Sarya’nın saçları yüreklerine dolandı

Sarya’nın saçları yüreklerine dolandı

HATİCE DUMAN-

Nereye gittiğimizi ve hangi yangınlardan geçeceğimizi biliriz. Aramızda çizdiğiniz suni sınırların anlamını yitirmesi de bundan. Biz nerede olursak olalım akarız birbirimize. Nil’den Fırat’tan, Ren’den Kızılırmak’tan, Meriç’ten…

Rojava direnişi büyüdükçe, devrim düşlerimizden çıkıp toprağa düşüyordu. Türkiye’nin ve Kürdistan’ın birçok yerinden yola çıkan düşbazlarımız yüreklerine ve bilinçlerine yükledikleri gelecek umuduyla devrime dokunacaklardı. Heyecanlılardı… Nasıl olmasınlardı… Sokakta adım atarken ve yaşamın içinde nefes alırken onu göreceklerinin hayalini kurmuşlardı çünkü. Gözlerine devrimin mutluluğu dolmuştu bir de. Mücadelesinin bir abidesi olan, yıkık bir kenti inşa edeceklerdi. Kardeşliğin de inşasıydı bu. Kardeşlik köprüleri öyle güçlüydü ki, Roboskililer ve sömürgeci savaşın yıktığı her alan tanırdı onları. Şimdi ise Kobanêliler tanıyacaktı.

Elbette Kobanê’ye varmadan Kobanêlilerle tanışmıştı onlar. Bu yüzden inşaları da çoktan başlamıştı. Aylarca ilmek ilmek ördükleri bir faaliyetle Kobanê’nin tuğlalarını döşediler ülkemiz topraklarına. Gözlerine doldurdukları mutluluk bulutlarını Türkiye’deki halkların üzerine yağdırdılar.

Böyle bir soylu direnişin yolcusuydu onlar. Devrim, Ortadoğu’da gerçeğe dönüştükçe hızlandırdılar adımlarını. Arkalarında Güneş’in doğuşunu ve Özgür’lüğün, önlerinde ise Arinlerin ve Saryaların can verdiği topraklar vardı. Böyle aydınlık bir harenin içinde ardıl olmanın heyecanını yüklenmişlerdi.

Devrimin çocuklarıydı onlar. 21. yüzyıl devrimlerinin yürek pırıltılarıydılar. Dünyanın bütün nehirlerini Mezopotamya topraklarına çevirerek Ortadoğu’ya bereket taşıyanlardı. Barut kokularının içinde büyüyen çocukların gözyaşlarını yüreklerine akıtanlardı.

Şairin dediği gibi “Buradaki bizimkiler”di. Oradaki bizimkilerin yoldaşları olarak hep aynı kararlılıkla dövüştüler. Oradaki bizimkiler siperlerde her an her saat yangınların ortasında, soysuzların kuşatmasında devrim toprağını genişletirken buradaki bizimkiler aynı kararlılıkla direndiler kalleş bombaların içinde. Oradaki bizimkilerin soysuz bombaların içinde geriye kalan saçları, buradaki bizimkilerin yüreğine dolanmıştı. İşte biz bu kadar benzeriz birbirimize. Nereye gittiğimizi ve hangi yangınlardan geçeceğimizi biliriz. Aramızda çizdiğiniz suni sınırların anlamını yitirmesi de bundan. Biz nerede olursak olalım akarız birbirimize. Nil’den Fırat’tan, Ren’den Kızılırmak’tan, Meriç’ten…

Biz çoğalırken ölümü kutsamadık hiç. Aksine yaşamın en güçlü aktığı yerde aldık soluğumuzu. Gülüşümüz arkasında da bu hayatın kendisi vardı. O sebepten biz birbirimizi hep gülüşümüzden tanıdık. Yaşam fiziksel bir varoluştan öte insanlığa doğru bir akışta somutlanmıştı. Yeni Hayat’tı bunun adı. Yönümüzün devrim topraklarına oluşu da ondan. Artık daha çok gülümseyeceğiz.

* Atılım Gazetesi’nin 14 Temmuz 2015 tarihli 186. sayısında yayımlamıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 14 Ağustos 2015, Cuma 19:59
Kategoriler: Haberler, Politika, Sizlerden