İllegale itme hamleleri

İllegale itme hamleleri

SAMİ ÖZBİL –

Türkiye mutlaka değişecek, dönüşecek. Bunun iki yolu var. Birincisi, burjuva reform programıyla ortaya çıkacak bir parti ama böyle bir parti ufukta dahi görünmüyor. Diğeri, devrimci demokratik dönüşüm. Bunun hâlihazırdaki en elverişli vasıtası ise HDP. Seçimler, bu dönüşümün aktif toplumsal tabanını görmek bakımından önemli bir veri. Kapıda bekleyen herhangi bir seçim değil.

Ağrı’daki pusuya derhal savunma ve bunun üzerinden ajitasyona girişen iktidarın, HDP binaları kurşunlanıp yakılınca aynı hızla kınama açıklamaları yapmasının kendi içinde bir mantığı var.

İktidarın taktiği kontrollü gerilim siyaseti. Küçük çaplı çatışmaları, kendisini çatışmaların dışındaki ideal adres olarak sunmak için değerlendiriyor.

HDP’yi barajın altında bırakmak için faşist 12 Eylül Anayasasının ona dayanılarak çıkarılan bütün kanun, tüzük ve genelgelerin sunduğu bütün imkanlar kullanılacaktır.

AKP, bu nedenle kanun dışına çıkarak değil, son yılların “defacto” kazanımları olarak ortaya çıkan gerilla halk meşru irtibatını, yine kanun çerçevesinde tahammül etmeyerek, devlet şiddetini buraya yönelterek kesmeye çalışacaktır.

Bu nedenle Ağrı hakiki bir pusudur. Kürt özgürlük mücadelesi orada siyaseten çapraza alınmıştır. Pusuyu etkisizleştirmenin yolu pusu alanından uzak durmaktır.

Mademki seçimler özelinde her bakımdan yasal kapsamlı bir mücadele verilecektir ve mademki Kürt hareketi bu konuda bir perspektif belirlemiştir, bunun karşı tarafça istismar edilerek kullanılmasına müsaade etmemek önemlidir.

İki taraflı uç değerlendirmeleri bir yana bırakırsak HDP’nin oy oranının yüzde dokuz/on bir bandında gidip geldiğini tespit edebiliriz. Barajı yıkmanın yolu Batı’daki demokratlarla ve cumhuriyetin ilk dönem sürgünleri olan geleneksel siyaseti tercih etmiş Kürt seçmenle buluşmaktan geçiyor.

Ağrı pususu ardından iktidar, HDP’nin “Kürt” vurgusu yoğun intikam söylemlerine veya sırtını Kürt özgürlük hareketine dayıyormuş gibi algılanacak açıklamalarına ihtiyaç duyuyordu. Bu yolla HDP’yi Kürt partisi olarak yaftalayarak Batı’dan koparmakla kalmayacak, Kürt orta sınıflarının da oradan kaçmasına zemin hazırlayacaklardı.

HDP’nin özenli açıklamaları bu hamleyi savuşturdu. Ancak seçimlere kadar bu tür girişimlerin artarak devam edeceği düşünülürse, açıklamalar konusunda esaslı disipline ihtiyaç olduğu netlikle söylenebilir. Niyetten bağımsız olarak en sıradan cümlelerin dahi nasıl manipüle edildiğini geçen yıllarda fazlasıyla gördük.

HDP’nin bir demokratik cephe partisi olduğu haksızlıklara, zulme ve zorbalığa karşı tutarlı bir devrimci demokratik duruşla söz ve tutum aldığı, Kürtler ya da gerilla adına konuşmadığı her virajda ortaya konulabildikçe iktidarın tuzakları yenilgiye uğratılacaktır. İktidarın, şöyle böyle değil, hakikaten her düzeyde hazırlanmış dört başı mamur bir “Baraj altında bırakma stratejisi” ile yüz yüzeyiz. İstihbarat örgütünün, gerek duyulması halinde kimi özel örgütlenmelerin ve adliyelerin bu maksatla devrede olduğunu düşünebiliriz. Ne tuhaf, mevcut sistemi yıkmak için yola çıkan Kürt siyasal hareketi, tarihin bu kavşağında oyunun bütün kurallarına uyarak yasal-legal bir seçim çalışması yürütmeye çalışırken türlü pusularla illegale itilmek isteniliyor. Sadece bu bile üzerinde düşünmeye değer bir mesele.

