‘Hep kadınlar mı ölecek’

‘Hep kadınlar mı ölecek’

FADİME ÇELEBİ –

Ok yaydan çıktı bir kere, dalga dalga yayılacak bir kadın devrimi akıyor. Topraklarımızda kadınlar artık yaşamın tüm alanlarına “Ben de varım” diyerek yöneliyor. Hesap sormak erkeğin işi gibi algılanırken, silah erkekle özdeşlemişken bugün artık kadınlar, yaşamlarını çekilmez hale getiren erkeklerden ve erkek egemen devletinden hesap soruyor.

“Hep kadınlar mı ölecek, biraz da erkekler ölsün.” Bu sözler, geçtiğimiz hafta para karşılığı bedenini satmaya zorlayan eşini öldüren Çilem Doğan’ın ağzından döküldü. Artık, kadınlar kendi kulvarını belirliyor. Nevin Yıldırım’dan bu yana Çilem Doğan’la daha da açığa çıkan ve kendini dayatan özsavunma, yeni bir mücadele hattı olarak kadın özgürlük hareketinin daha fazla gündemine giriyor.

Nevin ve Çilem şahsında kadınlar, yaşadıklarına kendi yöntemleriyle isyan ediyor ve bir karşılık veriyor. Bu karşılık, yaşanan vahşete karşılık olmayan adaletin sağlanması anlamına geliyor. Bu nedenle adaletin sağlanma eylemi biçimi ne olursa olsun, tüm çıplaklığı ve gerçekliği ile kendi meşruluğunu yaratıyor.

Çilem, “Hep kadınlar mı ölecek, biraz da erkekler ölsün” diyor. Düne kadar çok rahat tecavüz ettikleri, dövdükleri, aile mahkemelerinde öldürdükleri kadınlar, bugün artık karşı duruş gösteriyor. Kadınlar, aslında bin yıllardır öğretilenlere karşı kendini özsavunma ile korumaya alıyor. Düne kadar kendine dayatılanlara, karşı duracak cesareti kuşanamayan kadınlar, bugün tüm savaşçı ruhuyla kendisine biçilen elbisesini değiştiriyor.

Çilem’in yaşam öyküsüne bakıldığında, kadınların erkek egemen iktidarına isyanını daha yakından somutlayabiliriz. Çilem, evlendikten 28 gün sonra sadece hastalandığı için dayak yer, annesinden para isteyemediği için üç gün bir odaya kitlenip açlık ve susuzluğa terk edilir. Hamileliğinin 7. ayında tatil bahanesiyle Antalya’ya götürülüp, erkeklerle para karşılığı birlikte olmayı kabul etmeyince dayak yer, hastane de makineye bağlıyken yine dayak yer, daha sonra henüz dikişleri alınmamışken yeniden dayak yer. Sistematik bir işkence haline dönüşen bu yaşam, Çilem’de içten içe büyük bir isyanı örgütler.

Tüm bu süreçler de Çilem defalarca polise başvurmuş, dayak yediğine dair raporlar almıştır. Ancak gerek polisler gerekse de aile “yuvanı dağıtma” diyerek tekrar eve gönderiyor. Erkek egemen iktidarın Çilem’e sunduğu bu çözüm yollarının hiçbiri Çilem’in boşanmasında, hayatta kalma mücadelesinde güven vermemiş, tam tersine ölüme terk etmiştir. Çilem, kendi öz savunmasını kurarak hayatta kalabilmek için eşini öldürmüştür.

İşte, Çilem Doğan’ın yaşadıkları, erkek egemen iktidar karşısında kadınların kendi öz savunma araçlarını kurmalarının zorunluluğunu göstermiştir. Yaşadığımız erkek egemen sistemde kadının bırakalım ifade ve iş özgürlüğünü, yaşam hakkı dahi sağlanamıyor. Kadın bilincinin bu denli gelişmesi, kadın isyanlarının büyümesi artık yeni bir boyutu, kadınların öz örgütlülüğünün ve savunma araç ve biçimlerinin de ihtiyacını kaçınılmaz bir hale getiriyor.

