Emperyalizmin ve Körfez rejimlerinin yeni ittifakı ve Yemen saldırısı

Emperyalizmin ve Körfez rejimlerinin yeni ittifakı ve Yemen saldırısı

SELİM SEZER –

Geçtiğimiz 25 Mart’ı 26 Mart’a bağlayan gece, Ortadoğu’nun en yoksul ülkesi Yemen’e düzenlenen hava saldırıları, uzun sürebilecek yeni bir savaşın başlangıcını teşkil ettiği gibi, bölgedeki emperyalizm işbirlikçisi Arap devletleri arasında kurulan yeni bir gerici işbirliği örgütlenmesinin de habercisi oldu. Hasmı olan Suriye’de “devrim” adına muhalefetin silahlandırılmasında ve bu ülke içinde görece düşük bir şiddet düzeyiyle seyreden krizin bir tür bölgesel savaşa dönüştürülmesinde birinci derecede rol oynayan Suudi Arabistan, tıpkı Bahreyn’de olduğu gibi, kendi güdümündeki Yemen’de gerçekleşen bir devrim girişimini sivillerin de kitlesel düzeyde ölümüne yol açan saldırılarla bastırmaya çalıştı. Aynı zamanda Yemen saldırısı, kurulmakta olan bir “Arap NATO’su”nun ilk denemesi olduğu şeklinde yorumlanabilir.

ABD’nin istihbarat ve lojistik desteği, İsrail’in siyasi destek ve yakıt desteği verdiği, Türkiye’nin de açık siyasi desteğin yanı sıra lojistik destek verebileceğini açıkladığı saldırı, tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde açık bir “emperyalist saldırı” niteliği taşıyor ve saldırının birinci hedefi olan “Husilerin” kimliği ve hedefleri konusundaki tartışmaları tali plana atıyor. Ancak, kurucusunun aşiret ismiyle Husiler olarak bilinen Ensarullah hareketi bu süreçteki temel aktörlerden biri olduğu için, kısaca bu harekete de bir göz atmak gerekiyor.

ENSARULLAH: OLUMLU NİTELİKLERİ VE SINIRLARI

Kanaatimizce Ensarullah hareketi, (Şii) İslami referanslı bir hareketin sınırları içinde olabilecek en “ileri” pozisyonlardan birini temsil ediyor. Belli açılardan Lübnan Hizbullah hareketi ile paralellikleri olan grup, yalnızca Suudi Arabistan’a ve onun vekili konumundaki yerel yöneticilere karşı değil, aynı zamanda ABD ve İsrail’e karşı da güçlü bir pozisyon almasıyla biliniyor ve hareketin ana şiarına da giren bu karşıtlık, onu hedef tahtasına oturtan başlıca faktörlerden birini teşkil ediyor. Bununla birlikte söz konusu ana şiarın tamamının “Allahu Ekber, Kahrolsun Amerika, Kahrolsun İsrail, Lanet Olsun Yahudilere, Zafer İslam’ın” şeklinde olması, sözünü ettiğimiz “sınırlara” da işaret ediyor.

Hareketin bir diğer dikkat çekici özelliği, tabanının ağırlıklı olarak Yemen’in yoksul ve emekçi kesimlerine dayanıyor olması ve 2011’den beri süren sokak gösterilerinde iş ve ekmek taleplerini de öne çıkarıyor olması. Geçmişte güney kısmı sosyalist yönelimli bir hükümet tarafından yönetilen Yemen’de bugün sosyalist hareketlerin zayıf olması, bu boşluğun Husiler tarafından doldurulmasına olanak sağlıyor. Diğer yandan önceki süreçlerde, Ali Salim el-Beyd yönetimindeki Sosyalist Parti’nin de Husilerle ortak hareket ettiği yönünde genel bir kanaat bulunuyor.

Ensarullah hareketiyle ilgili en önemli tartışma konusu ise hareketin İran’la olan bağlantısı. ABD, İsrail, Suudi Arabistan ve Türkiye, hareketin İran’ın güdümünde olduğunu ve bölgedeki varsayılan “İran yayılmacılığı”nın Yemen ayağını teşkil ettiğini ileri sürüyor. Öncelikle, Lübnan Hizbullah’ının esas varlık amacının İsrail’e karşı direniş olmasının dışında, Suriye, Irak ve Lübnan’da İran’ın desteklediği milis güçlerinin faaliyetlerinin esasen “tekfirci” olarak adlandırdıkları ve kendilerine karşı –haklı olarak– varoluşsal tehdit olarak gördükleri IŞİD ve El Kaide gibi örgütlerle mücadeleden ibaret olduğu, bunu da egemen devletlerin ordularıyla paralel ve onlarla işbirliği içinde yürüttükleri düşünüldüğünde, herhangi bir yayılmacılıktan bahsetmenin mümkün olup olmadığı fazlasıyla tartışmalıdır. İkinci olarak Husiler, tarihsel ve demografik olarak Yemen’in ayrılmaz bir parçasıdır ve bu sebeple Tayyip Erdoğan’ın sözünü ettiği gibi “İran’ın ‘terörist’ unsurlarını Yemen’den çekmesi” gibi bir şey söz konusu olamaz. Öte yandan hareketin, kesin göstergeler olmamakla birlikte İran’dan belli bir destek aldığı da doğru gibi görünmektedir. İran İslam Cumhuriyeti’nin ABD’ye ve onun işbirlikçilerine karşı izlediği çizgiye karşın içeride izlediği yönetim tarzı nedeniyle, bu devletle işbirliği içinde görünen bir hareketi destekleme konusunda soru işaretleri olduğu anlaşılmaktadır. Ancak emperyalist devletlerin ve Körfez rejimlerinin dışarıdan, İhvan ve El Kaide’nin içeriden kuşattığı Yemen’de tüm bunlarla mücadele eden bir hareketten söz ettiğimiz unutulmamalıdır. Hepsinden önemlisi, yukarıda söylediğimiz gibi, son saldırı süreci karşısında Husilerin kim olduğu ve ne yapmaya çalıştığı soruları ikincil hale gelmektedir.

EMPERYALİST SALDIRI VE “ARAP NATO’SU”NUN AYAK SESLERİ

ABD destekli, Suudi Arabistan liderliğindeki saldırı, burada ayrıntılarına giremeyeceğimiz, en azından Ağustos 2014’e, hatta bir çok açıdan 2011 başlarına kadar giden siyasi süreçlerin sonucudur. Özetle söylemek gerekirse, 2011’de başlayıp geçen yaz yeniden dalgalanan politik devrim girişiminin Yemen’i Suudi Arabistan’ın denetiminden tamamen çıkarmanın eşiğine getirmesi, ABD ve İsrail’in de bölgesel stratejik çıkarlarını tehdit eder hale gelmesi, “meşruiyet” adına gerçekleşen bu gayrimeşru saldırının ana sebepleri olmuştur.

Kısa sürecek gibi görünmeyen saldırının beşinci günü itibariyle Yemen’de ölü sayısı 500’e yaklaşmıştı. Hayatını kaybedenlerin kayda değer bir kısmını, çocuklar da dahil olmak üzere siviller oluşturuyor. Husilere ait karargah ve cephaneliklerin yanı sıra, bütün hava saldırılarında olduğu gibi, benzin istasyonlarından pazar yerlerine kadar bir çok nokta hedef alınıyor ve zaten kan gölüne dönmüş olan Ortadoğu’nun bu en yoksul ülkesinde savaş, giderek artan sayıda insanı girdabına alıyor.

Saldırının başlangıcının hemen ardından Mısır’ın Şarm el-Şeyh şehrinde, Abdülfettah el-Sisi’nin başkanlığında toplanan 26. Arap Birliği Zirvesi’nde, sözde “Arap ülkelerinin karşı karşıya olduğu tehditlere acil müdahale” amacıyla bir Birleşik Arap Gücü’nün kurulması yönünde mutabakata varıldı. 40 bin askerden oluşması öngörülen bu ordunun, 1948 yılından beri işgal altında olan Filistin için tek bir kurşun atabileceğini beklemek, safça bir iyimserlik olacaktır. Tam tersine, Mahmud Abbas’ın danışmanlarından biri tarafından, bu Birleşik Arap Gücü’nün Gazze’de Hamas’a karşı operasyon düzenlemesi bile gündeme getirilmiştir. Öngörülen “Birleşik Arap Gücü”, NATO-İsrail çizgisindeki gerici Arap ve Körfez rejimlerinin tetikçiliğinden başka bir işlev görmeyecektir. Yemen saldırısı, bu birleşik gücün henüz resmen kurulmadan gerçekleştirdiği ilk icraat olarak da adlandırılabilir. Gelecekte bu Arap NATO’sunun Suriye’ye, Irak’a, hatta Lübnan’a “İran/Şii tehdidini” gerekçe göstererek müdahalelerde bulunmaya yönelmesi, kimseyi şaşırtmamalıdır.

Anlaşılan o ki, tahtta ve dış politikada belirsizliklerle geçen ayların ardından Suudi Arabistan rejimi yeniden aktif ve agresif bir bölgesel politika dönemine girmeye çalışıyor ve pek çok Arap rejiminin yanı sıra, ABD, İsrail ve Türkiye’nin de desteğini alabilir/alıyor gibi görünüyor. Bu emperyalist hizalanmaya karşı, halkların da anti-emperyalist mücadele hattını yükseltmesi gerekecektir.

*Atılım Gazetesi’nin 3 Nisan 2015 tarihli 167. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Nisan 2015, Cuma 12:14
Kategoriler: Dünya, Güncel, Haberler