Erkeklik cehenneminden çıkmak

Erkeklik cehenneminden çıkmak

MESUT ÇEKİ –

IŞİD’in vahşeti hala hafızalardadır. Nasıl olmasın ki! Her gün yeni bir “görüntü” ile adeta “arkası yarın”lı bir korku filmi gibi hayatımızı esir aldı bu vahşet! Erkek şiddeti de hafızalarda canlılığını koruyor olmalı. Nasıl korumasın ki! Her gün ve hatta her saat yeni bir kadına şiddet “görüntüsü” ve “haberi” ile karşılaşıyoruz. Günün her kuşağında devam eden adeta “Bizi izlemeye devam edin” diyen bir pervasızlıkla kadınların hayatına karabasan gibi çökmüş durumda erkek şiddeti! IŞİD işgal ettiği her yerde devamcısı olduğu sömürgeci imparatorluklar ve faşist ordular gibi ilk önce kadınlara saldırıyor. Tecavüz ediyor, kaçırıyor, köle pazarları kurup satıyor. Akla hayale gelmez işkencelerle cinayetler işliyor, katliamlar yapıyor. Erkekler de işgal ettikleri tüm yaşam alanlarında ilk önce kadınlara saldırıyorlar. Kültürel, ekonomik ve geleneksel prangalarla kadınların hareket alanlarını daraltıyorlar. Tacizi ve tecavüzü sistematik olarak sürdürüyorlar. Kadınlara yönelik şiddet, işkence ve cinayette sınır tanımıyor, vahşette IŞİD’den geri kalmıyorlar!

IŞİD saldırganlığını süreklileştirerek hiçbir insani değeri taşımayarak/tanımayarak, korkuyu ve vahşeti örgütleyerek her gün yayınladığı fetvalarla, kadınların soluduğu havayı dahi denetimine almaya çalışarak, kendisine tam itaati, biadı dayatıyor. Erkekler de, ataerki ordusunun emirerleri olarak saldırılarına ara vermiyorlar “karı”, “sevgili”, “anne”, “kardeş”, “evlat”, “aileden biri” vb. diyerek hayatı kadınlara zindan ediyorlar. Faşist rejimin rütbeli erkekleri ise her günkü açıklamalarıyla kadınları aşağılayıp onları hedef haline getiriyor. Erkekler “tanıdık”, “tanımadık” bütün kadınları “özel” ve “kamusal” alanlarda kuşatma altına alıyorlar. Onlara her an her yerde “bir şey yapabilme” korkusunu da canlı tutuyorlar. Bazen zorla bazen ise “güzellik” ile kadınlardan itaat ve kölelik bekliyorlar. IŞİD, İslam adına hareket ettiğini iddia ediyor. Gerçek İslam’ı kendileri temsil ediyormuş (!) Ve kendi kara bayrakları altında toplanmayan herkesin payına ya işkence, tecavüz ve vahşi bir ölüm ya da kölelik düşüyor. İslam dinini ve Müslümanlığı tekellerine almaya çalışan bu anlayışa karşı “İslam dünya”sından ne yazık ki güçlü itirazlar yükselmemektedir. Toplumsal İslamı benimseyenlerin sesleri ise neredeyse hiç duyulmamaktadır. Öne çıkan tavır, IŞİD faşizmi karşısında seyirci pozisyonunda kalmaktır!

Erkekler de insanlık adına hareket ettiklerini iddia ediyorlar. “Seçilmiş cins” olduklarına inanıyorlar. İnsan soyunun üstün niteliklerini kendileri temsil ediyormuş (!) Ve kendi erkleri/kanatları altında yaşamayı kabul etmeyen, her türden isteklerini yerine getirmeyen kadınların payına ya Özgecan, Kübra, Hüsne gibi tecavüz, işkence ve vahşi bir ölüm ya da açık-gizli kesintisiz bir baskı ve şiddet düşüyor! İnsan maskesi ve erkek kimliği altında yapılan kadın düşmanlığı ve cins kırımı karşısında “erkek dünyası”ndan maalesef güçlü bir itiraz yükselmemektedir! Kadın eşitliğine inanan, kadın özgürlüğünü savunan erkeklerin sesleri ise neredeyse hiç duyulmamaktadır. Öne çıkan tavır, “erkek faşizmi” karşısında seyirci kalmak açık veya gizli erkek dayanışması ağına takılmaktır!

Bu paralellikleri, ortak özellikleri uzatmak mümkün. Ayrıca ABD emperyalizmi ile “erkek emperyalizmi” Türkiye’deki faşist rejim ile “faşizan erkeklik” vb. arasında sayfalar dolusu ortaklık sıralanabilir. Nitekim hegemonik iktidarlar ile erkeklik iç içe olgulardır. İktidarlar ataerkilliği yaratır, toplumsal erkeklik ise iktidarları yaşatır! O iktidarlar da Musul’dan Mersin’e, Şengal’den Antalya’ya, Kobanê’den İstanbul’a kadınlara ölüm saçarlar.

IŞİD zihniyeti ile aynı sokakları paylaştığımız erkeklerin zihniyeti arasında benzerlik kurulmasını abartı ve zorlama bulanlara bu yazı bağlamında söyleyecek fazla sözümüz yok! Onlar, barbar ve modern erkeklerin farklılıkları ve istisnaları genellemiş gibi sunmanın yanlışlığı üzerine teorilere sarılıp kendilerini rahatlatmayı sürdürebilirler. Fakat bu benzerlikler karşısında irkilen hatta yaşadığımız dünyayı bir bütün erkeklik cehennemi olduğu gerçekliğini gören, kendisinin de o cehennemin bir parçası/bekçisi olduğunu kabul eden erkeklerin soluklarının kesilmesi gerekir! Ataerkil sistemi ve onun nimetlerini sahiden reddetmeden cehennemin bekçiliğinden istifa etmeden, insan ve devrimci olarak “varlık hakkını” tam olarak kazanamayacağımızı kabul etmemiz gerekir. Kadınlara ve LGBTİ’lere yönelik şiddetin ve nefret cinayetlerinin “gündemleştiği” (her zaman güncel ve gündemde olmasına rağmen ne yazık ki biz erkekler devrimcilerin gündemine girmesi de her zaman olmuyor!) zamanlarda eylemsel tepkilerde bulunmakla yahut ara sıra erkekliğimizi tartışmakla yetinmememiz gerekir! Maxmur, Şengal ve Kobanê’de kadınlar, 21. yüzyılda korkunun ve vahşetin koçbaşı olan IŞİD’e ve zihniyetine öldürücü darbeler vurdu. Direniş ve serhildan ruhuyla kadın özgürlüğünün ve toplumsal kurtuluşun temelini attılar. Omuz başlarındaki erkeklere de cinsiyet özgürlüğünün yolunu gösterdiler.

Bizim sokaklarımızda ve meydanlarımızda da her geçen gün büyüyor kadın isyanı. Erkeklik cehenneminin duvarları çatlatılıyor. Kadın isyanı, Kadın devrimini mayalıyor!

Peki biz, erkeklikle yüzleşmede, hesaplaşmada ve cinsiyet özgürlüğü mücadelesinde yolun neresindeyiz.

* Atılım Gazetesi’nin 6 Mart 2015 tarihli, 163. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 6 Mart 2015, Cuma 11:01
Kategoriler: Haberler, Politika, Yaşam