Çok yaşa Rojava

Çok yaşa Rojava

EMİN ORHAN –

Rojava halk devrimi üçüncü yılını geride bırakıyor. Kimilerinin uzun süre yaşamaz dediği Rojava halklar devrimi, bütün uğursuz öngörüleri ve İŞİD faşizminin, bölge gericiliğinin saldırılarını boşa çıkararak sağlam temeller ve dayanaklar inşa ederek ilerliyor. İlk başlarda “Küçücük bir yerde devrim mi olurmuş” diye küçümsenen bu devrim, sağlam bir gürbüz çocuğun büyümesi gibi…

Rojava devrimi, Arap halk ayaklanmalarından kendilerine karşıdevrim çıkarmaya çalışanlara karşı, savaşan gerici taraflardan birinin safında yer almayarak üçüncü bir cephe açarak ilerlemenin pekala olanaklı olduğunu kanıtladı. Gerici iç savaşlar yerine devrimci savaşın süreç içerisinde nasıl örgütlendiğini öğretti.

Rojava, devrimin beklemekle değil, ciddi bir hazırlıkla ve bunun halkın katılımının örgütlenmesi yoluyla, doğru bir önderlikle olanaklı olduğunu bir kez daha ispatlamış oldu.

Rojavalılar, halkların kardeşçe ve eşit koşullarda yan yana, iç içe birlik içerisinde yaşanacağı bir toplumsal sözleşmeyi uyguluyorlar. Ortadoğu’da dinsel/mezhepsel, inançsal, ulusal farlılıklardan düşmanlaştırma, halkları birbirine kırdırma değil de demokratik bir temelde örgütlenmiş özerk bir yönetim inşa ettiler.

Rojava devriminin yarattığı sonuçların sadece Rojava kantonları ile sınırlı olduğu düşünülemez. Kürdistani karakteri baskın olsa bile bölgesel ve uluslararası içeriğe sahip bir devrimdir. Bölgede ve dünyada aklı devrimden yana çalışan, yüreği devrimden yana atan devrimcilerin ölüme meydan okuyan kahramanlıklarının ve destansı direnişinin derin enternasyonalist içeriğini başka nasıl anlayabiliriz. Madrid’de, faşizme karşı savaşan enternasyonal tugayların tarih bilinci neyse, bugün Rojava’da enternasyonal tugaylarında savaşanların da odur. Rojava’da bugün 21. yüzyılın devrimler çağının kapısını aralıyorlar. Dün Franko ve Hitler faşizmine, bugün İŞİD faşizmine karşı yeni ruh ve bilinçle savaşılıyor. Çünkü Kobanê kuşatmasında herkes biliyordu ki, Kobanê sadece Kobanê değildi, Kuzeydi, Güneydi, Doğuydu, Batıydı, Avrupa ve Asyaydı. Söz konusu olan dünyanın umudu, Rojava’nın geleceğiydi. Bunun için devrime dokunmak ve yaşamak istediler. Devrimin kalbi Rojava’da atmaktadır.

Rojava devrimi halkların birleşik bir devrimidir. Bu devrime katılanlar sadece Kürt halkı değildir. Bölgede yaşayan Arap’ı, Süryani’si, Ezidi’si, Türkmen’i, Alevi’si, Sünni’si, Hristiyan’ı el ele vererek İŞİD faşizminin barbar saldırganlığına ve halkları köleleştirmesine karşı halkların ortak cennetini kurmaya giriştiler.

Rojava devrimi birleşik devrimci önderliğin savaş içerisinde nasıl inşa edildiğini gösterdi. Askeri olarak kır ve kent savaşının birlikte aynı zamanda değişik uluslardan halkların ortak devrimci demokratik bir yönetim modeli ile kantonların birlikte yönetebileceklerini ortaya çıkardı. Doğrudan halk meclislerine dayalı, farklı kimliklerden ve mezheplerden halkların demokratik bir biçimde birlikte yönetebileceğini göstermesi, Ortadoğu’da haklar mezbahanesini kurmak isteyenlere karşı önemli bir kazanımdır.

En önemlisi, en baskın karakteri, Rojava’nın kadın devrimi niteliğidir ki, kadının hem toplumsal ve siyasal yaşama, hem de askeri yaşama etkin katılımını örgütlemesi sayesinde bugünlere gelmiştir. Kadının özgürleşmesi ve erkeklerle her alanda eşit temsiliyeti, şimdiye kadarki devrimlerden ayıran en önemli özelliğidir. Rojava devriminin aynı zamanda bir kadın devrimi olarak adlandırılması boşuna değildir. Kadının evinden çıkıp halk mahkemesi yargıcı, cephede komutan olarak yer alması tesadüfi değildir.

Rojava devriminin güçlü toplumsal karakteri nedeniyledir ki, eğitimden sağlığa, hukuktan, ekonomik yaşama kadar her alanda demokratik bir yaşam inşa edilmiş bulunuyor.

İşte bunun için üçüncü yılında emperyalistler ve başta AKP iktidarı olmak üzere devrimi boğmak ve ezmek istiyorlar. Halkların özgür ve eşit bir yaşam dünyası kurmasına karşı bölgede İŞİD, El -Nusra faşist çetelerini besliyorlar, silahlandırıyorlar ve Rojava kantonlarına saldırıyorlar, Kobanê’de toplu kitlesel katliamlara ardına kadar kapılarını açıyorlar. Bunun için sınıra tank ve asker sevkiyatı yapıyorlar, Rojava’yı işgal planları askeri karargahların masalarının üzerine seriliyor.

Şimdi, devrimin savunulması ve sürdürülmesi, yeniden inşa edilmesi temel tarihsel bir sorumluluktur. Bu sorumlulukta en büyük pay kuşkusuz Türkiye’de devrimci-demokratik hareketin omuzlarındadır. Her devrimde olduğu gibi burada da asıl görev ve zorluk, devrimi yaşatmaktır. Rojava devrimi iki yılı aşkın bir sürede kan ve barut kokuları arasında et ve tırnakla, dişe diş bir mücadele ile devrimci irade ve kararlılıkla yaşayabileceğini gösterdi. Dün Kürdistan devriminin kaderi Batı’da devrimin kaderine bağlanırdı. Artık nesnel ve öznel nedenlerle bu bugün aşılmıştır. Türkiye devriminin kaderi artık Rojava devriminin kaderine sıkı sıkıya bağlı hale gelmiştir. Bu nedenle çok yaşa Kobanê, çok yaşa Rojava…

* Atılım Gazetesi’nin 16 Temmuz 2015 tarihli 182. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 16 Temmuz 2015, Perşembe 11:57
Kategoriler: Haberler, Kardeşçe, Makaleler, Politika