Makam farkı

Makam farkı

SAMİ ÖZBİL

Siyasal İslamcıların İslamcılıktan çok milliyetçi olduğu, devlete biatı esas aldığı bir ülkeyiz. Üstelik şimdilerde din ve milliyetçilik/vatan hissi istismarıyla HDP’ye saldıranlar önce siyasal İslamcı elitine bakmalılar.

Hazreti Muhammed bir cemaatin içinde otururken onu görmeye, sorunlarını anlatmaya gelenler, kendisini diğerlerinden ayırt edemediklerinden dolayı “içinizde Muhammed kimdir?” diye sorarlardı.

Bir peygamber düşünün; İslam devrimini zafere ulaştırmış bir peygamberdir ve elbisesi yamalıdır, halk ne yiyip içiyorsa onun hayatı da öyledir, zenginlikten ve altından nefret eder, makamı için hiçbir ayrıcalığı kabul etmez ve herkes gibi yaşayıp ölür. Nihayet o da bir kuldur, makamı ise daha fazla hizmet etmenin vesilesidir.

Diyanet İşleri Başkanı doğru bir iş yaparak bir trilyonluk makam aracını iade etti. Ancak devlet bakanı, iade kararından haberi olsa buna mani olacağını, o arabanın o makama yakıştığını söyledi.

Alın size iki İslam! Biri nefsi terbiyeyi esas alıyor ve günah olan şatafat karşısında Allah’a sığınıyor, diğeri ihtişamı körüklüyor.

Hz. Muhammed’in “ümmetim yetmiş iki fırkaya bölünecek” dediği rivayet edilen Emevilerle başlayan ve günümüzde devam eden bölünmenin ana eksenini işte böyle kula kulluğu vaaz eden, dini bir kandırma aracı haline getiren devlet İslamı oluşturur.

Siyasal İslamcıların İslamcılıktan çok milliyetçi olduğu, devlete biatı esas aldığı bir ülkeyiz. Üstelik şimdilerde din ve milliyetçilik/vatan hissi istismarıyla HDP’ye saldıranlar önce siyasal İslamcı elitine bakmalılar.

Hayır, 17-25 Aralık’ı, gemicikleri, belediye usulsüzlüklerini, yoksul bir aileden gelip trilyonlarca servet edinmeyi sormuyorum.

Soru basit: İslama dair konuşurken kime referans yapacak, kimin açıklamalarını temel alacağız, peygamberin mi devlet başkanının mı? Allah’ı, dini ve peygamberleri tekeline alan, onların temsilcisi gibi davrananlara elbette sorular sorma hakkımız bulunuyor.

Devlet başkanı “asla geri adım yok” diyor. Bu, aynı zamanda büyük bir taassup ve kibirdir. Oysa peygamberin (örneğin kör bir adamla karşılaşması onu bir an önemsemeyip işine devam etmesi sonrası) kendi tavrını eleştirip düzelttiğini biliyoruz. Ümmete iman olma ve dahi saltanat tesis etme peşindeki bir iktidarın bu kibri nereden kaynaklanıyor acaba?!

Şunu biliyorlar; büyük günahlar işlediler, çıkarları için yalan söylediler, ilkesiz işbirliklerine giriştiler, yolsuz kazanç temin ettiler ve şu veya bu vakitte bundan dolayı yargılanacaklar. Sonucu önemli değil, böyle bir yargılama dahi onlar bakımından ruhsal yıkımdır.

O yüzden mukadderatı ötelemeye, o arada kendilerini olabildiğince sağlama almaya gayret ediyorlar. Meydanlarda bunca kolay yalana müracaat edebilmeleri yarına dair korkuların dehşet verici olduğuna işaret eder.

Gizlemeye çalıştıkları iç çatışmalar, her gün daha bir keskinleşerek dışarıya vuruyor. A. Gül ve A. Davutoğlu gerilimine bir de T. Erdoğan’ın milliyetçi bir tonlamayla A. Gül’ün Erivan ziyaretini birdenbire itham etmesi eklendi. Cemaatle kurulan koalisyon dağılınca cemaate karşı neler yapıldığı ortada. Aynısını mevcut paydaşlarına yapacakları da apaçık.

Menfaat hareketindeki büyü, işler yolunda gittikçe sürer. Ardından herkes birbirine girer. Kenan Evren’i düşünelim. Şimdi ölüsü sahipsiz bu zavallı diktatör, 12 Eylül’ün ihtişamlı muktediriydi, bir avuç devrimci dışında herkesi biat ettirmişti. Ancak durduğu yer yanlıştı, gel zaman git zaman itibarı iki paralık hale geldi.

Ne pahasına olursa olsun kazanmaya çalışanlar, devlete sahip olduklarına inandıkça orada kalmak için ideallerini ve değerlerini kaybeder. Sonra da onlar devletten nemalanırken devlet aygıtı günün birinde onları sırtından atıverir. Binlerce örneği var her defasında kendilerini en kurnaz sananlar basit, çok basit bir engele takılıp yere kapaklanırlar. Nemrut’un sonunu karıncalar hazırlamıştı mesela.

Şimdiki kibir dağları HDP’ye karşı yükseliyor. Korkuyorlar. Bu yüzden onu iki noktadan vurmaya çalışıyorlar. Din istismarı ve milliyetçilik. Şu anda HDP’yi PKK ile eşitleyerek Batı’daki PKK tepkisini kışkırtmaya çalışıyorlar. Din istismarı ile de onu savunmaya ve CHP gibi tepkiselliğe, mümkünse Alevilik savunuculuğuyla sınırlamaya gayret ediyorlar.

Son üç haftaya girilirken, bu iki ayaklı stratejiye daha fazla yüklenileceği ortada. O halde asla içe dönük ve savunmacı bir dile hapsolmamak mecburi. Karşıtlık üzerinden kurulan ve belli bir dönem için mecburi olan dilin sınırlarına dayanıldı. Bütün ezilenlerin müşterek talepleri gelecek vaadi ve vizyonuyla iç içe dile getirmek, vurguyu oraya kaydırmak, daha bir gerekli. AKP ya da diğerleri en nihayet hepsi geçici, kalıcı olansa ezilenlerin yeni yaşam mücadelesidir.

* Atılım Gazetesi’nin 15 Mayıs 2015 tarihli 173. sayında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 22 Mayıs 2015, Cuma 15:00
Kategoriler: Güncel, Haberler, Makaleler, Politika, Rota