Türk devleti demografik yapıyı değiştirmekle pek mahir

Türk devleti demografik yapıyı değiştirmekle pek mahir

VAHAP BİÇİCİ –

PYD katliam yapıyor” palavrası tutmayınca yeni bir yalana sarılan Türk burjuva devletinin bu sefer ki argümanı, PYD’nin Rojava’da demografik yapıyı değiştirdiği ithamı. Hal böyleyken şu meşru soru gelip zihinlere takılmaktadır: Ey iftira sahibi, asıl sen bu devleti neyin üzerine inşa ettin? Anadolu ve Mezopotamya toprakları ile sermayenin Türkleştirilmesi; demografik yapının, fiili uygulayanın lehine değiştirilmesi olgusudur. Ki Türk burjuva devleti bu bahiste pek mahirdir.

YPG/YPJ güçlerinin Gire Spi’yi katiller sürüsü DAİŞ çetelerinden temizleyerek özgürleştirmesi, anlaşılan o ki, Türk burjuva devletinin kimyasını bozmuş durumda. MGK’nın son basın metni bunun en açık göstergesi. “PYD katliam yapıyor” palavrası tutmayınca yeni bir yalana sarılan Türk burjuva devletinin bu seferki argümanı, PYD’nin Rojava’da demografik yapıyı değiştirdiği ithamı. Ancak ne hikmetse geçen bunca zamana karşın yalanlarına dayanak oluşturabilecek tek bir veri dahi sunabilmiş değiller. Sunamazlar da. Zira PYD’nin Rojava’da yaşam buldurduğu felsefe, tam da bu anlayışın karşıtlığını, halkların eşitliğine dayalı kardeşliğini inşa etmektedir.

Hal böyleyken şu meşru soru gelip zihinlere takılmaktadır: Ey iftira sahibi, asıl sen bu devleti neyin üzerine inşa ettin?

ANADOLU VE MEZOPOTAMYA’DA HOMOJENLEŞTİRME

İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) I. Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesinde yürürlüğe konulan, 1919 ortaları itibarıyla da Kemalistlerce devralınan Anadolu ve Mezopotamya’nın etnik ve dinsel açıdan homojenleştirilmesi projesi, iki aşamalı bir Türkleştirme stratejisini öngörüyordu.

Dinsel homojenleştirme, ekonomik ve kültürel olarak Türklüğe asimilesi nesnel nedenlerle kabil olmayan Hıristiyan inancından halkların bin yıllardır yaşaya geldikleri topraklardan yok edilmeleri kaydıyla gerçekleştirilecekken, etnik homojenleştirme, Hıristiyan inancından halklara karşı Müslümanlık temelinde yedeklenen halkların asimilasyonu, yetmediği yerde ise katliamları yoluyla hayat bulacaktı. Öte yandan stratejinin ilk adımı olan dinsel homojenleştirme, öz itibarıyla etnik homojenleştirme hedefinin inanç kisvesi altında yürütülmesinden başka bir şey değildi. Dinsel homojenleştirme amaç değil, etnik homojenleştirmenin parçası olarak Türklüğün tek ve hakim ulus kılınması ereğiyle güç dengeleri gereği geçilmesi gereken bir “ara aşama”ydı.

Dinsel homojenleştirme aynı zamanda sermayenin Türkleştirilmesini de içeriyordu. Osmanlı ekonomisi önemli oranda ticaret sermayesine dayalı iken bu alan Hristiyan ve Musevilerin damgasını taşıyordu. Müslüman olmayan toplulukların yok edilmesi diğer sonuçlarının yanı sıra kendi içinde bir “milli sermaye” yaratma gayesini de barındırıyordu. Bu ise stratejinin ikinci aşamasına (Müslüman halkların Türklüğe asimilasyonu) geçilirken, Türk burjuva-feodal egemenler cephesinin elini güçlendiren önemli bir faktördü.

İstenilen hedef itibarıyla on yılları bulacak olan Anadolu ve Mezopotamya’nın Türkleştirilmesi (İTC kadrolarının tabiriyle ‘gayrı Türk unsurlardan arındırılması’) stratejisi, yaşadığımız siyasal coğrafyanın demografik yapısında köklü bir alt-üst oluşu da beraberinde getirdi. Öyle ki, asimilasyona uğratılan çeşitli uluslardan Müslüman halklar bir yana, 1914 sayımıyla 17,5 milyon dolayında belirlenen Türkiye ve Kuzey Kürdistan nüfusunun takriben üçte birinden teşekkül Müslüman olmayan toplumdan bugün ancak küçük bir azınlık olarak bahsetmekteyiz.

Asimilasyon, sürgün/tehcir, katliam ve soykırım yoluyla varılan bu noktanın ilk kurbanları, Trakya ve Ege bölgesinde meskûn Bulgarlardı. Yaklaşık 45-50 bin dolayında bir Bulgar nüfusu I. Emperyalist Paylaşım Savaşı arifesinde Bulgaristan’a sürüldü. Akabinde Rum tehcir/sürgünleri başlatıldı. 1914 verilerine göre salt Trakya’dan 115 bin Rum Yunanistan’a, 85 bini de Anadolu’nun iç bölgelerine doğru sürgün edildi. Batı Anadolu kıyılarından Yunanistan’a tehcir edilen Rumların sayısı ise 150-200 bin civarındaydı.

İSKÂN KANUNU’ DEVRE SOKULDU

Emperyalist savaşın patlak vermesiyle sürgün/tehcir saldırılarının hedefine esas olarak Ermeniler oturtuldu. Bu tarihten sonradır ki Türkleştirme fiili, soykırım eşliğinde sürdürüldü. Ermeniler başta gelmek üzere Süryani, Rum, Ezidi ve sonrasında da Kürt halklarımızdan toplamda milyonlarcası soykırımdan geçirilerek demografik yapıda köklü değişiklikler meydana getirildi.

Türkleştirme hedefli demografik yapının değiştirilmesi sadece sürgün/tehcir, katliam ya da soykırımlarla yürütülmedi. Asimilasyon politikaları da bu saldırıların önemli bir halkasıydı.

Zorla Müslümanlaştırılan tüm inanç toplulukları dışında, farklı uluslardan Müslüman halklar da asimilasyona tabi tutuldular. Gerek Kürdistan’da göç ettirilen Kürtler, gerekse de Balkan ve Kafkas sürgünü diğer Müslüman halklar coğrafyanın birçok noktasına yerel nüfusun yüzde 5-10’unu geçmeyecek şekilde dağıtıldılar. Devletin Müslüman halklara dönük bu iskân politikasının hedefinde yine Türklüğe asimile gayesi yatıyorken, tüm bunlar, öncesinde etüdü yapılan demografik yapının çok yönlü bir analizine dayanıyordu. Neredeyse tüm Osmanlı sathı etnik yapısından sosyo-kültürel dokusuna, inanç durumundan ekonomik temellerine kadar ince ayrıntılarına varıncaya değin kaydı tutulmuş ve bu doğrultuda gerekli tasniflendirmeler yapılarak belli bir iskân planı hazırlanmıştı. Örneğin, göç ettirilen Kürt nüfusu, Türklerin yoğun olarak yaşadığı Orta Anadolu’da iskân ettirilirken, Balkan ve Kafkas sürgünü Türk olmayan Müslüman halkların Kürt ve Arapların meskûn oldukları bölgelere yerleştirilmesine kati suretle müsaade verilmiyordu. Zira Türk olmayan halkların aynı mekânı paylaşmaları yahut toplu halde yaşamaları halinde asimile edilemeyeceklerine inanılıyordu.

Aynı sürgün/tehcir, katliam, soykırım ve asimilasyon politikalarına Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerek kuruluş öngünlerinde gerekse de sonrasında ara verilmeksizin devam edildi. İTC’den bayrağı devralan Kemalistlerin ilk icraatı, Rumların katli ve tehciri oldu. Milyonu aşan bir Rum nüfusunun varlığına tehcir ve soykırım yöntemiyle son verildi. Soykırımdan sağ kurtulan yüz binlerce Ermeni ve Süryani, Kemalist politikalar neticesinde dünyanın dört bir yanına dağılmak zorunda kaldı. “1934 Trakya Olayları” ile başlatılan sürecin sonucunda, Trakya’daki Yahudi ve Hıristiyan nüfustan geriye kimseler kalmadı. ‘1934 İskân Kanunu’, Kemalist iktidarın demografik yapıyı değiştirme amacının en yalın ifadesiydi. Cumhuriyetin ilanından 1930’ların sonlarına kadar gerçekleştirilen Kürt katliamları ve eşgüdümlü batıya yapılan sürgünler, özellikle Dersim sürgünlerinin iskân planında yaşandığı şekliyle asimilasyon güdümlü demografik yapının değiştirilmesiydi.

Anadolu ve Mezopotamya toprakları ile sermayenin Türkleştirilmesi denilen şey, diğer bir ifadeyle demografik yapının, fiili uygulayanın lehine değiştirilmesi olgusudur. Ki, Türk burjuva devleti bu bahiste pek mahirdir.

Rojava’ya demografik yapının değiştirilmeye çalışıldığı yalanı üzerinden dil uzatanlar, işgal planları yapanlar, her şeyden önce kendi tarihlerine bakmalı ve yaşattığı tüm acılar, mağduriyetler nedeniyle halklarımıza hesap vermelidir.

* Atılım Gazetesi’nin 10 Temmuz 2015 tarihli 181. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 10 Temmuz 2015, Cuma 18:29
Kategoriler: Atılım Dosya, Haberler, Politika