Partinin Sesi’nden erkek komünistlere soru: Kendiniz için ne kadar özgürlük istiyorsunuz?

Partinin Sesi’nden erkek komünistlere soru: Kendiniz için ne kadar özgürlük istiyorsunuz?

MLKP Merkez Yayın Organı Partinin Sesi’nin 182. sayısında, “Rojava’nın Komünist Şehitlerinin Mesajı”, “Devrimci Ciddiyet”, “Toplumsal Erkeklikle Mücadele Kadın Özgürlüğü İçin Eyleme Geçmektir!” yazıları yer aldı. Ocak 2015 tarihli derginin “Toplumsal Erkeklikle Mücadele Kadın Özgürlüğü İçin Eyleme Geçmektir!” başlıklı yazısını, Marksist Leninist komünist erkeklere yönelik eleştirileri ve değerlendirmeleri nedeniyle yayımlıyoruz.

Yazı, komünist erkeklerin, kadın özgürlük mücadelesinin ve kadın devriminin ihtiyaçları ve sorumluluklarını ne kadar hayata geçirildiğiyle ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor: Kendi toplumsal erkekliğinizin somut eleştirisinden esasen uzak durdunuz. Erkek egemen zaaflarınıza tanımlanamaz cisim, “ufo” muamelesi yaptınız. Bu esasen bir kavrayış sorunu değil, bu bir tercih sorunu. Dürüst değilsiniz ve bilmelisiniz ki, bu görülüyor!

Toplumsal erkeklikle mücadele kadın özgürlüğü için eyleme geçmektir

KADIN DEVRİMİNDEN HEYECAN DUYMAYAN PARTİLİ ERKEK GERÇEĞİ

Toplumsal erkeklikten kopuş, komünist erkeğin kendi devrimci gelişiminin zorunlu bir gereğidir! Toplumsal erkeklikle hesaplaşma ve kopuş derecesi komünist erkeğin devrimciliğin varabileceği mesafe ve derinliğin sınırlarını belirleyen temel bir etkendir.

Toplumsal erkeklikle pratik, eylemli hesaplaşma, tüm parti güçlerinin düzeyinin, partinin kadın özgürlük programı çıtasına yükseltilmesinin, başka bir deyişle, partizanlık çıtasının ve partinin niteliğinin yükseltilmesinin bir gereğidir!

Erkeğin dönüşüm sorununa, kadınlara “yardımcı olmak”, “uyum sağlamak”, “engel olmamak”, “razı olmak” türünden bütün dıştancı yaklaşımlar, erkek komünistlerin kendi ayaklarına ve partimizin gelişim hızına vurdukları birer prangadır.

Ölçümüz, eylemi ve duruşu, kadın komünistlerin öncülüğünde, partimizin kadın özgürlük programının ihtiyaçlarına göre düzenlemek olacaktır. Erkek komünistler, merkeze “Kadınlara ne kadar iyi davranıyorum?” üstenci ve dıştancı sorusunu koymaktan derhal vazgeçmeli, eylemlerini “Kadın devrimi çizgisini pratikleştirmek, kadın organlarının kararlarını hayata geçirmek, kadın özgürlük mücadelesini büyütmek, partimizin bu mücadele içerisinde öncü ve önder olarak gelişmesini sağlamak için ne yapıyorum?” sorusu eksenine yöneltmelidir.

Kadın devrimini büyütmek için pratik duruş sergileme çizgisinden ve kadın komünistlerin öncülüğünden bir an kopulursa, yön kaybı, yasak savma, görüntüde, lafta ve biçimde takılı kalma kaçınılmaz olur.

“İNCELMEYEN” ERKEKLİK VE DEVRİMCİLİK ÇITASI

“İnceltilmiş erkeklik” kavramı, devrimci saflarda erkek egemen zihniyetin bitmiş olduğunu değil, aksine, toplumdaki ortalama erkek davranışıyla aynı kaba biçimlerde olmasa da sürmekte olduğunu vurgulamak için; devrimci erkeğin üstünlüğüne övgü değil, sorumluluklarına çağrı yapmak içindi. Sizin çıtanız sıradan bir erkeğin çıtası değildir, demekti. Komünist erkeğin önüne çok daha ileri görev ve sorumluluklar koymak demekti!

Ancak, bu çıtayı, mümkün olabilecek en geri seviyeye çekme eğilimi ve eylemi, bütün canlılığıyla sürdü! Ortalama pratik, partinin amaçlarına uygun olarak, çıtayı daha yükseğe itmek, daha ileri örnekler oluşturup yaymak yerine, çıtayı olabildiğince aşağı çekip yasak savmak oldu. Saflarımızda bir sınıra çarpıp tıkanan, bir türlü “incelmeyen” erkeklik gerçeği yaşamaya devam etti.

