Savaş içinde seçime gitmek

Savaş içinde seçime gitmek

Erdoğan’ın savaş politikasının dışarıdaki mührü olan “Kobanê düştü düşecek” çıkışı, tarihsel direniş tarafından silinip atılmış, bu yenilgi, savaş politikasının içerideki akıbetini “Erdoğan düştü düşecek” noktasına getirmiştir.

Seçime mi gidiyoruz, savaşa mı?

7 Haziran’a sayılı günler kala durumun somutluğunun sordurduğu soru bu kadar katı, yakıcı ve net.

Öyle temelsiz iyimserliklerle yumuşatabilecek, önemsizleştirilebilecek ve ilgisiz kalınabilecek bir çelişki durumu yok karşımızda.

Savaş içinde seçime gidiyoruz, apaçık olan bu. İçeride ve dışarıda fazlasıyla verisi var bu gerçekliğin.

İçeride olup bitenlere bir göz atalım…

Seçim sürecine ve sonrasına müdahale için acilen hazırlanan ve devreye sokulduğu bilinen faşist ‘İç Güvenlik Yasası’nın, gerici iç savaşın örgütlenme hamlelerinden biri olduğu hemen ve fiilen yaşanarak görülmeye başlanmadı mı?

Kürt sorunu yoktur” diline dönen inkarcı sömürgecilik kafası, seçimlere giderken müzakere masasına tekmeyi basmadı mı? Onurlu ve demokratik barış isteyenlere açık savaş ilanı değil miydi bu?

HDP’nin seçim startı vermesinin hemen ardından Ağrı-Diyadin provokasyonuyla, milliyetçi-ırkçı reaksiyonu ve iç savaş atmosferini bütün ülkeye yaymak istedikleri açığa çıkmadı mı? Ve bu komplo, yurtsever bölge halkının dirayeti ve gerilla güçlerinin çatışmasızlığa bağlı kalma iradesiyle boşa çıkarılınca, HDP seçim faaliyetlerine, mitinglerine, seçim bürolarına, binalarına linççi, ırkçı/faşist güruhlarla, silahlarla provokatif saldırı planını yüzü aşkın yerde peş peşe devreye sokmadılar mı ve hala sürdürmüyorlar mı? Ne var ki, kirli savaşın bu taktiğinden de istedikleri sonuca ulaşamadılar; HDP etrafında birleşen devrimci demokratik cephe kitlesinin direnişçi, dayanışmacı iradesi ve 7 Haziran’a kitlenen siyasi solduyu bilincinin karşısında esasen çaresiz kalmış durumdalar.

Ve en sonu, kirli savaşçı Erdoğan/AKP iktidarının kontrgerilla/MİT aparatları tarafından örgütlendiği besbelli olan, eşgüdümlü Adana ve Mersin HDP binalarını hedef alan katliamcı bombalama hamlesine oynadılar. Provokasyon politikasının bu taktiği de ellerinde erkenden patladı; DHKP-C’li diye maniple etmek istedikleri saldırganın DAİŞ çetesinin elamanı (dolasıyla da Türk kontrgerillasının adamı) olduğu aşağı yukarı ifşa edilmiş bulunuyor.

Durum böyle de olsa, faşist diktatörlük, topyekün savaş politikasının içerideki ayağını kendi amaçları doğrultusunda sürdürmeye, devlet terörünü derinleştirme yolundan sonuç alma çizgisine devam edecektir kuşkusuz. Erdoğan iktidarı kendini buna mecbur eden yola çoktan girmiş durumda, geri dönüşü yok. Ve 7 Haziran seçimleri, topyekün savaş konseptinin kendinden sonraki tüm gelişim seyrini belirleyecek kritik ana halka olduğu için, Erdoğan bakımından bir ‘ölüm kalım’ hesaplaşmasına dönüşmüş bulunuyor.

Toplumsal ve politik hayatın gerçek ilişkilerine bakılırsa, Erdoğan iktidarı aslında her gün biraz daha ölüyor. HDP’nin baraj altında bırakılması uğruna göze aldığı ilkesiz, kuralsız, kirli politikalar son tahlilde kendi kuyusunu kazan bir adamın şuursuz uğraşından başka bir şey değil. HDP, barajı geçtiği an zaten kendini o kuyunun dibinde bulacak ve Başkanlık hayaliyle birlikte Ecdad-ı Osmaniye mezarlığına gömülmüş olacak siyaseten. Yok, kirli hesapları tutar da HDP’yi barajın altında göstermeyi başarabilirse, o an, öncekinden daha beter bir hikaye başlayacak Erdoğan için; sarayında gayri meşru, yalnız ve yaşayan ölü olarak kuyu dibi hayatına mahkum olacak, orada kalabildiği kadarıyla.

Yaşayıp göreceğiz, Erdoğan için ‘kalım’ yok 7 Haziran sonrasında, siyaseten ölümün değişik versiyonları var.

Ya dışarıda olup bitenler?

Erdoğan diktatörlüğü için en az içeridekiler kadar beter! ‘Ölüm kalım’ denklemi bölgesel ve uluslararası düzlemde ve dolayısıyla daha stratejik ölçülerde kurulmuş durumda AKP iktidarı için. Ortadoğu’da Osmanlıcı hevesleri sürdürmeye nefesi yetmedi, yeni yetme padişah bozuntusu Erdoğan’ın. Diktatörlüğün yayılmacı, ilhakçı savaş siyasetinin dışarı ayağı, adım attığı her yerde tıkandı, çuvalladı ya da açık yenilgiye dönüştü. Suriye’yi nüfusuna geçirme hayalleri ve açık açık uluslararası savaş suçu işlemeyi de göze alan her türlü kirli politikası, Türkiye’nin de taşeronluğunu yapan faşist DAİŞ çetesinin Rojava/Kobanê’yi geçememesi nedeniyle fena halde çökmüştür örneğin. Kahramanca direnen savaşçı halk güçleri, Erdoğan’a dünyanın gözü önünde dersini vermiş, haddini bildirmiştir. Ancak, ‘ölüm kalım’ siyasetinin kör denklemine bağlanmaktan başka çözüm aklı geliştiremeyecek kadar büyük suçlara bulaşmış ve günahlar işlemiş olan Erdoğan iktidarı, şimdilerde Suudi ve Katar çakallarıyla ‘stratejik derinlik’ ittifakına yönelip, Fetih Ordusu adı altında yeni bir katliam ve yağma gücü kurup daha büyük ve kanlı dış savaşlara dahil olma macerasına sürüklüyor Türkiye’yi. Yakında, “Suriye düştü düşecek” aymazlığına düşen bir Erdoğan’la karşıya kalınırsa kimse şaşırmayacak elbet!

Erdoğan’ın savaş politikasının dışarıdaki mührü olan “Kobanê düştü düşecek” çıkışı, tarihsel direniş tarafından silinip atılmış, bu yenilgi, savaş politikasının içerideki akıbetini “Erdoğan düştü düşecek” noktasına getirmiştir. Haziran seçimlerinde HDP amblemi altına vurulacak her oy mührü, haklarımızın, Erdoğan komutasındaki faşist savaş rejiminin iç savaş-dış savaş iç içeliğiyle yürütmek istediği barış düşmanı kan dökücü karanlık politikasını durdurma kararlılığının bir göstergesi olacaktır. Emekçi halklarımızın milyonlarca ferdi şimdiden bu aydınlık bilince sahip olduğunu eylemli duruşuyla her gün göstermektedir ve yarın bu gücün katlanarak büyüyeceğine ilişkin umutlu olmak için her şeye sahibiz.

* Atılım Gazetesi’nin 29 Mayıs 2015 tarihli 175. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 5 Haziran 2015, Cuma 11:37
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler