Savaş konsepti ve Aleviler

Savaş konsepti ve Aleviler

ALİ HAYDAR SAYGILI

Alevi toplumu ve demokratik Alevi hareketi, Gezi isyanından beri batıda gelişen devrimci durumun canlı toplumsal, siyasal dinamiklerinden biri olarak öne çıkmıştır. Kürt halkımızın barış talebini destekleyen bir pozisyon almıştır.

Gerici faşist DAİŞ ve iktidar işbirliğiyle gerçekleştirilen ve 32 sosyalistin katledildiği Suruç katliamından sonra devrim ve karşıdevrim arasındaki çarpışma yeni bir sürece girdi. Siyasi iktidar ilerici, devrimci, demokrat, sosyalist ve yurtsever güçleri merkeze koyarak halka karşı topyekün bir saldırı başlattı. Burjuva hukuk bağlamında dahi meşruiyeti kalmayan geçici hükümet, bir savaş hükümeti olarak konumlandı; halka, devrimci, demokrat, yurtsever kesimlere dönük saldırıları ve devlet terörünü yoğunlaştırdı.

Siyasal iktidarın şiddetlenen karşıdevrimci saldırıları 90’lı yılların devlet terörünü akıllara getirmektedir. 90’lı yıllardan aşina olduğumuz gibi günümüzde de faşist diktatörlüğün topyekün saldırılarına maruz kalan toplumsal mücadele dinamiklerinden biri yine Aleviler olmaktadır.

Bağcılar’da polis tarafından infaz edilen devrimci Günay Özaslan’ın cenazesinin kaldırılmasını engelleyen polis, üç gün boyunca Gazi Cemevi’ni ablukaya almış, binaya kurşun ve gaz bombası yağdırmıştı. Cemevine dönük saldırı ilk değildi. Peşinden, 5 Ağustos’ta Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Derneği başkanına dönük silahlı saldırı gerçekleşti. Bu saldırı henüz aydınlatılmamışken, aynı hafta içerisinde Ankara’da da faşist saldırılar yaşandı. Halka karşı savaş politikalarına, faşist saldırılara ve tırmandırılan devlet terörüne karşı Aleviler cephesinden barış çağrılarının yapılacağı toplantıya giden Alevi kurum temsilcileri hedef alındı. Alevi Kültür Dernekleri Başkanı Doğan Demir ile ABF Genel Başkanı Baki Düzgün silahlı saldırıya uğradı.

Bu saldırılar, faşist diktatörlüğün kontra saldırılarından ayrı düşünülemez. Yakın dönemde gerçekleştirilen saldırı ve katliamlar zincirinin bir halkasıdır. Siyasi sorumlusu da doğrudan hükümet ve saraydır. Ve tıpkı diğer saldırılarda olduğu gibi failleri korunacaktır.

Topyekün saldırı ve savaş siyaseti, karşıdevrimci zoru devreye sokarak devrimci durumu geriletmeyi, Türkiye ve Kürdistan birleşik devriminin gelişme kanallarını kesmeyi amaçlıyor. Alevi toplumuna ve demokratik Alevi hareketine dönük saldırıları da bu kapsamdadır. Alevilerin gelişen devrimci durum koşullarında düzenden kopuşunu engellemeyi amaçlıyor. Devrimci, sosyalist hareketle buluşma, derimci bir mecrada yürüme ve Kürt özgürlük hareketiyle yan yana durma isteği ve iradesini kırmak istiyor.

’93’te Sivas katliamı da benzer bir anlayışla gerçekleştirilmişti. Demokratik talepleriyle yükselişe geçen ve devrimci, antifaşist bir karakterde gelişme eğiliminde olan demokratik Alevi hareketinin devrimci ve sosyalist hareketle buluşması, Kürt devrimiyle yan yana gelmesi faşist zor yoluyla engellenmek istenmiştir.

Bugün de kurumları ve kurum temsilcilerini hedef alarak demokratik Alevi hareketinin devrimci-demokratik mecrada derinleşen düzenden kopuş eğilimini tersine çevirmek istiyorlar. Zira, Alevi toplumu ve demokratik Alevi hareketi Gezi isyanından beri, batıda gelişen devrimci durumun canlı toplumsal, siyasal dinamiklerinden biri olarak öne çıkmıştır. Kürt halkımızın barış talebini destekleyen bir pozisyon almıştır. Yürütülen diyalog ve görüşme sürecinde Kürt hareketinin yanında olduğunu ilan etmiştir. Kobanê direnişinde eylemli dayanışma içerisinde olmuş, Şengal’e dayanışma elini uzatmış, Rojava devrimini sahiplenmiştir. AKP’nin mezhepçi ve halklara düşman siyaseti karşısında halkların demokratik cephe siyasetine omuz vermiş, HDP çatısı altında ve etrafında şekillenen demokratik siyasi iradeye kolektif olarak katılmıştır. Devrimci, sosyalist hareket ve Kürt hareketiyle ittifak yapmıştır. Erdoğan’ın diktatörlük heveslerine barikat ören, AKP’ye siyasal hezimeti yaşatan politik çıkışta etkin rol oynamıştır.

Alevi toplumu ve demokratik Alevi hareketi, bugünkü topyekün saldırı ve halka karşı savaş siyasetine karşı barış ve özgürlük mücadelesini yükselten, halkların barış talebinin yanında yer alan geniş barış blokuyla birlikte saf tutmaktadır. Bu birleşik halk mücadelesini ve geniş toplumsal, siyasal saflaşmayı zayıflatmak, geriletmek, mümkünse parçalamak isteyen faşist diktatörlük, tıpkı 90’lı yıllarda olduğu gibi diğer kesimlerle birlikte Alevileri de saldırının hedefine koymaktadır.

İstiyorlar ki, Aleviler ve demokratik Alevi hareketi geri adım atsın. Devlete ve AKP’ye boyun eğsin. Kürt hareketiyle yan yana durmasın. Devrimcilerle ve sosyalistlerle arasına mesafe koysun. Sokaklardan çekilsin. Gezi’den bu yana tehdit ve baskıyla denenen bu yol, savaş konseptiyle birlikte silahlı saldırı ve terörle birleştirilmiştir.

Suruç’taki saldırı sosyalistler şahsında Gezi ile Rojava devriminin buluşmasını engellemeyi amaçlıyordu. Alevi temsilcilerine dönük saldırılar da bu siyasetin devamıdır. Tıpkı, 2 Temmuz 1993 saldırısı ve katliamında olduğu gibi, 20 Temmuz Suruç katliamıyla ve devamında sürdürülen saldırılarla Alevi toplumunun devrimci demokratik yolunu ve iradesini sınamak istiyorlar. Bu anlamda 2 Temmuz şehitleri ile Suruç şehitleri arasında kopmaz bir bağ vardır.

Suruç saldırısı karşısında gösterilen dik duruş, Rojava devrimini savunma, Kobanê direnişiyle dayanışma çizgisi, faşist diktatörlüğün saldırılarına karşı direniş ve birleşik karşı koyuş mevzisine dönüşmüştür. 32 şehidin çağrısı yürünecek yolu göstermiştir. Bu uğurda birlik ve dayanışmayı, birleşik karşı koyuşu güçlendirerek yürünmelidir. Bu anlamda Alevi temsilcilerini ve Alevi toplumunu hedef alan saldırılara karşı da toplumsal duyarlılık ve sahiplenme ile yanıt verilmelidir.

Alevi toplumu ve demokratik Alevi hareketinin yürüyeceği yol da aynıdır. Geri adım atmadan, kişilerden kurumlara, evler ve ibadethanelerden mahallelere kadar her alanda özsavunmasını geliştirerek, birleşik devrimci demokratik mevzileri güçlendirerek, başta Rojava devrimi olmak üzere devrimle, devrimci yurtsever güçlerle ittifakını geliştirerek, hükümetin savaş siyasetine karşı barış ve özgürlük cephesi hattını koruyarak; demokratik taleplerini kararlıca yükselterek… Nitekim, Ankara’da toplanan demokratik Alevi kurumlarının toplantısından çıkan sonuç ve yayımlanan deklarasyon da bu minvaldedir.

Artık devran döndü. Şimdi karşıdevrimin zoruna, faşist devlet terörüne karşı demokratik halk devrimi seçeneğinin yükseltileceği bir iklimdeyiz.

* Atılım Gazetesi’nin 14 Temmuz 2015 tarihli 186. sayısında yayımlamıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 14 Ağustos 2015, Cuma 19:30
Kategoriler: Haberler, Politika, Serbest Kürsü