Kadınlar tarihini değiştiriyor ya erkekler?

Kadınlar tarihini değiştiriyor ya erkekler?

FADİME ÇELEBİ –

Kadınlar kendi tarihsel değişimi yaratıyorsa kendi devrimleri gerçekleştiriyorlarsa erkeklerde toplumsal değişim dönüşüm içinde kendi erkekliklerini sorgulayan kendi erkek egemen tarihiyle yüzleşerek devrimci sonuçlar çıkarmak zorundadır. O halde, erkekler işe kendi içindeki erkekliği öldürmekle başlamalıdır.

İki el ile kızgın demir tutturulur. Elleri yanmamış ya da az yanmışsa, şeytanla işbirliği içindedir.

Kadın; çıplak, el ve ayakları birbirine bağlı olarak suya bırakılır, batmadan kalır ve yüzerse şeytanın işgalindedir.

Kadının saçları kesilir, giysileri çıkartılır, kendisine bakılarak bir kilo tahmini yapılır. Gerçekten tartıldığında, edilen tahminden daha ağırsa şeytanla işbirliği içindedir.

Kadın suçsuz ise ağlar; gözünden yaş gelmiyorsa, şeytan engelliyordur, suçlu bulunur.

Kadın evlendiğinde ilk köle sahibinin hizmetine sunulur daha sonra birlikte olacağı erkeğe bedeni teslim edilir.

Kadının fazla çalışkanlığı ya da tembelliği; kronik bir hastalığı ya da aşırı sağlıklı olması; şifacılığı veya ebeliği, evinin üzerindeki kara bulut olması ya da doğuştan kızıl saçları olması Ortaçağ’da yargılanma nedeniydi. Günümüzde kadın bedenine uygulanan vahşet, Ortaçağ’daki cadı avlarına ne kadar da benziyor.

Bugün de erkek egemen anlayış ve onun cinsiyetçi bakış açısı, bu saldırganlık zihniyetin aynı olduğunu gösteriyor.

Kadınlar, Ortaçağda engizasyon mahkemelerinde nasıl yargılanıyorlarsa bugün de öyle yargılanıyor. Erkek egemen öz savunma uygulandığı için Nevin Yıldırım’a verilen cezada olduğu gibi onlarca kadın Ortaçağ’ı aratmayan mahkemelerde yargılanmaktadırlar.

Dün kadın bedeni nasıl ki Ortaçağ feodal erkek egemen toplum tarafından şiddetin her biçimi kullanılıyorsa bugün de erkek, tacizin ve şiddetinde ve onun toplumsal cinsiyetçi yapısından aynı zihniyetle infial ediliyor, yakılıyor, öldürülen kadınlara tecavüz ediliyor.

Cansu Kaya öldürüldükten sonra katili tarafından tecavüz edildi. Erkekler, her türlü hakkı ve hukuku kadın bedeni üzerinden egemenlik politikası kurarak bunu kendinden emin bir şekilde her türlü katliamı yapmayı bir hak sayıyorlar.

Toplumsal yapılar, ekonomik, kültürel, siyasal koşular değişse de kadına uygulanan şiddet değişmiyor. Çünkü erkek egemen sistemin en tepesinden en aşağısına kadar iktidarı erkekler elinde bulunduruyor. Ev içi emeğinin yok sayılmasıyla başlayarak kadının ekonomik toplumsal yaşam içindeki varlığını, konumunu, emeğini ele geçiren erkek egemenliği, feodalizmden emperyalist kapitalist sisteme kadar iktidarını, sınıfsal, ulusal ve cinsel sömürüyle atbaşı sürdürüyor. Bu sömürünün meşrulaştırıldığı, gözlerden uzaklaştırıldığı, erkek egemen bilinci kanıksatmak için de kadınların makus tarihi olarak lanse ediyor. Ezeli ve ebedi olarak değişmeyecek algısı yaratıyor.

Bu tarihin başka bir yüzü de var. Toplumsal erkekliği besleyen bu sömürü düzeni kendi yok oluşunu da beraberinde getiriyor.

Toplumsal erkeklik rollerinin ayrıcalıklarına yaslanan erkekler, karşı cinse savaşla kendi insanlığından bir adım daha uzaklaştırıyor. Yanıbaşımızda yaşanan IŞİD vahşetiyle, öldürülmüş kadın bedenine uygulanan vahşet arasında ne fark var? Afrika’da kadınlara uygulanan sünnet ile Türkiye’de günde 5 kadının öldürülmesi arasında ne fark var? Emperyalist küreselleşmenin sonucu olarak sömürü altındaki ülkelerdeki kadına yönelik vahşetle, Avrupa’nın veya ABD’de kadınların uğradığı tecavüz arasında fark ne kadardır?

Bu vahşetin faili toplumsal erkekliktir. Ancak sanıldığı gibi ezilenler bu vahşet karşısında sadece mağdur değil, insanlığını ayağa kaldırmak için verdiği onur mücadelesinin öznesi haline gelmiştir. Bu barbarlık ve sömürü düzenine karşı bir itiraz uygulayıcısı olan faillerin durumla yüzleşmesiyle mümkün olabilir, özeleştiriyle başlayabilir. Bunu sağlayacak olansa, kadın özgürlüğünün büyütülmesi olacaktır. Kadınların sömürü ve barbarlık düzeninin sürdürücüsü olan en yakınlarındaki erkeklerden başlayarak yükselttikleri itiraz tam bu yüzleştirmenin ilk adımıdır. Kadının özgürleşmesi erkeği insanlığa taşıyacak tek yoldur.

Özgürlüğün bahşedilmediğine toplumsal mücadeleler tarihi sayısız örnek sunmakta. Kadınlar da özgürlüğünü söküp alma mücadelesini erkek zulmünün var olduğu her alanda sergilemekte tereddüt etmiyor. Siyasetten özel alan olarak tarif edilen evin dört duvarına kadar her yerde yükselen itiraz, toplumsal devrimle paralel yükselmesi gereken kadın devriminin eşlik etmesi anlamı taşıyor. İnsanlığı yok eden bu sisteme karşı ya hep beraber ya hiçbirimiz haykırışıyla ortak mücadele çağrısında bulunuyorsak eğer, erkek cinsi bu insanlık dışı sistemin kendisine tanıdığı ayrıcalıkları da elinin tersiyle itmeyi başarmak zorundadır.

Yakın tarihimizde, yanıbaşımızda yükselen Rojava devrimi ve paralelinde gelişen kadın devrimi aynı zamanda toplumsal yaşama ve kadın özgürlük mücadelesinin kazanımı ve başarısı olarak görmek gerekiyor. Latin Amerika’da başlayan şiddete karşı kadın isyanları ve Hindistan’da kadın katliamlarına karşı gelişen toplumsal mücadelede, kadınlar erkek egemen sisteme karşı cins bilinciyle kendi devrimlerini gerçekleştiriyorlar. Ülkemizde ve dünyada gelişen kadın isyanları da gösteriyor ki, kadınlar toplumsal mücadelenin değişim öncüsü ve öznesi durumdalar. O halde, kadınlar kendi tarihsel değişimi yaratıyorsa kendi devrimleri gerçekleştiriyorlarsa erkeklerde toplumsal değişim dönüşüm içinde kendi erkekliklerini sorgulayan kendi erkek egemen tarihiyle yüzleşerek devrimci sonuçlar çıkarmak zorundadır. O halde, erkekler işe kendi içindeki erkekliği öldürmekle başlamalıdır.

* Atılım Gazetesi’nin 3 Temmuz 2015 tarihli 180. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 6 Temmuz 2015, Pazartesi 13:47
Kategoriler: Haberler, Kadın, Makaleler, Özgür Kadın, Politika