Ama bu aşağı doğru çekiştirdiğiniz çıta, kendi devrimcilik çıtanızdır!

Bu çıtayı aşağı çekmenin, devrimci gelişiminize bir yararı yoktur; direnişiniz, reddettiğiniz düzenin ayrıcalıkları içindir, bütün ayrıcalıklar gibi, yozlaştırıcı ve devrimciliği eriticidir!

Kendi toplumsal erkekliğinizin somut eleştirisinden esasen uzak durdunuz. Erkek egemen zaaflarınıza tanımlanamaz cisim, “ufo” muamelesi yaptınız. Bu esasen bir kavrayış sorunu değil, bu bir tercih sorunu. Dürüst değilsiniz ve bilmelisiniz ki, bu görülüyor!

Ezilen, sömürülen, baskı altına alınan, cinselliği, bedeni, emeği, nasıl yaşadığı, ne giydiği, ne yediği üzerinde kendi istekleri dışında karar verilen, uymadığında kesilen, biçilen, işkence gören milyonlarca ve milyarlarca insandan oluşan bir toplumsal kesim var. Şimdi iki soruya yanıt vermelisiniz:

Birincisi, genel devrimci mücadele ve görevler dışında, dolaysız olarak bu kesimin kurtuluşu için ortaya ne koyuyorsunuz? Bir miktar temiz yıkanmış bulaşıktan, biraz yemek yapmayı öğrenmiş olmaktan, dıştancı, kaydedici yorum ve değerlendirmelerden başka ne kadar üretebiliyorsunuz? Hangi eylem? Hangi siyasal pratik? Hangi erkeğin egemen zihniyetiyle nasıl bir mücadele?

İkincisi, ezen kesimin mensupları olarak, içinizde nasıl bir nefret, nasıl bir uzlaşmazlık düzeyi, nasıl bir utanç ve kin var? Toplumsal erkeklikle saflarınızı ayırmak ve onun tüm yapışkan kirinden arınmak için, suç ortaklığından kurtulmak için, asla bir parçası olmamak için tüm eyleminizi, bütün davranış biçimlerinizi değiştirme isteğiniz ne kadar güçlü? Kendi hemcislerinizle, parti saflarında ve tüm toplumda, mücadele istek ve pratiğiniz ne kadar güçlü? Erkek egemenliğine karşı kadın özgürlük değerlerinin hegemonyası için mücadele yürütüyor musunuz, erkek egemenliğini, erkekle en çok uzlaştığınız ve en az kavga ettiğiniz konu olmaktan çıkarabiliyor musunuz? Duygu dünyanız ne kadar devrimci bütünlüğe sahip?

EZEN OLMA UTANCI VE EZENE KARŞI KİNLE YOĞRULMAK

Devrimcilik bir kültür olarak, bir yaşam biçimi olarak, egemenle, ezenle saflarını net biçimde ayırma duygusunu yüreğinde büyük bir borç, büyük bir vicdan yükü olarak taşımayı gerektirir.

Size, “Özgecan’ın, Güldünya’nın, Münevver’in katledilmesinden, milyonlarca kadının yaşadığı erkek zulmünden öfke ve utanç duymuyor musunuz?” diye sorulduğunda, “Elbette” diyeceksiniz. Ama devrimci saflarda oluşunuzun, kendinizi bunun dışında saymak için yeterli olduğuna, devrim için dövüşüyor olmanızın zaten aynı zamanda kadınların kurtuluşu için de dövüşmek olduğuna da eminsiniz. Yaklaşımınız yetinmeci, alev alev yanan bir devrimci öfkeyle, daha fazlasını yapmaya can atma duygunuzsa zayıf! Bir devrimci için, bu yetinmecilikten daha büyük bir günah, daha ciddi bir kendini sınırlama olabilir mi?

Komünist erkeğin ortalama gerçeğine hakim olan, sınırlı değişimlerini bile üstün başarı sayan, yetinmeci, kadınla tahakkümcü, dayatıcı ilişkileniş tarzından kopamayan ya da konuya hepten ilgisizlikle sorundan sıyrılmaya çalışan bir pratik değil mi? Egemen kibri mi, ezilenin yanında saf tutmanın devrimci mütevaziliği mi yaygın?

Egemen kibrinin ilerici ve devrimci saflardaki yansımalarının çokça örneği vardır. Türk demokratlarının, devrimcilerinin, hatta yer yer partimiz saflarındaki Türk yoldaşların, Kürt ulusal sorununu kavramış olmayı başarmaktan, devrimci bir sevincin ötesinde, üstenci övünüşü bu örneklerden biridir: Ey Kürt, bak ben bu Türk halimle sorununu derdini anladım, bu sana ne büyük bir lütuf!

Tersinden, Türk komünistin devrimciliği, Kürt’ün ezilmesinden gerçek bir utanç duymakla, kendi adına işlenen cinayetlere karşı büyük bir mücadele isteği duymakla, sömürgeciliğin karşısında safını belli etmek, suç ortaklığından kendini sıyırmak için en öne atılmakla gelişir. Ermeni sözcüğünün hakaret içeriğinde kullanılmasından tırnaklarına kadar tiksinti ve utanç duymakla gelişir. “Ne var, ben de fabrikada eziliyorum, Kürt, Ermeni olmak da bir şey mi sanki” duygusuyla değil!

Bir devrimci ahlak sorunudur egemenlikle ve ayrıcalıklarla barışık olmamak. Düşünün ki, mutfaklara girişiniz dahi, sürekli bir sürtünme, tartışma konusu oluyor. Düşünün ki, birisi sizin de ihtiyacınız olan şeyleri, sırf belli bir toplum kesimine mensup olduğu için, öyle doğduğu için yaparken, içeride, sırf belli bir toplum kesimine mensup olduğunuz, öyle doğduğunuz için, rahat rahat oturabiliyorsunuz. Bundan da hiç bir ahlaki sızı duymuyorsunuz. Bu nasıl bir devrimci midedir ki bunu hazmedebiliyor! Ve ancak kadın yoldaşlarınızın yoğun mücadeleleriyle geri adım atılabiliyor!

Sonuçta insanın nasıl doğacağını seçmesi elbette kendi elinde olmadığı gibi, bunu değiştirmesi de gerekmez. Ancak toplumsal erkekliğinizi, biyolojik erkekliğinizle aklamaya çalışmaktan vazgeçmeli, biyolojik erkekliğinize güçlü bağlılığınızın toplumsal erkekliğinizle ilişkisini sorgulamalısınız.

Örneğin, devrimci erkeklerin kadın özgürlük mücadelesiyle siyasal dayanışmasının en ileri örneğini oluşturan, geniş kitlelerde bir yeni erkek tavrı ve yaklaşımının geliştirilmesi, bunun öncü biçimlerinin açığa çıkarılması bakımından olumlu sonuçlarının görülmeye başlandığı “Erkeklik buysa erkek değiliz” sloganındaki egemenlikçi kayıt bile dikkat çekicidir. Toplumsal erkekliğin ne olup ne olmadığı bellidir. “Buysa” kaydını tümden erkeklikten olmamak, “Başka bir şey misiniz ulan” saldırısına erkekçe cevap vermek için koyduğunuz ve çoğu durumda öyle de cevap verdiğiniz gerçek değil mi? “Erkek değiliz, ayrıcalıklarımızı istemiyoruz, erkekliği reddediyoruz” söylemleri neden kayıtsız, kaygısızca gelişemiyor? Söylemden daha önemlisi, bu neden samimi bir duygu olarak, “Keşke kadın olsaydım da, bu rezil erkeklikle daha cepheden savaşma şansım olsaydı” duygusu olarak gelişemiyor?

“Erkek olmama ihtimali”, gözlerinizde hemen “biyolojik erkeklikten olma” sahnelerini, cinsiyet geçiş ameliyatlarını vb. canlandırıyor. Sadece gözlerinizde değil, inanılmaz bir aymazlıkla, inanılmaz bir sorumsuzlukla, insani olmayan bir üstünlüğü doğal sayma yaklaşımıyla, tartışmalarda da canlanıyor! “Ne yani cinsiyet mi değiştirelim”, “Ne yani ameliyat mı olalım” gibi söylemler azımsanmayacak yaygınlıkta! Unutmayın ve hissedin, erkeklikten olmanın, bu cümlelerde dile getirdiğiniz gibi büyük bir felaket olduğuna inanmak için hiç bir nedene sahip olmayan kadın ve LGBTİ insanlık, dünyanın yarısını oluşturuyor!

ELİNİZİ ATEŞE SOKUN, RİSK ALIN, MİLİTAN OLUN!

Kadınla tahakkümcü ilişkilenerek, onlara kendi özgürleşme sorunlarını kavrayıp çözüm üretecek, reşit, aklı başında özneler olarak yaklaşmayarak ürettiğiniz gerilim tablosundan ne hakla rahatsız oluyorsunuz!

Kadınlar düşünebiliyor! Kadınlar çocuk değil! Hakikaten bu basit gerçeğin farkında mısınız?

