Özsavunmayı kurmak ve adaleti sağlamak

Özsavunmayı kurmak ve adaleti sağlamak

EFE DAĞLI –

DAİŞ faşizmine karşı savaşta halkın kendi özsavunmasını sağlaması ile devrimcilerin adaleti tesis mücadelesi iç içedir. Yakın tehlike altındaki kesimler kendi özsavunmalarını ne kadar gerçekleştirebilir ve mücadeleyle buluşabilirse antifaşist mücadele bloku o kadar çabuk harekete geçer.

DAİŞ faşizmi korkutmaya, yıldırmaya, çaresizlik hissi yaratmaya çalışıyor. Korkup yılgınlığa kapılmamak devrimci mücadelenin amentüsüdür

Devlet faşizmine teslim olmayan milyonlar, DAİŞ faşizmine hiç teslim olmaz ama bununla da kalmaz ve gereğini yapar.

Pirsus şehitlerinin yüz binlerle uğurlanması ve onlarca şehirde gerçekleştirilen anmalar, halkın devrimci evlatlarını sahiplendiğini, DAİŞ tehdidine kesinlikle boyun eğmeyeceğini gösterdi.

Bununla birlikte, Pirsus katliamı şu yalın gerçeğe işaret ediyor;

Anadolu ve Kürdistan coğrafyasında iktidarla, düzenle ihtilaflı herkes saldırıların muhatabıdır. Sokağa çıkan kadınlardan LGBTİ’lere, Alevilerden Kürtlere her kesim ve bu arada demokratik mücadele cephesinin/HDP’nin öne çıkan isimleri ile belli başlı kurumlar yakın tehlike altında.

Gazi’de kontrgerillacılar bir cemevini tararken mezhepsel çatışma hedeflenmişti. Yapamadılar. Devrimcilerin ferasetiyle devlet halk çelişkisi öne çıkarılarak bu sosyolojik fay hattının kırılmasına engel olundu.

Sonrasında devlet, Alevi gençleri çürüterek mücadeleden uzak tutmak için onları kendi bireysel hayatlarına hapsetmeyi dönem siyaseti haline getirdi. Alevi yoğunluklu mahalleler sadece polisle değil çok daha başka biçimlerle kuşatıldı. Adacıklara hapsedilenlere oradan çıkmamaları şartıyla “özgürlük” tanındı, amaçtan kopuk tartışmalar ve bu arada somut olarak rejime zarar vermeyen itirazlar engellenmedi.

Bugün de DAİŞ, girdiği her coğrafyada böylesi kırılma noktalarını kullanıyor.

Yakıcı bir sorun olan DAİŞ faşizmine karşı savaşta halkın kendi özsavunmasını sağlaması ile devrimcilerin adaleti tesis mücadelesi iç içedir.

Özsavunma, ferdi/ailevi/semt esaslı güvenlik olduğu için savunmaya dairdir, merkezi yapısı esnek bir nefsi müdafaa hattıdır ve her aşamasını halk, mesela ferdi araçlar ve nöbetlerle doğrudan örgütler. Yakın tehlike altındaki kesimler buna ne kadar erken yönelirlerse muhtemel kayıplarını o oranda azaltırlar.

Devrimcilerin özsavunmaya yardımcı olmanın yanı sıra, ağırlıklı işi ise adaleti tesis etme kapsamındaki aktif savunması olduğu için özsavunmanın başarısı devrimcilerin elini rahatlatır.

Potansiyel hedef durumundaki kesimler iç dağınıklık, amaca hizmet etmeyen tartışmalar ve rehavetle ömür tüketiyorsa böyle bir saldırı dalgasına karşı koymakta zorlanırlar.

Her gün onlarca insanın boğazlandığı Ortadoğu coğrafyasının kıyısındayız ve “Coğrafya kaderdir.” O nedenle, bir Batı Avrupa ülkesindeymiş gibi bizim hakikatimize temas etmeyen tartışmaların bir değeri yoktur.

Oysa, doğru temelde ele alınması halinde var olan yakın DAİŞ tehlikesi devrimcilerin tehdit altındaki grup, kesim ve bireylerle çok çeşitli ve esnek biçimlerde bir araya gelmelerine imkan tanıyor. DAİŞ’in Kürtlere düşmanlığını biliyoruz. Rojava’da darbe üstüne darbe yediler ve yenildiler. Şimdi de Haseke’de yenilmek üzereler. Dolayısıyla, daha yoğun biçimde kontrgerilla taktikleriyle Kuzey Kürdistan’dan intikam almaya çalışacaklarını öngörebiliriz. Nitekim denediler ama başaramadılar.

Pirsus’la birlikte sadece Kürtlere değil Rojava devrimini kendi devrimi olarak benimseyenlere de yöneleceklerini gösteriyorlar.

Komünistler daha evvel misliyle artabilecek mücadele kayıplarının mümkün olduğundan bahsetmişlerdi. Bu açıdan, hedef olarak bilhassa seçildiğini rahatlıkla söyleyebileceğimiz Pirsus, Rojava devrimine katılmanın ve onu savunmanın dünya durdukça şerefle taşınacak bedellerindendir.

Kürdistan devrimcileri ile komünistler Rojava’da omuz omuza bir devrimi inşa ediyorlar. İntikamcı saldırıların hedefi olmaları bu bakımdan “olağan”. Kuşkumuz yok, 90’lı yılların kontrgerilla reflekslerini andıran tutumlara yönelen iktidar, bu saldırganlığı polis ve adliye eliyle kendince tamamlamaya girişecektir.

Gelişmelerin doğruladığı komünistler, bu dış faktörlü iç savaş saldırganlığını öngörerek kitlesel kayıpların muhtemel olduğuna dikkat çekmişlerdi.

Kayıpların her biri çok kıymetli. Ölümsüzleşenlerin ardından üzülmek ve acı duymak da değerli. Ancak adlarını yaşatmak, anılarına bağlı kalmak ne yazık ki sadece bunlarla mümkün değil.

Türkiye ve Kürdistan’da bir devrimci durum yaşanıyor. Komünistler, Kürt özgürlük güçleriyle omuz omuza vererek Rojava devrimini gerçekleştiriyor.

Kayıpların yerleri onlarca, yüzlerce yeni insanla ve derhal doldurulduğu oranda şehitlerin ve devrimin çağrısına cevap olunabilir. Onların, devrimin çağrısına cevap olmak için harekete geçtikleri için şehit düştükleri unutulmamalı.

Herkes kendini yeniden yapılandırdığı, bireysel hayatını, seçimlerini, psikolojik engellerini gözden geçirdiği, rüzgar nereden eserse oraya sürüklenen yaprak olmaktan kurtulduğu oranda hayatın çağrısına yanıt vermiş sayılır. Bu, aynı zamanda yoldaşlığın yeniden yapılandırılmasıdır.

Kıyas gayet sade: Kobane’de bir başka mücadele sahasında ya da en yakın örnek olan Pirsus’ta biz son nefesimizi veriyor olsak, geride kalanların nasıl davranmasını/yaşamasını isteriz. Hayatlarına her zamanki gibi mi devam etsinler yoksa devrimi zafere taşımak için görünür görünmez bütün engellerinden derhal kurtulup kendilerini mi gerçekleştirsinler!?

Elbette DAİŞ sadece devrimcilere yönelmiyor ve toplumu birbirine düşürecek gerici iç savaş dinamiklerini harekete geçirecek mezhepsel, dinsel saflaşmaları kullanmayı esas alıyor. Bu bakımdan yarın bir cemevine saldırması, bir Alevi semtinin bombalanması, kadınların ve LGBTİ’lerin sistematik katli son derece muhtemel.

Başka ülkelerde yaşananları gördük. Sünnilikle herhangi bir ilişkisi bulunmayan DAİŞ, maksimum fayda için Şii-Sünni çatışması çıkarıyor, düşman olduğu Şiileri katlederken yandaş rezervi yaratıyor. DAİŞ faşizmine karşı mücadele ederken onun “İslam”la bir tutulması yanlışı da en çok DAİŞ’e yarıyor.

Türkiye sathında DAİŞ, büyük katliamlar yapabilir ancak işi sandığı kadar kolay değil. Sadece bir örnek; Kürtler çoğunlukla Sünni mezhebindendir ve hemen hepsi DAİŞ’e düşmanlar.

Yine, Sünni mezhebinden alimlerle entelektüel fikir alışverişi yaparak onların kendi iç tartışmalarıyla, mütedeyyin kesimlere DAİŞ’in hakikatte ne olduğunu anlatmaları sosyolojik boğazl

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 27 Temmuz 2015, Pazartesi 13:22
Kategoriler: Büyüteç, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler