Edep yahu!

Edep yahu!

SAMİ ÖZBİL

Müşrikler, Muhammed peygamberle alay eder ve sonra döverken öyle kibirlilerdi ki; “Mekke’nin en namlıları, en zenginleri, en soyluları biziz; eğer Allah bir elçi tayin edecekse öksüz ve yetim Muhammed’i değil bizi tayin eder” diyorlardı. Netice? Helak oldular!

İma yoluyla siyaset yapmak tiksindiricidir. Şu sıralar HDP’nin “dinsiz”liği ima ediliyor en çok. CHP’nin başına getirilenler “Kürt CHP’si” denilerek HDP’ye uygulanmak isteniyor. Ucuzluk diz boyu. Burjuva siyaset sahnesinde dövüşmek başka bir dolu saldırının yanı sıra böylesi basitliklere muhatap olmayı da kapsar. HDP, şimdi bu tür bir hücumla karşı karşıya.

Ancak bir “Fatiha” bile bütün bu leş yiyici siyaset esnafını kovmaya yeter.

Diyanet lağvedilecekmiş. Elbette! Çünkü, Diyanet İslami devletin güdümünde tarif etme mekanizmasıdır. Devlet çıkarı neyi emrederse Diyanet de çubuğu oraya büker. Bir trilyonluk makam aracıyla devasa bütçe boşuna mı veriliyor sanıyorsunuz!

İki yüzlü olan bizzat iktidardır. Bakın Refah Partisi siyasetine, diyanetten ne kadar şikâyetçi olduklarını göreceksiniz. Onların bütün derdi bir silahı ele geçirmek ve kendi maksatları için kullanmaktır. MGK gibi YÖK gibi… Müslüman halkın devletten öğreneceği bir şey yok! Olamaz da! Diyaneti lağvetmek, dini inancı devlet boyunduruğundan kurtarıp özgürleştirmektir.

Diyanet, bir rıza üretim merkezidir. Devlete itaati öğütler. O nedenle kimse bir trilyonluk makam aracını sorgulamamalı, Muaviye’nin sarayını andıran sarayı yadırgamamalı, siyasal İslamcılığı kullanan partinin ileri gelenlerinin servetini kurcalamamalıdır.

Diyanet, size-bize ekmek israfının haram olduğunu söyler ancak yedi yüz bin liralık saat takılmasına ses çıkarmaz! Hikayenin esası budur. Diyanet şuna yanıt vermez; İslam devriminin lideri Muhammed peygamber, peygamber olduğu gaza ve gazve edenlerden hissesine büyük mallar ve servetler düştüğü halde bazen yemek bulamadığı için aç yatarken, bugünkü devlet ricalı neden ve nasıl şatafatlı bir hayat yaşayabiliyor?

Mekke müşriklerinin tamamı servet sahibiydi. Hazreti Muhammet yoksuldu, eşi Hatice’nin ve en yakın arkadaşı Ebubekir’in servetleri de o mücadele sırasında eridi gitti. Peki çoğu yoksul birer hayattan gelen iktidar partisi yöneticileri bunca zorluğa, devletin engellemelerine rağmen sahibi olabildi?

İslam ümmetinin lideri ölürken sadece yedi dirhemi vardı. Oysa bugün İslamcı liderlerin istisnasız tümünün, bu arada tarikat liderlerinin serveti vardır. Hazreti Muhammed mi yanlış yoldaydı yoksa bugünküler mi? Bu serveti nasıl yaptınız, hesap verin! Kur’an “mal biriktirmek ateştir” derken, siz bu kadar ateş biriktirmekten nasıl, hangi cüretle korkmuyorsunuz?

Kur’an aynı zamanda günlük hayat ve sosyal ilişkileri düzenler. Hodri meydan, herhangi bir devrimciyi veya devrimci önderi seçip onu mal-mülkle, kul hakkıyla ameliyle değerlendirelim. Üstelik Kur’an ölçüleriyle. Bir de o çok güvenilen tarikat şeyhlerinden, iktidar partisi liderlerinden birinin hayatını ve servetini tartıya vuralım. Nasıl bir sonuç çıkaracağını tahmin etmek hiç zor değil.

Hal böyleyken kalkıp halkı “Allah’la kandırmaya” çalışmak, vatan-bayrak-din demagojisine müracaat etmek zavallılıktır. Allah, HDP’yi karalamaya çalıştığınızda değil işlediğiniz günahları düşünürken gelsin akılınıza!

Sevdiğimin dini var/imanı yok” der bir şarkı. Dini inancı bir üstünlük aracı, rakiplerini sıkıştırma siyaseti sayanların dini var/imanı yok. Çünkü kimsenin dini inancı, imanı, milliyeti bir diğerine üstün değil ve olamaz.

Müşrikler, Muhammed peygamberle alay eder ve sonra döverken öyle kibirlilerdi ki; “Mekke’nin en namlıları, en zenginleri, en soyluları biziz; eğer Allah bir elçi tayin edecekse öksüz ve yetim Muhammed’i değil bizi tayin eder” diyorlardı. Netice? Helak oldular!

İslam şaşaaya, gösterişe, mal ve altın/para biriktirmeye karşı ortaya çıkarak köleleri, kadınları ve gençleri zulme karşı örgütledi, zafere ulaştı. Muhammed peygamber bir devletin başkanıyken aç kaldı, Ebubekir halifeyken develeri sağarak ailesinin geçimini temin etti, Ömer aile fertleri yahut kendisine zerre kadar iltimas geçmedi, Ali çöl güneşi altında amelelik yaptı. Nefislerinin kölesi olmadı hiçbiri.

Bir de bunlara bakın! Saltanatlarını kurmuşlar, müşriklerin hayatta ne yaşadıklarını bilmezden gelip bize din dersi veriyorlar. Edep yahu!

* Atılım Gazetesi’nin 2 Mayıs 2015 tarihli 171. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 21 Mayıs 2015, Perşembe 13:48
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Rota