Sembolik aptallık

Sembolik aptallık

Toplumu yatay eksenlerle bölerek devam etmeye, milyonları bezdirebilirlerse yeniden iktidar olmayı ummaya devam ediyorlar. Fakat polis, adliye ve basın üçlüsünü çekin altından, AKP’den geriye iç savaşa tutuşmuş bir koalisyon kalır ki o da derhal çatırdar.

İsrail, Mescid-i Aksa’ya saldırdı. Irak’ı işgal eden ABD’nin savaş uçaklarından atılan bombaların üstüne mesajlar yazıldı.

İkisinin de sembolik önemi ve anlamı var.

AKP iktidarı, hem Alevi ibadethanesi cemevine saldırdı hem de PKK’ye dönük hava saldırısında atılan bombaların üzerine “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazdı.

İktidar iftihar edebilir; İsrail ve ABD’yi kendinde bütünleştirdi.

Sadece bu kadar mı?

Rojava’da şehit düşen gerillaların doğdukları topraklara defnedilmesi Bakanlar Kurulu kararıyla engellendi ki, bu ne ABD’de ne İsrail’de olan bir yenilik. Cihan devleti olmak böyle demek.

“Anladıkları dilden konuşacağız, hadlerini bildireceğiz, psikolojik üstünlüğü ele geçireceğiz..” Ağzını açan bunları söylüyor. Ne kadar yoğun bombardıman yaptıklarını, iki günde iki yüz militan öldürdüklerini anlatıyorlar. O halde altı aya kalmaz PKK’yi bitirirler. Vaktiyle Türkeş de altı ayda PKK’yi bitirmekten dem vuruyordu.

“Cek”li “cak”lı iddiaların altı boş.

7 Haziran’da püskürtülen otoriter despotluk, daha önce haber verdiği B ve C planlarını hayata geçiriyor.

Bu planların ‘nedeni’ hayal kırıklığı. Barajın yıkılması ve faşizmin önemli bir dayanağının ortadan kaldırılması bir tetikleyiciydi.

Aynı nedenle dün hürmetle bahsettikleri, Türkiye için kazanç dedikleri isimlerden hesap sorulacağını söylüyorlar.

Halka parmak sallayan, toplumda iç güvensizlik yayan iktidar, toplumun dışında ve ona rağmen bir derebeylik gibi. Kocaman bir sarayı bulunan, tek derdi fetih olan, hükmetme anksiyetisine tutulmuş kapalı devre bir yapı.

Elden düşme bastırma doktrinlerine güveniyorlar. Fakat o doktrine karşı halk mücadelesinin deneyimlerinden habersizler. Vasat zeka ile ondan daha berbat aklın rezonansı bu kadar.

Halihazırdaki saldırganlık orta vadede sürdürülebilir değil. Bir tür şok ile bezdirmeyi hedefliyorlar ama onu asla elde edemeyecekler.

Ergenekon artıklarıyla yeni ortaklıklarının verimi, cemaat şebekesiyle ortaklığın verimini dahi yakalayamaz. Bir kez daha “safmışız, kandırılmışız” diyecekleri muhakkak.

Önemli değil, yeter ki iktidardaki ömürleri biraz daha devam etsin.

Ya sonra? Kaddafi-Saddam-Mursi akıbetinden kurtulmak için teşkilatlanmak. Şu anda örtülü ödenekle finanse edilen, devlet imkanları kullanılarak sahaya yayılan organizasyon böylesi bir hazırlığa delalet.

Halkın kanı üzerinden oynanan oyunun onları abad etmeyeceğini kendileri de biliyor.

Oyunu yönetebilirlerse asimilasyon sürer, HDP baraja takılır, MHP zayıflar, saltanat sürer. Kürtlerin hak taleplerini dahi, kendi gerekliliklerini ispat için araçsal olarak kullanan bir zevattan şövalye ruhu beklemeye kimsenin hakkı yok.

İmralı ile diyalog da bu türden hesaplarla başladı ancak işlemedi. “El elde baş başta” kaldılar ve MHP’yi gıpta ettirecek bir söyleme başvurdular.

Oysa özgüvensizler. Hiçbir yolun kararlı savunucusu değiller.

İleri gidemiyor, güçleri yok. Geri adım atmaya korkuyorlar, yıkılma, parçalanma endişeleri had safhada.

Toplumu yatay eksenlerle bölerek devam etmeye, milyonları bezdirebilirlerse yeniden iktidar olmayı ummaya devam ediyorlar.

Fakat polis, adliye ve basın üçlüsünü çekin altından, AKP’den geriye iç savaşa tutuşmuş bir koalisyon kalır ki o da derhal çatırdar.

Düşman yaratarak içe döndüğünde dağıtıcı olabilecek enerjiyi başka yerlere kanalize ediyorlar.

Sembolik adımları elbette sürüyor. “Kobane düştü düşecek”ten “Kürt sorunu yoktur”a, mitingte Kur’an-ı Kerim sallamaktan bombalara “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazana varana dek hem de.

Bu kafadan hiçbir şey çıkmaz.

Halkın demokratik mücadelesinin militanca sürdürülmesi ise geri adım attırabilir. Evleri camdan olduğu için halkın mücadelesine karşı koyma kapasiteleri sınırlı.

Karşıdevrimin cisimleştiği adres AKP.

Sınıf mücadelesinin özgün ve gayet ağır bedellerle sürdürülen demokratik biçimi de HDP’de temsil buluyor. Bu iki kuvvetin dışındaki tüm kesimler pratik politika sahasında etkisizdir. Demokratik devrim bileşenlerinin (ve temsilcilerinin) birleşik mücadele cephesini kuvvetlendirmeleri karşıdevrim cephesinin hareket imkanlarını kısıtlayacaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 7 Ağustos 2015 tarihli 185. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 13 Ağustos 2015, Perşembe 15:00
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler