Çatlayan duvarlar yıkılacak

Çatlayan duvarlar yıkılacak

HATİCE DUMAN –

Şiddetin bütün çeşitleri her gün ruhumuzu, bedenimizi dağlıyordu. Bedenimizden eksik olmayan morluklarla suskun bir yaşam sürdürmeye alışmıştık ne de olsa…

Taciz, günün olağan aklının içinde en olağanı oluyordu neredeyse. Tecavüzün nefesini her an ensemizde hissederek. Elbiselerimiz üzerimizde olsa dahi. Biliyorduk ki onlar gözleriyle soyuyorlardı bizi…

O an çıplaklığın verdiği titremeyle sarsılıyorduk. Sonra bir şubat günü Özgecan katledildiğinde yüreğimize çöken o suskunluğun perdesini yırtarak bastık çığlığımızı. Evlerimizin pencerelerini kırıp Özgecan olduk hep birlikte, aktık sokaklara, nehirlere benzeyen hayatımız gibi. Yaşamı olduğu gibi kabullenmişliğin yüreğimizi ve beynimizi sarmaladığı o ince zarı yırtıp kadın ayaklanmasının özneleri olduk. Biz kaybolmuş tarihimizi çıkarttık yerin yedi kat dibinden ve yeniden bir tarih yazdık. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını yaşayarak gördük. Öfkemiz sokaklara aktıkça niteliksel bir bilinç aracılığıyla açıldı üzerimize kapanan evin kapıları.

Biz bunları yaşarken elbette ataerkil sistem koruyucusu ve kollayıcıları boş durmayacaktı. Olimpos’ta varlık hakkımızı ortadan kaldıran Zeus’un ardıllarıydı onlar. Hayatımızın her anını kuşatan erkek tanrıların çağımızdaki bu tipolojileri çatlayan aile duvarına dolduracaktı ataerkillik harcını. Hiç aksatmadan her gün cinsiyetçi hezeyanlarını bilincimize boca edeceklerdi. Ancak devran dönecek ve yeni tarih başlayacaktı. Zira bizi o ince zarın içine tutma politikaları ayağımızın altında paspasa dönecekti. Aktık sokaklara bir kere o aile çatısından sağanak halinde dökülecekti sular. Bizi özgürlükten koruyan o duvarların çatlakları arasından sızan milyonlarca kadın sokakları, kentleri sallayacaktı.

Bunu da görecekti saray muktedirleri. Ne de olsa şehirleri, ülkeyi sarsan o güçlü akış, evlerde kurulan erkek iktidarıyla ihtişamına kavuşan o sarayı da sallayacaktı. Telaşların nedeni buydu. Biliyorduk ki saray ihtişamına gölge düşüren isyanımızı ters düz etmeye çalışacaklardı.

Özgecan’ın katledilmesine kadar “devlet baba”nın sırtını sıvazladığı “aile baba”larının cinayetlerini, tecavüzlerini; “kötü” erkeklere yükleyerek başlayacaklardı manipülasyon işine. Algı yönetmede ustalaşanlar, bundan dolayı kötü erkeklerin ellerini kıracaklarını Edirne’den ilan edeceklerdi. Bu durumda devreye giren de muktedirin gölgesi olacaktı. Buna uygun olarak aile bekçisi bakan da katillerin psikopatlığına, tedavi edilmeleri gerektiğine dem vuracaktı. Bizi katillerimize yeniden aşık etmenin bir yolu da bu olsa gerekti. Yeter ki aile sürsündü.

“Kötü” psikopat imgeleri; sokakları sallayan kadınları eve döndürmenin yaratıcılıktan yoksun en bilindik yoluydu. En kötü komedyenin bile dudağını bükeceği cinstendi. Onlar da, biz de biliyorduk ki bu ülkede tek bir katilin kılına bile zarar gelmeyecekti. Hak ve hukukun o “psikopatlara” tanındığı bir ülkede katilleri cinayet esnasında bile bu avantajlarını, ayrıcalıklarını nasıl kullanacaklarını bilecekti. Ezici çoğunluğun şiddete uğradığını düşündüğümüzde de ataerkilliğin kodları çıkacaktı karşımıza esasında. Erkeğin kullandığı o ellerin gücününün sırrı muktedirin dilinde ve uygulamalarındaydı. Gölgesi de biliyordu ki o eller kırıldığında kendi ellerini ortadan kaldırmış olacaktı. Bu tablonun içinde sadece Özgecan’ın kesilen elleri kalacaktı. O eller ise sokakları isyana duran kadınların ellerinde isyan bayraklarına dönüşecekti.

Gölgenin tam da burada “namus”tan dem vurarak çatlamış aile duvarını zaten dökmeye devam edecekti. Edirne’de mumla arayıp da bulamadığımız “iyi erkeklere”, “kadınları koruyun” talimatını verirken esasta katillere göz kırpmış olacaktı. Keza minibüs şoförleri de namus bekçiliğine soyunacaktı aynı anda. Ne de olsa kadının koruyucu namus bekçisi aynı zamanda onun sahibi olacaktı. Özel mülkiyet düzeninin temeli de bu en nihayetinde. “Kötü” erkekler gölgeden tüyoyu almış ki, “psikopatlardan” biri kadının beynini dağıtacaktı arabanını altında. Diğeri kadının bedenini 52 parçaya bölecekti. Vahşet sokakta, evde kol gezerken ataerkil toplumsal düzenin asayişi berkemal olacaktı.

Hesap tutmadı, kadınlar daha fazla aktı sokağa. Bu defa gölge kayboldu muktedirin kendisi çıktı sahneye. Dans eden kadınlara haddini bildirdi önce. Böyle bir zamanda çarpıtmanın bini bir parçaydı. Muktedir bütün kadınları karşısına almayacak kadar deneyimlemişti, kirli siyasetini. “Kadınsınız, sokakta dans edilir mi, kocanızın dizinin dibinde uslu uslu oturun” diyemeyeceği için ölümle dansı karşı karşıya getiren vicdanları oynadı. Özgecan’ın anne ve babasının verdiği insanlık dersini kanlı elleriyle zehirli bir oka dönüştürüverdi. Ve oku feministler şahsında kadın özgürlük mücadelesinde özneleşen kadınlara fırlattı. Gölgesi kadar göz çıkara çıkara yapamadıysa da erkeklere egemenliklerini tesis etmenin yolunu gösterdi.

Elbette eskisi kadar rahat konuşamayacak hazretleri! Ama diğer yandan konuşmak, kollamak zorunda olduğu bir erkek egemen sistem var. Biliyordu ki o sistem çökmeye başladığında iktidarının altı boşalacaktı.

Muktedirlerin bu inşada kadınları nasıl araçsallaştırdığını biliyorduk. Erkekleşmiş aile bekçisinin kızlarının, eşlerinin Özgecan’ın evini telaşla ziyaret edip bedenini bir kez daha dağlamaları ondan. Ne de olsa onlara okun yayı olma görevi düşüyor. Araçsallaştırmanın da bir şiddet olduğunu hatırlatmakta fayda var burada. Dahası yıllar önce erkek şiddetine maruz kalan kadın vekilinin başına gelenleri de sümen altı etmişlerdi. Olan bu ya, şiddete uğrayan kadın vekili de muktedirlerin zehirli okunu fırlattığı kadınlar zehir çıkmışlardı.

Muktedir bağıra dursun biz hayata bakalım. Hazretleri iktidarının tatlı oklarında yeni zehirli oklar bulacak elbet. Ancak esas olarak Özgecan’dan sonra kadınların yaşadığı bilinç sıçramasıdır. Bu değişim, açtığı yolda geleceğin yolunu çok daha berrak çiziyor. Bundan dolayı kadın devrimimiz yeni bir kadın isyanının yarattığı zeminde güçlenerek ilerliyor. Çatlayan duvarları bir bütün olarak yıkacağımız günler uzak değil.

* Atılım Gazetesi’nin 27 Şubat 2015 tarihli 162. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 1 Mart 2015, Pazar 14:27
Kategoriler: Güncel, Haberler, Kadın, Makaleler, Özgür Kadın