Siz komünist erkekler, partinin yetkili kadın kurullarının kararlarını, MPYO’nun kadın cephesindeki mücadele direktiflerini, kadın yayınlarının yaklaşım ve yönlendirmelerini parti kararı ve direktifi olarak algılamayıp tercihinize göre tutum almayı normal, meşru sayarken, kuşkucu, küçümseyici biçimde süzgeçten geçirme hakkını kendinizde görürken, “kadınlarla ilgili” karar ve direktiflerle diğerleri arasında düpedüz ayrımcılık yaparken, bu gerçeğin hakikaten farkında mısınız?

Siz komünist erkekler, kadın yoldaşların nasıl ezildikleri hakkında doğru bir fikir edinebileceklerine, erkek ezmesini algılamaya yarayacak kadar bir yaşam deneyimine sahip olduklarına, kadın ezilmesinin duyguda ve eylemde yarattığı veya yaratması gereken sonuçları kadınlar kadar iyi bilemeyebileceğinize, kadınların, erkek egemenliğiyle nasıl savaşılacağını bildiğine ihtimal bile vermeyen yaklaşımlarınızla bu gerçeğin hakikaten farkında mısınız?

Tahakkümcü tarzınıza kadın yoldaşlarınızdan gelen haklı tepkileri, kadın özgürlük mücadelesindeki üretimsizliğinize gerekçe yapabiliyorsunuz! Kadınların erkeklerin öneri ve yardımlarını reddettiği kanısıyla, bu sınanmış hiç bir veriye dayanmayan şehir efsanesiyle, parti görevleriniz karşısındaki sorumsuz, eylemsiz duruşunuzu açıklamaya çalışabiliyorsunuz. Kadına müdahaleyi doğal hakkınız saymanıza gelen tepki ve eleştiriyle, kadın özgürlük mücadelesine katkı sunmanızı reddetme arasında ayrım yapamamanız, egemen şekillenişin algılarınızı kötürümleştirmesiyle ilgili değil mi? Peki kaç eylem, kaç kampanya önerisi reddedilmiştir? Erkek egemenliğiyle mücadele etme çabalarınızdan kaçı engellenmiştir? Kaç tartışma, panel, eğitim başvurusu olup da geri çevrilmiştir? Eylem ve eleştirinizi, kadına değil de erkeğe, kadın inisiyatifini “tashih ve redakte etmeye” değil de erkek egemenliğini geriletmeye yönelttiğiniz hangi somut durumda “kadın kurbanı” oldunuz? Kadın özgürlük mücadelesiyle ilgili çok sınırlı söz söylediğiniz, daha da sınırlı eyleme geçtiğiniz ve bütün bu sözleriniz ve eylemlerinizin büyük çoğunluğunda da karşınıza erkek egemenliğini değil, kadın inisiyatifini aldığınız gerçek değil mi?

Kadın gündemlerinden uzak durmanın, konu üzerine üretici fikirler geliştirmemenin, konuyu tüm boyutlarıyla kadınlara havale etmenin, kadınların önünü açmakla, kararı kadına bırakmakla, demokrat olmakla zerrece ilgisi yoktur.

Kürt özgürlük mücadelesini Kürt komünistlere, iş cinayetlerine karşı çalışmaları işçi komünistlere devretmek olur mu? Neden öneri sunmuyorsunuz? Neden risk almıyorsunuz? Neden eleştirilmekten, mükemmel olmamaktan, yetkin olmamaktan bu kadar korkuyorsunuz? Neden yaşamı, bireysel erkek psikolojisinin belirleyici ögelerinden biri olan “performans testi” tadında yaşamaya razı oluyorsunuz? Neden kadınların “haksızlığına” uğramayı göze alamıyorsunuz? Bırakın, siz mantıklı, yararlı ve eylemsel karşılığı olan bir öneride bulunun, bunun kavgasını verin de kadınlar haksız yere reddetsin. Ezilen geniş bir kesimin, toplumun yarısının özgürlüğü için buna değmez mi?

Kadın özgürlüğü için kendinizi, eyleminizi ne kadar ortaya koyacağınız, erkek komünistler olarak ne kadar özgürlük istediğinize bağlı. Kadın komünistler, kendi pratiklerinde sorup yanıtladıkça özgürleştikleri soruyu, erkek devrimcilere soruyor: Kendiniz için ne kadar özgürlük istiyorsunuz? Bunun için kendinizden ne verebilirsiniz? Ne veriyorsunuz? Ne kadar emek? Ne kadar fedakarlık? Ne kadar zaman? Ne kadar bedel? Cevabınız ne kadarsa o kadar özgür olacaksınız, daha fazla değil!

* Atılım Gazetesi’nin 6 Mart 2015 tarihli 163. sayısında yayımlamıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 6 Mart 2015, Cuma 11:10
Kategoriler: Atılım Dosya, Haberler, Politika