Ruhsuz bir legalite veya kitleden kopuk, dar grup gücüyle sınırlı bir illegalite ikilemi bugüne dek bütün devrimcilere dayatılmış ve birçok örnekte sonuç da almıştır. Devlet iki durumda da devletin istihbaratı ya da silahlı güçleri marifetiyle kazançlı çıkacağına inandığı için böylesi tekliflerden kaçınmaz. İktidar, iki örneğe de uymayan bir durumla karşı karşıya. O nedenle HDP’yi baraj altında bırakmaya çalışırken aslında ne yapacağını bilemiyor. Manipülasyonları sonuç alıcı değil. İllegal alana itemiyor, legale çekemiyor. Hazmedemediği gibi imha da edemiyor. O da pusu atıyor. Karşı tarafın, yani HDP’de temsil bulan çeşitli kuvvetlerin illegal pozisyona düşmesini şiddetle arzuladığı halde, onların öz savunmada kalışı bu imkanı da iktidarın elinden alıyor. İktidar kendi yolunun sonuna, patlamaya hazır iç ihtilaflar, büyük yoksulluklar, kısaca fena bir metal yorgunluğuyla geldi.

Nedeni çok açık: Eski ile mücadele ederek ilerlediler. Fakat tasfiye ettiklerinin yerini kendi adamlarıyla doldurdular. Ergenekon pisliği bu yüzden dağıtılmadı, onun yerini iktidarın kadroları aldı. Halk düşmanı cemaat şebekesi tasfiye edilmeye çalışılırken iktidarın ufku onların yerine kendi kadrolarını yerleştirmekle sınırlıydı. En basit burjuva demokrat adabınız ve prensipleriniz dahi yoksa, her şeye ama her şeye kar/zarar üzerinden bakarsanız olacağı budur. Devleti düşmanlarınızdan temizlediğinizi düşündüğünüz, artık yolun açık olduğuna inandığınız an, başa döner ve aslında devlete sahip olamadığınızı anlarsınız.

İktidar partisi sezgisel olarak bunun farkında. Aynı nedenle “Hele şu seçimleri atlatalım söz demokrasi gelecek” türküsünü çığırıyor. Erdoğan’ın “başkanlık” rüyası olmasa bu konuda kimi adımlar atabilirler ancak “Başkanlık” inadı hükümetin ayaklarına dolanmıştır.

HDP barajı aşmasa bir dönem daha devam edebilir, saltanatlarını sürdürebilir ve bu arada Başkanlığa geçişi bir ihtimal sağlayabilirler. Nihayet CHP’nin sınırları bellidir, MHP’nin yükselişi de AKP’yi etkilemez. Fakat HDP denkleme dahil olunca bütün dengeler bozuluyor. Denklem dışına itmenin yolu Ağrı gibi pusularla HDP’yi ‘militan Kürt partisi’ biçiminde kodlamaktan geçiyor.

“Biz olmazsak ülke bölünür, ekonomi çöker, halk birbirine düşer” söyleminin ekmeğini yıllar yılı yiyen iktidarın, birdenbire Kürt siyasi hareketi karşıtı olması ya da soykırım tartışması üzerinden Papa’ya ayar vermeye, hatta fırçalamaya girişmesi, hareket imkânlarının ne denli daraldığını gösterir. Üçüncü Abdülhamit dönemindeyiz ve çoğu zaman İttihatçı tepkiler gösteren iktidar artık “Hasta adam”dır.

Türkiye mutlaka değişecek, dönüşecek. Bunun iki yolu var. Birincisi, burjuva reform programıyla ortaya çıkacak bir parti ama böyle bir parti ufukta dahi görünmüyor. Diğeri, devrimci demokratik dönüşüm. Bunun hâlihazırdaki en elverişli vasıtası ise HDP. Seçimler bu dönüşümün aktif toplumsal tabanını görmek bakımından önemli bir veri. Kapıda bekleyen herhangi bir seçim değil. Seçim konusundaki iradesizliğiyle siyasal mevtaya dönüşen Haziran hareketi rumuzlu reformcu odağın bu son derece basit gerçeği siyasal hırsları nedeniyle ıskalaması ise ibretlik.

Kibirli, üstten bakan, biz her şeyi hallettik kıvamındaki yaklaşımlar bize uzak olsun. Ezilenlerle beraber, onların organik devamı devrimcileriz ve sonsuz bir enerjiyle çalışacağız. Unutmayalım ki, HDP bakımından de seçim sonuçları netleşmiş, barajlar teknik manada yıkılmış değil.

Her şey ortada. Başarırsak, 12 Eylül faşizminin halkın önüne çektiği bir duvarı yıkmış olacağız. HDP ile ilgili ne hissettiğimiz, nasıl sempati duyduğumuz değil, onun için ve onunla beraber ne yaptığımız önemli! İradeye, çalışkanlığa bu nedenle de ihtiyaç var. Kim ne yapacaksa, kimin hayata ve halka vaadi neyse, bunu şimdi ortaya koymakla mükellef.

* Atılım Gazetesi’nin 24 Nisan 2015 tarihli 170. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 24 Nisan 2015, Cuma 11:53
Kategoriler: Güncel, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Rota