Önce müzakere, sonra silah bırakma

Önce müzakere, sonra silah bırakma

Sonunda müzakereler başlayacak! Öyle görünüyor.

A. Öcalan tarafından hazırlanan, Kandil’in benimsediği, HDP’nin desteklediği ve AKP iktidarının da bilgisi ve resmi kabulü dahilinde kamuoyuna duyurulan müzakere çerçeve metni var artık elimizde.

Bu somutluk, çözüm süreci bakımından yeni bir aşamaya geçildiğini ve yeni bir durum oluştuğunu gösteriyor bize.

Artık çözüm sürecini belirsizliğe mahkum eden, tıkanma ve krize sürükleyen AKP muhatapsızlığı son bulmuştur. Öcalan’ın, Kandil’in, HDP’nin süreci müzakereye doğru ilerletmek, siyasal uzlaşma zeminini korumak, barış çözümünü pratikleştirmek için sorumlulukla ve ciddiyetle atmayı sürdürdüğü tek taraflı adımların toplumsal ve siyasal meşruiyeti, gücü karşısında AKP iktidarı artık daha fazla “direnemeyecek” duruma gelmiştir.

Çözüme direnmek, çözümsüzlüğe oynamak AKP’ye giderek daha pahalıya patlayan ve ağırlaşan bir politik bedel ödeme durumuyla yüz yüze bırakmış, iktidar statükosunun çözülüşünün ve çöküşünün bütün emarelerini, sonuçlarını gün gün yaşar hale getirmiştir.

Yönetememe krizi, AKP iktidarını için için kemirmekte, toplumsal hegemonya gücünü ve olanaklarını adım adım erozyona uğratmaktadır. Toplumun yarısı AKP’den nefret eder hale gelmiş bulunmakta, şu ya da bu gerekçelerle AKP’ye oy veren diğer yarısı içinde de giderek artan oranda inandırıcılık ve güvenilirlik sorgulaması gelişmektedir. Tek alternatif AKP algısı bu kesimler içinde yıkıma uğramakta, seçmen eğilimlerindeki hareketin AKP’den yüz çevirmeler, uzaklaşmalar ve kopmalar biçiminde açığa çıktığı anket sonuçlarına da yansımaktadır.

Tayyip Erdoğan balonu da zaten şişirilme hacminin son sınırına çoktan varmış, sönme safhasına geçerek adım adım pörsümeye yüz tutmuş bulunmaktadır. Erdoğan, sarayın suni ışıltısı altında kendi egosunu parlak gösterme gayretine devam etsin, AKP’sinin lambasının şavkı giderek azalıyor. Son kullanma tarihi yaklaşıyor.

AKP, çantada keklik seçim zaferleri döneminin geride kaldığının farkındadır. Çünkü artık karşısında HDP vardır. Seçim barajı psikolojik engelini çoktan aşmış HDP, AKP’nin bütün seçim hesaplarını bozacak bir halk hareketi gücü olarak yükselişine devam etmektedir.

Barajın altında kalmak ne kelime, HDP’nin bu yükseliş performansının baraj üstü ortalama beklentilerin çok üstünde ve herkesi şaşırtan sürpriz oy oranlarına ulaşabileceğinin konuşulduğu günler yaşamaktayız.

Hal böyleyken, Erdoğan’ın, ‘bana 400 milletvekili lazım’ çağrısı, ne zavallı bir konumda ve ne kirli planlar içinde olduğunun ispatıdır. Ve bunlar boş işlerdir. Erdoğan, başkanlık hayalinin üstüne şimdiden soğuk su içebilir. Durum politik açıdan bu kadar sabit hale gelmiştir. 400 milletvekiliymiş! AKP’nin, 300’e ulaşırlarsa bayram ilan edecekleri, 276’yı bulduklarında bile öpüp başlarına koymak zorunda kalacakları gerçek olasılıklara gebe bir seçim atmosferi içinden geçmekteyiz.

