Sarayın savaşına karşı barış kazanacak

Sarayın savaşına karşı barış kazanacak

HATİCE DUMAN-

Hakikatin kendisi AKP’nin planlarına göre işlemiyor. Zira, Gezi ve Kobanê serhildanlarıyla yaratılan bilinç ortadan kaldırılamadı. Suruç’ta yaratılan kardeşlik, barış ruhunun halklarımız içinde gezindiğini gösteriyor. Tüm bunları güçlü bir barış iradesiyle ortaya koymak için beliren nesnel zemin, devrimci demokratik önderliğin lehinedir.

7 Haziran seçimlerinden yenilgiyle çıkan AKP, kaybettiği kanı yeni bir savaş planıyla kazanmaya çalışmaktadır. Suruç katliamı, bu savaş planının devreye girmesi için gerçekleştirilmiş ve Ortadoğu’da iflas eden sömürgeci politikanın üstü örtülmek istenmiştir. AKP’nin savaş siyasetinin Ortadoğu’ya yansıması Rojava düşmanlığı üzerinden şekillenirken, topraklarımızda darbe rejiminin uygulanmasında cisimleşti. 7 Haziran seçimleriyle yasallığı ve meşruiyeti ortadan kalkmış hükümet ve başkanlık sistemi, kendi oy tabanı tarafından bile kabul görmemiş bir cumhurbaşkanı ancak böyle bir darbe rejimiyle iktidarı zorla ellerinde tutabilirdi. Bu durumda, 13 yıl boyunca sırtını dayadıkları Meclis fiilen ortadan kalkmış ve koalisyon çalışmaları darbe rejimini maskelemekten başka bir işe yaramamıştır. Demokratik teamüller ise geçici hükümetin elinde bir oyuncağa dönüşmüştür.

Postallı darbelerin cenneti haline getirilen ülke açısından elbette yeni bir duruma işaret eder bu gelişim. Dahası, AKP’nin iktidarını korumak amacıyla her türlü planı da devreye sokacağının tescilidir. Hükümete gelirken demokratik söylemleri ağzına pelesenk eden AKP, bugüne kadar yaşanan darbe rejimlerini kendi iktidarına uyumlu hale getirerek devrede tutmuş ve bugün pratiğe geçirmiştir.

Elbette darbenin hedefi devrimci demokratik önderliktir, 7 Haziran seçimleriyle iradeleşen devrimci demokratik halk hareketidir. Bununla birlikte, AKP’nin kendi tabanı da hedeftedir. Zira başkanlık sistemine karşı ve barıştan yana olan bir tabanın hizaya getirilerek faşistleştirilmesi ve rejimin toplumsal dayanağı haline getirilmesi gerekmektedir. Demokratik, devrimci halk hareketini bütün savaş araçlarıyla ezme üzerine işleyen politika, AKP tabanına gelince ideolojik bombardıman şeklinde yürütülmektedir. Şimdi, 90’ların şizofrenik “Anadolu’dan Görünüm” programının en pespaye hallerini izlemeye, dinlemeye zorlanıyor toplum.

AKP’nin başlattığı topyekün savaşın temel araçlarından polis, ordu, medya, yargı buna göre dizayn edilmektedir. Darbe rejiminin yönetim üssünün saray olduğu düşünüldüğünde topyekün savaşın komuta merkezi de burası olmaktadır. Polis kurumunun dizaynı neredeyse tamamlanmış durumdadır. Ordu ise son Yüksek Askeri Şura kararlarıyla birlikte savaşa göre bir komuta düzeyine getirildi. DAİŞ’in vahşetini 90’larda deneyimleyen bu subayların pratiği, Kürdistan’da silahla tecavüz edecek kadar alçaklaştı. Bu vahşet ordusunun başına da, Erdoğan’a yakınlığı tartışmasız biçimde tescillenen Hulusi Akar getirildi. Komutanın başkomutana bağlılığı YAŞ teamüllerin alt-üst edilmesiyle ödüllendirildi.

Sarayın ordusunun Kürdistan’da başlattığı savaşın vahşeti şimdiden ortaya çıktı. JİTEM’in hızla devreye girmesi yargısız infazların başlaması, fiili OHAL uygulamaları, HDP yönetici ve üyelerinin tutuklanması, YPG/YPJ’li savaşçıların cenazelerinin sınır kapılarında işkenceye maruz kalması Kürdistan’da yürütülen kirli savaşın göstergeleridir. Kandil’e yönelik bombardımanların Zap komedisinden öte sonuçlarının olmadığının farkında olan saray, kirli savaşın odağına kentleri yerleştirmektedir. 7 Haziran seçimleriyle birlikte Kürt devriminin şehirlerde yarattığı etki düzeyi ve özsavunma pratiğinin toplumsallaşması gerçeğiyle karşı karşıya olan AKP saldırılarını da buraya yoğunlaştırmaktadır. Saray ordusunu şimdiden ters köşeye yatırmış olan şehir savaşı bu anlamıyla başarılı bir pratik zemin yaratmaktadır. Bu anlamıyla 90’larda uygulanan kirli savaş yöntemi farklı bir zeminde başarısız kalmaya mahkumdur.

AKP iktidarı, Kürdistan’da yürüttüğü kirli savaş hakikatinin önüne demirden bir perde örerek, esas olarak Batı’daki halkı yedekleme üzerinden bir seçim takvimi ortaya çıkarmaktadır. Kürdistan’daki savaşta sanal zaferler, “bitirdik” edebiyatıyla birlikte koalisyon görüşmelerinin bu tabloya uygun olarak yürütülmesinin nedeni de bu takvimdir. 7 Haziran seçimlerinde Kuzey Kürdistan’dan geri döndüremeyeceği bir yenilgi aldığının farkında olan Saray, Gezi, Kobanê ayaklanmaları ve 7 Haziran seçimleri üzerinden Batı’da kırılan fay hattını şovenizm ve “tek parti iktidarıyla sağlanan istikrar ve güç”le doldurmaya çalışıyor. Batı’da HDP’ye yönelik kitlesel gözaltı ve tutuklamalarla taşları bağlayacağını hesap eden AKP, barış eylemliliklerinin yasaklanmasıyla, toplumun terörize edilmesiyle, Suruç katliamı üzerinden örülen dayanışma, kardeşlik hareketini dağıtarak sokakları boşaltmayı hedefliyor. Dahası, Alevilere ve dernek yöneticilerine saldırarak HDP etrafında kenetlenen Alevileri dağıtmayı amaçlamaktadır.

Gezi ve Kobanê ayaklanmaları ve 7 Haziran seçimleri, Batı’da devrimci demokratik halk hareketinin ortaya çıkması bakımından üç dönümsel noktaydı. Her üç dönümsel nokta birbirinin içinden doğarak yeni bir devrimci, demokratik bilincin mayalanmasını koşullamıştı. Suruç katliamına öfkenin sokaklara akışı da bunu daha görünür hale getirmişti. Bu bakımlardan gelişmeler, şovenist duvarların yarattığı bölünmeleri ortadan kaldırarak kardeşleşmenin ve barışı örmenin zeminini ortaya koymuştu. 7 Haziran zaferi ve Suruç katliamıyla birlikte ortaya çıkan hareket, örgütsel bakımdan da bir iradeleşmeye işaret ediyordu. Dahası, AKP tabanının bu iradeden etkilendiği ve başkanlığa vize vermemesini de koşullamıştı bu gelişim seyri. Batı’daki ezilenlerin ezici çoğunluğunun barışı desteklemesi de bundan.

AKP, böyle bir girdabın içinden darbe rejimiyle ve topyekün savaş konseptiyle çıkmak istiyor. Suruç katliamı, bu darbe rejiminin ilk icraatı olmakla birlikte geliştirilen savaş konseptinin toplumsallaştırılması hedeflenmektedir. Öngörülen seçimin kazanılmasının başka koşulu da yok.

Ancak hakikatin kendisi AKP’nin planlarına göre işlemiyor. Zira, Gezi ve Kobanê serhildanlarıyla yaratılan bilinç ortadan kaldırılamadı. Asker cenazelerinin şovenist etkisi 90’lardaki gibi işlemiyor. Halkımız, evlatlarının kirli savaşın kurbanı olmasını istemediği gibi tepkisini de ortaya koyuyor. AKP bundan dolayı yaşamını yitiren asker sayısını gizliyor ve gerçekleri manüple etmek zorunda kalıyor. Bu, Suruç’ta yaratılan kardeşlik, barış ruhunun halklarımız içinde gezindiğini gösteriyor. Tüm bunları güçlü bir barış iradesiyle ortaya koymak için beliren nesnel zemin devrimci demokratik önderliğin lehinedir. AKP’nin savaş rüzgarlarıyla yarattığı türbülansın etkisine girmeden barış hareketini güçlendirmek bugünün en kritik noktasıdır.

* Atılım Gazetesi’nin 14 Temmuz 2015 tarihli 186. sayısında yayımlamıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 14 Ağustos 2015, Cuma 19:47
Kategoriler: Haberler, Politika, Serbest Kürsü