21 milyon kadın evde oturuyor

21 milyon kadın evde oturuyor

HATİCE DUMAN –

HaberTürk köşe yazarlarından ekonomist Yavuz Semerci’nin 11 Nisan 2015 tarihli, işsizlik sorununu ele alan yazısı, bazı saptamalar ve değerlendirmeler bakımından erkek egemen kapitalist sistemin kodlarını da ortaya koyuyor. Hükümetin ekonomi yönetiminin işsizliğe dair belirlemesini yazısına temel alan Semerci bu belirlemeleri şöyle özetliyor; “İş arayanların sayısı artıyor. Evde oturan kadın iş aramaya çıkıyor ve işsiz kalanların sayısı bu nedenle artıyor.”

Resmi rakamlara göre ülkemizde 3 milyon 145 bin kişi işsiz. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bu rakamları elbette gerçeği yansıtmıyor. Zira işçi sendikalarının verileri ve bunun da dışında kalan rakamlarla işsizlik oranı resmi rakamların çok üstünde. Bu rakamlar, kapitalist sistemin yarattığı sonuçları ortaya koyuyor. Asıl sorun ise işsizliğin nedenlerine dair hükümetin ortaya koyduğu çarpıtma ve burjuva köşe yazarlarının bunu teorize etmeleridir.

Gerçekte ve en genel anlamda işsizlik kapitalizmin kronik sorunlarından biridir. Kapitalizmin yapısal anarşik üretim sistemiyle yeniden ve yeniden üretilmektedir işsizlik. Dahası burjuvazi, halihazırdaki işçilerin ücretini düşürmek ve artı değer oranını artırmak için bu yedek sanayi ordusunu bir kenarda bekletmekte ve diğer işçiler üzerinde bir tehdit unsuru olarak kullanmaktadır.

Emperyalist küreselleşme aşamasında işsizliğin boyutu ise her zamanki trendin çok üstündedir. Zira bu aşamada kapitalizmin üretim dinamiklerinin gelişimi sınıra dayanmakta ve buna bağlı olarak işsizlik küresel ölçekte hızla artmaktadır. Dahası sermayenin merkezileşmesi ve yoğunlaşması artıkça yeniden üretme kapasitesini zayıflamakta, istihdamı daraltmaktadır. İktidar partisi ve sermeye oligarşisi emperyalist küreselleşme sistemine entegrasyonu hızlandıkça ülkemizdeki işsizlik kitlesel ölçekte artmaktadır. İşsizliğin nedenleri bunlarken AKP kurmaylarının demagojik söylemlerle kadınları hedef alması da anlaşılırdır. Zira kadınlara “3- 5” çocuk doğurmayı örgütleyen iktidar partisi bir yandan burjuvazinin çıkarları için yedek sanayi ordusuna genç ve kitlesel tutma, diğer yandan ise kadınları dört duvar arasına daha fazla hapsetmeyi amaçlamaktadır.

Sermaye birikiminin daraldığı bu koşullarda işsizliğin nedenlerine dair gerçekler çok daha çıplak hale gelmişken, hükümetin işsizliği ev emekçisi kadınların üzerine yıkması çarpıtma politikasının en kalitesiz örneklerinden biridir. Papaz Malthus dahi çok daha “kaliteli” bir çarpıtmayla bu işi nüfus artışına bağlamıştır. Hükümetin ekonomi kurmaylarına zımmen destek sunan Yavuz Semerci de bu noktada Malthus’un bir karikatürünü bile ortaya koyamıyor.

İşsizlik sorununu bile kadınlara karşı savaşın bir gerekçesi haline getiren hükümet, kadının ev içindeki emeğini de bütünüyle yok sayıyor. Dahası kadınları “kocalarının”, “babalarının” parasıyla yaşamını sürdüren varlıklar olarak niteliyor ve buradan kadının toplumsal, ekonomik köleliğini güçlendirmeye kan taşıyor. Keza, Yavuz Semerci istatistikleri ortaya koyarken “Bir işte çalışanların 18 milyonu erkek, 7 milyon 600 bini kadın… Yani, çalışabilecek kadının sadece 7 milyon 600 bini bir işte çalışıyor, 1 milyonu iş arıyor ve 21 milyon kadın ise evde oturuyor. Hamur yoğuruyor, çocuk doğuruyor, koca ve baba parasıyla yaşamını sürdürüyor” değerlendirmesiyle sözüm ona eleştirdiği iktidar partisiyle aynı noktaya düşüyor.

Semerci’nin, doğan çocuklarının yetişkin olana kadarki bakımını, erkeğe sunulan hizmeti, emperyalist küreselleşme süreciyle birlikte kadınların üzerine daha fazla yıkılan hasta bakımını es geçmesi burjuvazinin de çıkarları gereğidir. Oysa ki kadının evde harcadığı karşılıksız emek burjuvazinin karını artırma noktasında dolaylı bir olgu haline gelmektedir. Bundan dolayı da sermaye sınıfı ataerkilliği beslemekte ve kendini kapitalizmle kaynaştırmaktadır. Semerci’nin deneyimli bir ekonomist olarak bunları görmemesi çok iyi niyetli bir yaklaşım olur. Ancak ortaya koyduğu tablo da absürttür. Zira ortaya kendi kendine büyüyen çocuklar, yoğrulan hamurlar, temizlenen evler, pişirilen yemekler, bakılan hastalar çıkmaktadır. Sermaye sınıfının çıkarları söz konusu olduğunda Semerci böyle bir absürt tabloyu ortaya koymakta sorun görmüyor.

Semerci’nin AKP kurmaylarını eleştiri babında yaptığı değerlendirmelerde “özrü kabahatinden beter” cinsten. Zira, kadının iş arama hakkını savunup kocadan bağımlılığını koparmak gerektiğini söylerken ev emekçisi kadını adeta “asalak” yerine koymak, Semerci’yi hükümetin eleştiricisi konumuna getirmiyor. AKP kadınlara karşı savaşını en kaba söylem ve araçlarla sürdürse de Semerci de bunu inceden inceye yapmakta ve hükümete destek sunmaktadır. Sermayenin AKP’yle esasta da uzlaştığı nokta tam da burasıdır; evde oturan kadın!

Bu noktadan sonra istediğiniz kadar hükümeti kadın istihdamı konusunda kafa yormaya çağırın, sonuçta kadının görünmeyen emeğini yok sayarak esasta da ev dışındaki üretimde kadını ucuz iş gücü olarak ele alacaksınız. Buradan sermayeye kar taşırken, ataerkilliği de yeniden üretmenin zeminini güçlendireceksiniz.

Bir yandan kadının görünmeyen emeğinin meşrulaştırılmasıyla birlikte kadın işsizleri erkek işsizlerin karşısına dikerek evdeki köleliği ve kadın kırımının artması… Diğer yandan, sermayeye ucuz iş gücü sağlama üzerinden yapılan ip cambazlığı. Her iki olgu da diyalektik olarak birbirini besleyen olgular olurken elbette kadınlar bu kölelik sisteminin organik işleyişini bugün bakımından daha çok sorguluyorlar. Erkek şiddetine karşı kadın isyanı şiddet kadar bunu besleyen ataerkil kapitalizme daha fazla yönelecektir. AKP’nin ve Semerci’nin de esas korktuğu bu olsa gerek.

* Atılım Gazetesi’nin 17 Nisan 2015 tarihli 169. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 23 Nisan 2015, Perşembe 15:20
Kategoriler: Haberler, Kadın, Makaleler, Özgür Kadın, Politika