***

Sonuçta seçimlere daha üç ay var ve bu, Türkiye gibi toplumsal hayatın, derin iktisadi ve politik çelişkilerin kaosu içinde biçimlendiği bir coğrafyada uzun bir süredir. Her an her şey olabilir! O nedenle biz şimdi, olmuş olan en somut şeye, müzakere koşullarına bir çerçeve kazandıran “ortak” açıklamaya dönelim tekrar.

Önce bir yanılsamaya dikkat çekelim. AKP (devlet) ve HDP heyetinin açıklaması öyle gösterilmeye çalışıldığı gibi çözümde ortaklaşmanın sağlandığı bir açıklama değildir. 10 maddelik demokratik ilkeler çerçevesinin, karşılıklı muhataplarca müzakere edilmek üzere kabul edildiğini ilan eden bir beyandır. Pratik anlamı bununla sınırlıdır. Önemlidir, değerlidir, ama o kadardır. HDP heyetinin ve KCK yetkililerinin bu açıklamadan sonra müzakereye derhal başlanması gerektiğine dikkat çeken uyarıcı açıklamaları boşuna değil. Öcalan’ın sekretaryasının oluşturulması, izleme heyetinin kurulması, İmralı-Kandil arasında doğrudan temas/görüşme mekanizmasının sağlanması gibi müzakerenin kurumsal altyapısının olmazsa olmazlarının acilen devreye girmesi gerekiyor. Evet acilen, günler içinde, bir-iki haftada.

Daha somut konuşalım, eğer Newroz’a (21 Mart’a) kadar AKP iktidarı bu “teknik” adımları atıp müzakere maddeleri üzerine heyetler arası görüşmelere başlanma iradesini göstermezse, işler karışır! Karışır çünkü, Öcalan’ın Newroz’da vereceği mesajın içeriği ve anlamında AKP’nin/devletin işin ciddiyetine uygun davranıp davranmadığı konusu temel ölçülerden biri olacaktır. Ki zaten, önceden açıkça dile getirildiği ve bilindiği gibi, A. Öcalan’ın müzakere perspektifinde bahar ayları içinde -Nisan olarak anılıyor daha çok- KCK’nın Türkiye’de silah bırakma kararı almasının koşullarını yaratacak adımların atılması var.

Bunun tek bir anlamı bulunuyor: Seçimlerden önce, kabul edilen 10 maddelik demokratik ilkeler çerçevesinin içeriği alt başlıklar biçiminde tartışılarak somutlaştırılıp karar altına alınmaya başlanacak, yasal ve anayasal değişiklikler yapılması güvencesiyle imza altına alınacak. Seçimden sonra unutulacak ya da inkar edilecek sözle, lafla değil, seçimden önce hükümet/devlet tarafından resmi imza altına alınmış taahhütlerle, yani pratik olarak ilerlenecek. Silah bırakma kararı, bu ön koşul gerçekleştiği ölçüde gündeme alınacak.

Daha açıklamanın yapıldığı gün “silah bırakacak olan bölücü terör örgütüdür, güvenlik güçleri neden silah bıraksın” gibi abuk subuk konuşmaya devam eden Erdoğan’ın kafası bu yeni duruma basar mı, bunları içine sindirebilir mi? Daha açıklama sırasında, “akşamdan sabaha bitmeyecek bir süreç” gevelemesiyle lafa başlayan Y. Akdoğan’ın temsil ettiği AKP, oyalama, süründürme politikasından vazgeçip bunlara cesaret eder mi, gereğini yapar mı? Kendileri bilir.

Yaparlarsa, seçimlerde alacakları yenilginin bir siyasal bozguna dönüşme riskinin önüne geçme şansını kazanmış olurlar. Yapmazlarsa, sonuçlarına en ağır biçimde katlanmak zorunda kalırlar: o zaman onları çıkaracakları bin tane “iç güvenlik yasası” bile kurtaramaz.

* Atılım Gazetesi’nin 6 Mart 2015 tarihli 163. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 6 Mart 2015, Cuma 15:22
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler