Gezi: Zafer!… Kobanê: Zafer!… 7 Haziran: Zafer!…

Gezi: Zafer!… Kobanê: Zafer!… 7 Haziran: Zafer!…

SONER ÇİÇEK –

HDP’nin zaferi ile AKP’nin yenilgisi aslında –özellikle de Kürdistan’da- birbirini koşullayan, tek denklemin iki uçtaki yansımaları oldu. Bu seçimlerde; bölgede HDP ile AKP arasında süren çetin bir siyasal otorite savaşına tanıklık edildi. Devlet olanaklarını arkalamasına rağmen, Kürt halkı AKP’yi Kürdistan’da süpürdü.

Türkiye ve Kürdistan siyasal tarihinin çok önemli bir dönemecini ifade eden 7 Haziran Genel Seçimleri, ardında birçok tartışmayı bırakarak ama önünde de bir o kadar siyasal sonucu tetikleyerek sonuçlandı. Siyasi tablo, parlamentodaki dizilim alt üst oldu. Ezilenler, HDP aracılığıyla azımsanmayacak, denge kurup denge bozacak bir düzeyde vekillerini parlamentoya yolladı. Siyasal sonuçları ekseninde seçimde ipi açık ara önde göğüsleyen HDP olurken, AKP de aynı düzeyde siyasal hezimet yaşadı. 13 yıl boyunca tek başına hükümet matematiğine hayli kendini kaptırmış olan AKP, bu iktidar tekelini kaybetti, seçim sonuçlarını sindirmekte zorlandı. Geçen seçimlere oranla istisnasız tüm illerde geriledi. MHP sadece 3 puanlık bir artışla kayda değer bir başarı yakalayamazken, CHP yerinde saydı.

Seçim kampanyasını ‘tek başına hükümet olma’ ve ‘anayasayı tek başına değiştirebilme’ ve bu yoldan başkanlık sistemini hayata geçirmeye odaklayan AKP, her ikisinden ve dolayısıyla üçüncüsünden de mahrum kaldı.

Kadınların, gençliğin, farklı ulus ve inanç topluluklarının temsiliyetini Meclis’e taşıyan HDP, 7 Haziran seçimlerinin tüm öncekiler gibi alelade bir seçime dönüşmesini engelledi. Bu, hem kendi başarısından dolayı böyledir, hem de bir devlet partisine dönüşüm sürecinde kendisini daha fazla tahkim etmeye hazırlanan ve genel seçimleri bunun için bir sıçrama tahtasına dönüştürmek isteyen AKP’nin yenilgisinin baş mimarı olduğu için böyledir.

Kısacası seçimin hemen ardından misketleri elinden alınmış çocuk edasıyla kızgın, öfkeli ve çaresiz bir portre çizen AKP ve havuz medyasının sözcülerinin “olsun AKP yine de birinci parti” sözleri, kendini kandırma değilse eğer, kutuplaştırma siyaseti neticesinde dumura uğratılarak elde kalan tabana teselli babında ifadelerdir.

AKP’nin yaşadığı 7 Haziran depreminin merkez üssünün ise Kürdistan olduğu tartışmasızdır. Kürdistan seçim tablosunun bir önceki seçimlerde ortaya çıkan tabloyla basit bir kıyaslanması bu gerçeği apaçık ortaya koyuyor. 2011 seçimlerine oranla % 10’a yakın bir oy kaybıyla mutlak bir hezimet yaşadı. Dersim, Şırnak, Iğdır, Hakkâri ve Ağrı’da vekilliklerin tümünü HDP aldı. AKP burada ‘sıfır’ çekti. Kürdistan’ın genelinde düşüş yaşayan AKP’nin yenilgisinde Serhad ve Botan’ın çarpıcı rolü dikkat çekiciydi. Kürt halkı AKP’yi Kürdistan’da baraj altında bıraktı. AKP’nin oylarını sadece iki ilçede (Bitlis’in Hizan ve Muş’un Hasköy ilçelerinde) arttırmış olması ve Bingöl ve Bitlis gibi muhafazakâr oyların önemli bir yer tuttuğu kentlerde bile yaklaşık % 18-19’luk oy kaybı yaşaması, AKP’nin Kürdistan seçim karnesi hakkında yeterli bir veri sunuyor.

HDP’nin zaferi ile AKP’nin yenilgisi aslında -özellikle de Kürdistan’da- birbirini koşullayan, tek denklemin iki uçtaki yansımaları oldu. AKP dışındaki diğer burjuva partilerin Kürdistan’da zaten tutunamaması nedeniyle, bu seçimlerde; bölgede HDP ile AKP arasında süren çetin bir siyasal otorite savaşına tanıklık edildi. Devlet olanaklarını arkalamasına rağmen Kürt halkı AKP’yi Kürdistan’da süpürdü.

Daha önceki tüm seçimlerde ‘çözüm süreci’ adı altında Kürt halk kitlelerinin çözüm-barış özlemini sömürerek ve bir beklenti atmosferine sokarak ciddi bir karşılık bulan AKP, bu seçimde bunu başaramadı. Bu çerçevede tepe tepe kullandığı kredi havuzunun suyu bitti. Eğer emanet oylardan bahsedilecekse, gerçekte bunun, Kürt halkının, 13 yıllık iktidarı boyunca çözüm/barış özlemi ve beklentisiyle AKP’ye verdiği oylar olduğunun altını çizmek gerekir. Kürt halkı bu emanet oyları geri aldı. Gerçek sahibine HDP’ye verdi. Hepsi bu.

Yalçın Akdoğan’ın “Tabii HDP bundan sonra çözüm sürecinin ancak filmini yapar” sözleri, AKP’nin şimdiye kadar bu sürece nasıl yaklaştığının itirafı gibi. Tek parti şımarıklığıyla sömürgeci politikaların taşıyıcılığını yapan AKP, 13 yıl boyunca oyalama dışında hiçbir adım atmadığı gibi, 2006 Amed, Roboskî gibi katliamlarla, siyasi soykırım operasyonlarıyla, gerillaya dönük kimyasal silah kullanılmasıyla, çocuk katliamlarıyla Kürt halkının belleğinde silinmez izler bıraktı. Tüm bunlara rağmen Kürt halkı, 2011 Genel ve 2014 Yerel seçimleriyle yeniden AKP’ye son bir şans tanıdı. 2002’den beri elde ettiği başarılardan dolayı zafer sarhoşluğuna kapılan AKP’nin, Rojava’da DAİŞ barbarlığına açık destek vermesi, Kürdistan’daki en esaslı kırılmaya işaret eder. AKP’nin Rojava politikası ve Kobanê süreci, AKP’nin Kürdistan’da ipini çekmiştir. Düşen Kobanê değil; AKP ve Erdoğan’ın başkanlık hayalleri olmuştur.

Seçimlere yaklaştıkça, sokağın nabzı ve anketler HDP’yi ve barajın yıkımını işaret ettikçe AKP, korku ve telaşla kirli bir antiHDP kampanyasına sarıldı. Bu kampanyanın bir tarafını Erdoğan’ın Kürtçe Kur’an-ı Kerim’i adeta bir miting aksesuarına dönüştürerek din tüccarlığına devam etmesi gibi propagandif eksenli argümanlar ve araçlar oluştururken, diğer yanını da hedef göstererek, sopadan palaya, silahtan bombaya dek her türlü saldırı aracını devreye soktuğu sindirme politikası oluşturdu.

Provokatif saldırılarla, kontra eylemleriyle HDP’yi Edirne’den Hakkari’ye, ezilenlerin dikkat odağından kirli bir mindere çekmeye, alışılagelmiş sınırlara hapsetmeye çalıştı. Fakat muazzam örgütlü bir refleks gösteren HDP ve kitlesi, bütün bu saldırı ve hesapları boşa çıkardı. Kararlı yürüyüşünü seçim zaferiyle mühürledi.

Seçimlerin ardından, yenilenin intikam hırsıyla hareket eden AKP, 9 Haziran’da Amed’de olduğu gibi devletin kirli işler havuzunda bolca bulunan yöntemlerden birini daha sahaya sürdü. AKP’nin kirli işler Bakanı Efkan Ala’nın Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nü ziyaretinden birkaç saat sonra İHYA DER Başkanı ve HÜDA PAR üyesi Aytaç Baran öldürüldü, ardından kontralar Amed sokaklarına salındı, 3 yurtsever katledildi. HDP ve bölgedeki yurtsever kurumların sükûnet çağrılarıyla, Kürdistan’ın geneline yayılma ve darbeyle sonuçlanma olasılığı güçlü olan bir iç çatışmanın önüne şimdilik geçildi.

AKP, sandıkta yaşadığı yenilginin hazımsızlığını, Kürt halkına; “ya benimsin ya kara toprağın” diyerek, bu uğurda hiçbir katliamcı politikadan geri durmayacağını son günlerdeki icraatlarıyla göstermektedir. Zaten AKP’yi 7 Haziran’da Kürdistan’da sandığa gömen, bu katliamcı politikaları değil miydi?

Hadi kara toprak demeyelim ama AKP’nin gideceği yer belli: Sömürgeci katliamcı partiler müzesi!

* Atılım Gazetesi’nin 12 Haziran 2015 tarihli 177. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 18 Haziran 2015, Perşembe 13:00
Kategoriler: Güncel, Haberler, Makaleler, Serbest Kürsü