Sokağın adaleti sarayın adaletini yenecek

Sokağın adaleti sarayın adaletini yenecek

31 Mart akşamı adalet talebi yine katliamla yanıtlandı. Berkin Elvan’ı katleden polislerin ortaya çıkarılıp yargılanması talebiyle Çağlayan Adliyesi’nde Berkin Elvan davasına bakan savcıyı rehin alan DHKC savaşçıları Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol, özel harekât polislerinin düzenlediği operasyonda katledildiler.

Bu katliam birçok bakımdan düzenin faşist karakterini belirgin biçimde açığa vuran emareyle hatırlanacaktır. Bunların başında hiç kuşkusuz katliamın bir ‘adalet sarayı’nda gerçekleştirilmesi gelmektedir. Daha baştan söyleyecek olursak, eylemcilerin ‘adaleti tesis etme’ iddiasıyla inşa edilen bir kurumda silaha başvurmaları, bir çelişki gibi görünür. Fakat bu sadece görüntüdür. ‘Görüntü’ ile ‘öz’ün farklılığı kendisini en çok kavramların gerçek sınıfsal içeriğinden kopartılarak anonimleştirilmesinde gösterir. Tıpkı adalet, hukuk, demokrasi gibi… Buradan baktığımızda ‘adliye binasında silahın ne işi var?’ gibi pespaye liberal akıl yürütmelerinin bu faşist katliam gerçeği karşısında zerre kadar hükmü yoktur. Çünkü adalet ve hukuk, burjuva düzende sömürü ve zorbalığın bekasına güdümlüdür. Sermaye düzeninin adaleti saraylarda sağlanır ve o saraylarda burjuvazi için adalet olan şey halk için zorbalıktan başka bir şey değildir! Bu, yüzyılların gerçeğidir. Fakat başta Haziran Ayaklanması olmak üzere yakın dönemin gelişmelerinden, saray adaletinin sonuçlarını daha yakından ve somut olarak gördük. Ne diyordu savcıyı rehin alan militanlar: “Burada oluşumuzun nedeni adaleti sağlamaktı. Bu ülkede adalet yok. Bunu biliyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz. Demokratik yoldan bunun mücadelesini aileler verdi, bugüne kadar getirdiler. Ama bu ülkede para babaları için, zenginler için, halk düşmanları için adalet var. Halk için yok…”

Berkin Elvan davası da bu tipik saray adaletinin simgesel davalarından biridir. Tıpkı eylemcilerin de işaret ettiği gibi, şimdiye kadar Berkin Elvan için adalet talebiyle sayısız eylem yapıldı. Yüzlerce insan adalet istediği için gözaltına alındı, işkence gördü, tutuklandı. Bir tek, bir savcının kafasına silah dayanmamıştı!

Öte yandan bu katliam, AKP Hükümetinin bir süredir fiili Başkan Erdoğan liderliğinde, başkanlık sistemini hukuki forma sokma çabasına paralel ve onun ürünü olarak gündeme gelmiştir. Dolayısıyla politik özgürlüklere karşı yeminli düşmanlığının bir sonucudur ve benzer yeni katliamların da habercisidir. Ki, faşist ‘İç Güvenlik Yasası’ tam da bunun için, katliamları, yargısız infazları “yasal”laştırmak için çıkarılmış bulunuyor. Erdoğan ve Davutoğlu’nun katliamı gerçekleştiren polisleri kutlamalarında şaşılacak bir şey yok elbette, onlar iktidar için ‘destan yazmaya’ kaldıkları yerden devam ediyorlar, o kadar!

Ve Davutoğlu devamını da getiriyor: “Sokağa izinsiz çıkana müsamaha yok!” Bu ne demek? Bu, ‘bizim temsilcisi ve sözcüsü olduğumuz bir avuç zengin para babası ve çıkar çevreleri için demokrasi anlamına gelen bu düzeni tehdit edeni yaşatmayız’, demek.

İşte bu kadar açık konuşuyor Davutoğlu! Ama konuşurken de en büyük korkularını da açık etmiş oluyor: Sokak!

Bu kadar açık sözlü olan Davutoğlu’na biz de açık sözlü yanıt verelim:

Korkunun ecele faydası yok!

Sokağın adaleti sarayın adaletine boyun eğmeyecek. Yenileceksiniz. Halka hesap vereceksiniz.

* Atılım Gazetesi’nin 3 Nisan 2015 tarihli 165. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Nisan 2015, Cuma 11:11
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler