2 Temmuz, soykırımla yüzleşme çağrısıdır

2 Temmuz, soykırımla yüzleşme çağrısıdır

AYDIN AKYÜZ –

Sivas katliamının üzerinden 22 yıl geçti. Alevilerin ne hesap sorma isteği, ne de adalet talebi dindi bu zaman zarfında. Yüreğimizin Sivas köşesi kanamaya, Madımak yanmaya devam ediyor. Sivas, ezilen halkların ateşle sınanmasının ilk örneği değildi. Öyle görülüyor ki, halkların el ele kardeşçe, özgürce yaşadığı ve baskının, sömürünün olmadığı bir dünya kurulana kadar da ezilen halkların ne ateşle, ne demirle, ne de kurşun ve bombayla katledilmesi son bulmayacak.

Sivas katliamı aynı zamanda Kızılbaş Alevi rönesansında yeni bir eşiktir. Demokratik Alevi hareketi, bu eşiğin açığa çıkardığı derslerden yola çıkarak bugün sorunlarının çözümü ve hakları için daha ileri mevzilerde mücadeleler verebiliyor. Demokratik Alevi hareketi, taleplerinin mücadelesini verirken genel özgürlük ve demokrasi mücadelesini büyüttüğünün bilincindedir. Tam da burada, Kürt-Türk-Arap Alevilerinin eşitlik, demokrasi ve özgürlük mücadelesi verirken yüzleşmekten kaçınamayacakları bir olgu da Ermeni, Süryani, Rum ve Ezidî soykırımlarıdır. Anadolu ve Mezopotamya’nın bu ezilen halklarının kaderi Alevi inancından halklarınkinden hiç de faklı değildi. Benzer ezilmişlik, baskı, zorbalık ve asimilasyonu yaşamaya devam ediyorlar. Soykırım tanıklıklarını okuyunca 2 Temmuz 1993’ü hatırlamamak, 35 canımızın Madımak’ta ateşe verildiğini hatırlayınca, Muş Ovası’nda binlerce Ermeni’nin samanlıklara, ahırlara kapatılıp ya da evleriyle birlikte yakılmalarını hatırlamamak olanaksız. 1915 soykırımında şans eseri sağ kalmış Sasunlu tanık Yeğyazar Karpeten (Doğum: 1886) şunları anlatıyor;

Ermenilerin yoğun olduğu bu bölge, bir gün bir gece içerisinde insanların yaşamadığı ıssız bir yere dönüştü. Onun asıl sahipleri, 105 köyün 70-80 bin kişiden oluşan her iki cinse mensup Ermeni nüfusu ise acımasız Tüklerin ve Kürtlerin eliyle canavarca bir operasyon sonucunda kılıçtan geçirildi, ateşte yandı ve suda boğuldu. Onların milyonlara varan serveti talan edildi. 28 Nisan günü Vardavar (İsa Mesih’in suret değiştirmesi ve İzzet Yortusu) Yortusu’nun pazar günüydü; Ermeni ulusunun mutlu bayramı; fakat ne yazı ki o gün Muş Ovası’nda Ermeniler için ‘mardavar’ (insan yakma) gününe dönüştü.”*

Muş Ovası’nda Ermenilerin yakılarak öldürülmesi sistematik bir hal alırken, birçok başkaca yerlerde daha sınırlı biçimde de olsa Ermeni ve Süryaniler kiliseler, manastırlar ve evlerine kapatılarak, ateşe verilerek öldürüldüler. Keza, 1894-’96 katliamları döneminde de aynı vahşet birçok yerde sergilendi.

1915 soykırımında öldürülmenin bin bir çeşidine maruz kalan Ermeniler, Süryaniler, Rumlar ve Ezidîlere benzer biçimde Aleviler sadece 2 Temmuz’da değil, sadece son 30-40 yılda Çorum, Maraş, Sivas, Malatya ve Gazi’de kitlesel olmak üzere bir çok yerde daha acısız bir ölümü arar vahşilikte katledildiler.

1915 soykırımı döneminde Koçgiri, Dersim ve Harput başta olmak üzere birçok yerde Alevilerden katliamlara katılmayanlar, Ermenilere yardım edenler, kurtulmalarını sağlayanlar az değildi. Ancak yaşananlar bundan ibaret değil. Ermenilere yardım ettikleri için idam sehpalarına çıkarılan Alevilerin varlığının yanı sıra, katliamlara katılan, Ermeni mallarının yağmalanmasına iştirak eden Alevilerin sayısı çok daha fazlaydı.

Alevi inancından halklarımız iki temel nedenle Ermeni soykırımıyla yüzleşmeliler. Birincisi, soykırıma bir biçimde ortak oldukları için bu geçmişle hesaplaşmak, kopuşmak ve özeleştiri yapmak amacıyla yüzleşmeliler ve Ermeni halkından soykırıma iştirak ettiklerinden dolayı özür dilemediler. İkincisi ise benzer ideolojik referanslar ve politik saiklerle halkları birbirine kırdıran, düşmanlaştıran egemenler, aynı amaçlarla Alevileri katletmeye de yönelebiliyorlar. Halkları birbirine düşman yapmaya çalışan egemenlere karşı, ancak ezilen halklar birleşerek mücadele ederlerse başarıya ulaşabilirler. Bunun da yolu geçmişimizle yüzleşmek ve birbirimizin acılarına dokunmaktan geçiyor. Tıpkı bugün mücadele alanlarında buluşulduğu gibi, tıpkı HDK/HDP’de omuz omuza halklarının mücadele birliğinin sağlandığı gibi.

Sivas katliamını anmak, 35 canımızın uğruna öldükleri mücadeleyi tamamına erdirmek, ezilen Ermeni, Süryani, Rum ve Ezidî halklarla kardeşleşmekten, ezilen halklarımızın mücadele birliğinden geçiyor. Soykırımcı, katliamcı ve asimilasyoncu devlet zihniyetiyle hesaplaşmaktan, hesap sormaktan geçiyor.

* Prof. Dr. Verjine Svazlian (Sivaslı), Ermeni Soykırımı-Hayatta Kalan Görgü Tanıklıklarının Anlattıkları, s. 61

* Atılım Gazetesi’nin 26 Haziran 2015 tarihli 179. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 2 Temmuz 2015, Perşembe 14:23
Kategoriler: Haberler, Kardeşçe, Makaleler, Politika