Halkın cevabı: Güce güç taşa taş

Halkın cevabı: Güce güç taşa taş

SAMİ ÖZBİL –

Halk taş atana taş atar, gül atana da gül. Bugün AKP, yedeğine MHP’yi de alarak taş atıyor. Her taş meşruluğunu yitirmekle neticelenir. Halk ise gayrimeşrulaşan böyle bir iktidarı tanımama, kendine yeni bir yol tayin etme seçeneğine yönelir. Kopuş diyalektiği biraz da böyle işler… Bu savaşın Kürt-Türk ve Alevi-Sünni çatışması/kamplaşması olmadığını milyonlara göstermenin yolu temel hak ve özgürlükler için sokaklarda, meydanlarda olmak ve mücadeleyi bu eksene oturtmaktır.

Emekçi sol, DAİŞ’le AKP ilişkisini defalarca deşifre etti. Anlık değil zamana yayılı bu ilişkinin petrol ticaretine kadar vardığı ortaya çıktı.

Gerek DAİŞ’le ilişki gerek Suriye’ye müdahale açık savaş suçuydu. Ama MİT’in DAİŞ’çi kadro rezervini de ekleyebiliriz. Bu ilişki, biçimsel olarak, İhvan-ı Müslim’le Vahabi/Selefiliğin çıkarları temelinde ortak düşmana karşı işbirliğiydi.

Sonuç verdi mi? Vermediği görüldü. Ayrıca, iktidarın korkmasına yol açan Rojava devrimi patladı. Buna bağlı olarak Türkiye sahasındaki Kürtler rejimden koptu. Uluslararası planda da teşhir oldu.

ABD’nin her zamanki emperyalist siyasetiyle, savaş suçları dosyasını AKP’nin önüne koyduğunu düşünebiliriz. Erdoğan’ın, orta vadede El Beşir durumuna düşürülmesi ihtimalinin bir tehdit olarak kullanıldığını da. Bu tabloya İran ile ABD’nin konjonktürel yakınlaşmasını ekleyebiliriz.

AKP neye karar verdi, DAİŞ’e karşı nefes almadan savaşmayı mı? Hayır! ABD’ye İncirlik’i kullandırmak, sınırları bir ölçüde denetlemek, DAİŞ’in kendisine yönelik tehdidi önlemek için operasyonlara girişmek. Sadece bu kadar.

Bunun karşılığında PKK’ye dönük hava saldırıları iznini aldığı, Cerablus’u karşılığında, içeride otoriter despotluğu pekiştiren iç savaş siyasetine ses çıkarılmaması sözünü aldığı söylenebilir.

Türkiye’de devrimcilerin ve PKK’nin güçlenmemesi ABD’nin her zaman işine gelir. O nedenle PKK’ye saldırıları bu kapsamda destekler. Bütün 90’lı yıllar böyledir. Öcalan’ın hapsedilmesi böyledir. Rojava’da ise mecburen hava saldırılarına başlamıştır ABD. PKK ve PYD bir Barzani olmadığı için ABD her zaman bu kuvvetlerin darbelenmesini isteyecektir. Aksini düşünen kendini kandırır.

İçerideki siyasetin çerçevesi gerici iç savaştır. Emekçi sol iki düşmanın aktif saldırısı altına alınıyor; İktidar ve DAİŞ. Ayrıca DAİŞ, AKP kendisine destekten vazgeçtiği için Türkiye’de bir gerici iç savaş katalizörüne dönüşecektir. Sadece bu kadar değil, muhtemel bir seçim durumunda AKP ve MHP birbirleriyle saldırganlık konusunda yarışacaklardır. El yükseltme siyasetlerinin bedelini halka ödetmek isteyecekler.

Tam burada bir ayrım noktası var: Saldırganlık dalgasına karşı ezilenler diğer yanağını mı çevirecek, yoksa yüz binler halinde meydanlara çıkıp demokratik direnişini mi gerçekleştirecek? Altı boş bir barışçılık ve altı boş bir “daha kötüsü olabilir, hiç değilse eldekileri koruyalım” akılcılığı olabilecek en manasız tekliftir. Eskilerde, hatta ’70’lerde dahi bu tür teklifler mücadeleyi boşa düşürmekten öte işe yaramadı. Şimdi zaten bambaşka bir dünyadayız, yanıbaşımızda her gün intihar bombacıları patlar, sırf mezhebi farklı diye insanlar boğazlanırken içeriksiz barışçılık düpedüz zehirleyicidir.

Daha önce, Kürtlerin devletle ilişkisinde muhtemel bir kopuş diyalektiğinin işleyebileceğini söylemiştik. Eskisi gibi, dar grupların, profesyonel unsurların savaşı ise dönemi bütünüyle karşılayamaz. Belirleyici olan halkın meydanlardaki demokratik mücadelesidir.

İktidar Kürtleri gözden çıkardı. Dolayısıyla, bu iç savaş siyasetini öncelikle Kürt-Türk çatışması biçiminde yansıtır ve bunu yönetirlerse milliyetçi oy deposunun ona akmasını sağlayabilir.

İkincisi, Alevi yoğunluklu semtlere saldırı Sünnileri arkalamayı öngörür. Devrimcilere kapsamlı saldırılar da bu eksende geleneksel devlet ideolojisini tazelemeye, düşman diye etiketlenen devrimcilere karşı bir merkez haline gelmeye odaklanmıştır.

İki gerici ekseni kırmanın, bu savaşın Kürt-Türk ve Alevi-Sünni çatışması/kamplaşması olmadığını milyonlara göstermenin yolu temel hak ve özgürlükler için sokaklarda, meydanlarda olmak ve mücadeleyi bu eksene oturtmaktır.

Bu olmazsa ne olur? Tahrip edici, yıkıcı bir iç savaşla Türkiye ve Kürdistan bir tür Suriye’ye dönüşebilir. İktidar ise Mursileşir. Çünkü bu siyasete devam ederlerse, yarın, bu kez bu nedenle yargılanacaklardır. İktidarın hesaplayamadığı da bu. Tüm dünyada artık Kürt demek DAİŞ’i yenen, onu püskürten kuvvet demektir. İktidar devletleştiğini ve devlete göre Kürtler ‘cahil dağlılar’ olduğu için kafa yapısı hala oralarda.

Halk, taş atana taş atar, gül atana da gül. Bugün AKP, yedeğine MHP’yi de alarak taş atıyor. Her taş meşruluğunu yitirmekle neticelenir. Halk ise gayrimeşrulaşan böyle bir iktidarı tanımama, kendine yeni bir yol tayin etme seçeneğine yönelir. Kopuş diyalektiği biraz da böyle işler.

Daralan, sekterleşen, sadece dar bir kesime seslenen ve defansta kalan bir siyasete hapsedilmek isteniyor, emekçi sol ile Kürtler. Meydanları dolduran yüz binlerin, milyonların adalet ve özgürlük mücadelesi bu tuzağı da boşa çıkaracaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 31 Temmuz 2015 tarihli 184. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 6 Ağustos 2015, Perşembe 16:09
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Rota