Taksim’de 1 Mayıs’a hazırlık

Taksim’de 1 Mayıs’a hazırlık

ENDER ÇELİKEL-

İşçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’a sayılı günler kaldı. Gözler yine işçi sınıfının başkenti İstanbul’a çevrili(yor). Kavganın kenti İstanbul’da, işçi sınıfı ve ezilenler cephesi ile sermaye ve onun devleti, yani iki karşıt cephe hazırlıklara başladı. Çetin geçecek bir meydan muharebesi yüksek bir ihtimal. Hala anlamayanlar için tekrarlayalım, mesele sadece Taksim meydanı değil.

1 Mayıs, dar ekonomik taleplere indirgenemeyecek kadar politik bir gündür. İşçi sınıfının fabrikalarda veya şehir dışında, tecrit edilmiş meydanlarda sadece ekonomik taleplerini patronlara haykırdığı bir gün şeklinde anlaşılır ve ifade edilirse, onun politik karakteri ve sermaye devletini hedef alan yanı ıskalanır. Zira, proletaryanın mücadelesi politik bir muhteva taşımaktadır. Sermaye devleti yıkılmadan artı değer sömürüsüne son verilemeyeceği proletaryanın kazandığı/edindiği en büyük tecrübedir. Mesela, ‘İç Güvenlik Paketi’nin, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün işçi sınıfını ilgilendirmediğini kim iddia edebilir? Dolayısıyla 1 Mayıs, işçi sınıfının iktidar perspektifli mücadelesinden kopuk ele alınamaz. Mesele devletle karşı karşıya gelmeme adına işçi ve emekçilerin ekonomik taleplerini “kutlama” havasında haykırmaları değildir, bu çıta zaten çoktan aşılmıştır. (AKP’nin geçen sene TKP’yi alkışlaması hatırlansın.)

Sınıf mücadelesinin herhangi bir cephesinde dağda veya şehirde bir meydan ya da bir tepe sadece bir meydan/tepe değildir. Örneğin Kobanê’de Miştenur Tepesi ne ise Türkiye’nin kalbi olan İstanbul’da da Taksim Meydanı odur. Darbecilerden çeşitli hükümetlere değen sermayenin bütün uşakları, siyasal temsilcileri 1978’den beri Taksim’i neden yasaklıyor? Gezi Parkı neden hala kapalı? Basit bir inatlaşma mı bu? Sermaye cephesi, hiç şüphesiz Taksim Meydanı’nı sıradanlaştıran kimi sol çevrelerden daha stratejik düşünüyor. Egemenler, Gezi isyanında Taksim Meydanı’nın önemini ve etkisini bir kez daha gördüler. Biz de gördük. Türkiye’nin en merkez meydanını ele geçiren ezilenlerin taleplerinin ve kavga şiarlarının Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın dört bir tarafına nasıl dalga dalga yayıldığını, düşmana korku saldığını ve faşist diktatörlüğün kimyasını bozduğunu gördük. Taksim Meydanı’nın “büyüsü” burada saklı.

1 Mayıs’ta Taksim’in ezilenlere açılması isteniyorsa hazırlık, meydanın anlamı ve önemine göre yapılmalıdır. Fakat maalesef emekçi solda mağduriyet siyasetini bir çizgi haline getiren güçlü bir damar gelişti; teşhir araç olmaktan çıktı amaca dönüştü son yıllarda. Bu anlayış kendini 1 Mayıs’ta da gösteriyor. Mağduriyet siyaseti yapma fırsatı kazanmak, AKP’yi bolca şikayet etmek için hareket eden sendika ve partiler Taksim’i kazanma iradesini gösteremiyor, göstermez de. Çünkü sadece AKP’nin teşhiri amaç edinildiğinde gerekli kuvvetlerin tamamı seferber edilemiyor ve kazanmaya dönük gerekli hazırlıklar yapılmıyor. DİSK’in Taksim’e çıkma kararı alması değerlidir, ancak bu karara denk düşecek hazırlığı yapıp yapmadığına bakmak gerekiyor. Tabi bu, bütün sendika ve partiler için geçerlidir.

Taksim’in önemi ve anlamının farkındalığı, tek başına meydanı kazanmaya yetmiyor. Sermaye devleti meydanı kaybetmemek uğruna savaşa hazırlanır gibi hazırlanıyor, buna göre taktikler geliştiriyor. Bizim cephemizde de meydanı zapt etmeye dönük taktikler geliştirilmelidir. Zafer kendiliğindenciliğe teslim edilmemelidir. Bu bir meydan muharebesidir dedik yukarıda. Yenmek de var ve yenilmek de, nitekim son birkaç yıldır meydana giremiyoruz. Ama yenilgi var yenilgi var!

Taktikler geliştirmeden sınıf düşmanlarımızı zorlayacak derecede kavga etmeden alınacak kötü bir yenilgi, saflarda moral bozukluğuna ve bir sonraki yıl için umutsuzluğa yol açar. Kötü bir yenilgi tatmaktansa geçici olarak geri çekilmek daha akıllıcadır. Taksim’e çıkma kararı alındıysa eğer var gücümüzle yüklenmeliyiz, olası bir yenilgi ise iyi bir yenilgi olmalı, egemenlerin gözünü korkutacak ve ezilenlere umut vaat edecek bir yenilgi olmalıdır. Bütün mesele, kararlılık ve hazırlıktadır. 1 Mayıs’ta Taksim’deyiz, diyen sendika, örgüt ve partilerin mobilizasyonuna kuvvetlerini konumlandırmaya, meydana nerelerde ve nasıl yüklenileceği üzerine planlar yapmaya hala zaman var.

AKP, bir süredir Kürt siyasi hareketine karşı kontrollü gerilim siyaseti izliyor, provokasyonlar için fırsat kolluyor. HDP’yi genel seçimlerde yüzde 10 barajının altında bırakmanın formülü olarak şoven ve milliyetçi duyguları kaşımayı ve Türk kitlelerini HDP ile karşı karşıya getirmeyi görüyor. Bu “hassas” konjonktür nedeniyle doğaldır ki, Kürt siyasi hareketi çok kontrollü hareket edecek ve fazla öne çıkamayacak. Ve yine doğal olarak esas iş Türkiye emekçi soluna düşecek, kendi yükünü kendisi sırtlayacak. Öyleyse 1 Mayıs’ta AKP’nin yasalaştırdığı “İç Güvenlik Paketi”ni paçavraya çevirmek ve ezilenler cephesinin hazinesine yeni bir zafer yazmak, Soma nezdinde işçi katliamlarının sorumlularına, sömürünün ve yoksulluğun kaynağı kapitalist düzene ve onun pervasızca savunuculuğunu yapan AKP’ye duyulan öfkeyi Taksim’e yığmak için Türkiye emekçi solu görev başına.

* Atılım Gazetesi’nin 10 Nisan 2015 tarihli 168. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 17 Nisan 2015, Cuma 17:24
Kategoriler: Haberler, Politika, Yol