Küçük damlalarla biriken ve “Bedenime dokunma, kürtaj haktır” şiarı ile bir düzeye yükselen kadın isyanı derinden ve dalga dalga kendini yeniden şekillendiriyor. Gezi isyanı ile daha güçlü ortaya çıkan ve somut yaşama müdahale etmeye çalışan kadın iradesi Özgecan’da kadın isyanına dönüşürken, Nevin Yıldırım’da öz savunma ile vücut bulmuş ve bugün Çilem’in ağzında da “Hep kadınlar mı ölecek” diyerek başka bir bilince işaret etmektedir. Bu yeni bilinç ise hesap sorma iradesi olarak açığa çıkmıştır. Kadınların öz savunmayı bu kadar güçlü tartıştığı bir dönemde kadınlar olarak daha güçlü araç ve yöntemler bulma zorunluluğu ile karşı karşıyayız.

Kadın aklını ve iradesini güçlenmeye davet eden bu nesnel koşullar, kadın devrimine ilişkin de pratik sonuçlar ortaya koyuyor. Bu durum, geleneksel rolleri ağırlaştırılarak kadının yaşamına müdahale eden AKP iktidarını da kadın cinayetlerine ilişkin söz söylemeye zorluyor. Daha dün Özgecan davasını izlemeye gelen Sümeyye Erdoğan’ın kurduğu kadın derneği, “Kadın ve erkeğin fıtratında eşitlik yoktur” dediğinde nasıl kadınlar tarafından protesto edilip adliyenin bahçesinden kovuldularsa, bugün de Sare Davutoğlu’nun “Kadın cinayetleri abartılıyor, kadın cinayetleri dedikçe cinayetler arttı” sözleri özsavunmanın duvarına çarpıyor.

Erkek egemen iktidar da alttan büyüyen ve en sert hali ile açığa çıkan kadın isyanının farkında. Bu yüzden itirazları ve tepkileri maniple ederek dağıtma, kadınların örgütlü mücadelesini engelleme girişiminde bulunuyor. Bugüne kadar denedikleri kadın istihdam paketleri çözüm olmadı, kurdukları kadın dernekleri çözüm olmadı, bu kez de hoşgörü ve sevgiden kadın katliamlarını abartmamak gerektiğinden bahsediyorlar. İlerleyen süreçlerde kadınlar ile erkek egemen sistem arasındaki çatışmanın daha da sertleşeceğini tüm bu verilerden okumak gerekiyor.

Ancak belirtilmelidir ki su akar yatağını bulur. Her gün 5 kadının öldürüldüğü bu coğrafyada çözüm yerine bu durumun olağanlığından bahseden ve kadınların buna alışmasını öğütleyen iktidara karşı Nevinler, Çilemler içimizden çıkıp daha da büyük isyanları mayalıyorlar. Ok yaydan çıktı bir kere, dalga dalga yayılacak bir kadın devrimi akıyor. Topraklarımızda kadınlar artık yaşamın tüm alanlarına “Ben de varım” diyerek yöneliyor. Hesap sormak erkeğin işi gibi algılanırken, silah erkekle özdeşlemişken bugün artık kadınlar, yaşamlarını çekilmez hale getiren erkeklerden ve erkek egemen devletinden hesap soruyor.

Çilem Doğan şimdi gözlerini bize dikiyor. Açtıkları yolu daha da büyüterek milyonlarca kadına yürümemiz gereken politik hattın da önünü açıyor. Tam da bu yüzden kadın isyanını daha da güçlü kuşanabilmek, kadın devrimine yürüyebilmek için özsavunma ile öz örgütlülüğü büyütmek için kadınlar seferberlik ruhuyla kadın özgürlük mücadelesini büyütmelidir.

* Atılım Gazetesi’nin 16 Temmuz 2015 tarihli 182. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 16 Temmuz 2015, Perşembe 12:13
Kategoriler: Haberler, Kadın, Makaleler, Özgür Kadın, Politika