. Öyle ya batıda yaşayanlar olarak ikiye bölünmüş haldeyiz. Bazımız T.C. askerinin “mevzilerde” verdiği pozlardan ibaret biliyoruz savaşı, bazımız YPG-YPJ savaşçılarının göz bebeklerinden. Arası yok efendim. Kalmadı. Çünkü bizi var eden inandıklarımız keskinleşiyor. Entelektüel gevezelerin, “Kadınların silah tutmasını estetize etmeyin” diyenlerin, Kobanê’yi bir deprem bölgesi sanıyor olacaklar ki, acı dolu açıklamalar yapanların savruluşları da aynı karşı cephenin hizmetinedir. Yok, öyle değil işte. Öyle olmuyor! Bilal’e anlatır gibi anlatacak olursak; IŞİD senin kafanı kesmek için tankları ile geliyorsa sen karşısında kitap okuyamıyorsun…

Ama biz yine de diyelim ki önce çuvaldızı kendimize…

Kobanê’de bir destan yazılıyor. Barbarlığa karşı insanlığın, yenilgiye karşı zaferin, hücre hücre adanmışlığın destanı. IŞİD adım adım ilerlerken Kobanê’ye, Kobanê kent savaşı verirken bugün, ölen her Kobanê’linin sorumluluğu, ses çıkarmadığımız bu devletin IŞİD’e verdiği desteği kesecek kadar güçlenmediğimiz sürece hepimizin boynuna. Kobanê, bu yüzden en çok da hepimizin aynasıdır. Kaçış yok bu kez, başka bir yol yok. Hepimiz farkındayız bunun. “Çünkü aynaya baktık ve o aynada Kobanê’de direnen bir kadını gördük.” Bir farkımız yokken birbirimizden, üstelik öylesine hayranlıkla severken onları; bulunduğumuz her yeri, o her yerde yaptığımız her şeyi daha çok, daha kendimizi yerden yere vurarak sorgular olduk. Kobanê’den gelen her kahramanlık hikayesiyle sarsılmamız bu yüzden. Çoğumuzun Rojava Marşı ile gözlerini açması bu yüzden. Bir umut arıyoruz, bir direniş arıyoruz. Kendimiz, Kobanê’yi kurtaracak bir direnişin parçası olamıyorsak, başkasının direnişine sarılıyoruz. Ödümüz kopuyor, Kobanê düşerse aynaya nasıl bakacağız!

Oysa daha yeni bir kadının bedeninden çıkan dirençle patladı tüm korkular. YPJ komutanlarından Arîn Mîrkan, yaptığı feda eylemi ile kendi tarihini yazdı. “İlk ben olmalıyım” demiş olacak. Bugün Kobanê için ne yapıyorsak, ne yapılıyorsa dünyanın öteki ucunda bile, Arîn’in anısının ışığında olsun.

Şimdi lafta kalmaması için sözlerimizin, aynada gördüğümüz her neyse yarın da aynı aydınlıkla bakabilmek için, sokağa! Çok kez yaptık bu çağrıyı, daha çok yapacağız. Ama bunun bir kavşak olduğunu bilelim. Rojava devriminin Ortadoğu halklarının geleceği için tek umut olduğunu, yakın tarihimizde yapılan bu devrimin dünyada tek emsal olduğunu bilelim. Rojava olmazsa barış olmayacağını bilelim. Kobanê düşerse en başta kendimize, sonra o canım çocuklara hesap veremeyeceğimizi bilelim. Bu yüzden Kobanê hepimizin savaşı. Şimdi o insanlık düşmanı IŞİD çetelerine karşı ev ev, sokak sokak savaşan YPG-YPJ savaşçıları tüm eşitsiz koşullarına rağmen terk etmiyor devrimi. Kuşkusuz onlar bu devrin Don Kişotları. Hiçbir şey olamasak Sanço olalım. Devrimi yalnız bırakmayalım!

*Bu yazı, ozgurgenclik.org sitesinin Perspektif köşesinde yayımlanmıştır.

** Atılım Gazetesi’nin 10 Ekim 2014 tarihli 142. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 10 Ekim 2014, Cuma 15:24
Kategoriler: Gençlik, Güncel, Haberler, Politika