Halkın iradesi kazanacak

Halkın iradesi kazanacak

HATİCE DUMAN-

Kürdistan’da her bakımdan yeni bir dönem başlamıştır. Saray’ın darbesine karşı Kürdistan’da demokratik özerkliğin ilan edilmeye başlanması, birleşik devrim mücadelesi bakımından da yeni bir döneme işaret etmektedir. Kürdistan’da mücadelenin bu aşamasıyla birlikte kirli savaşın boyutu 90’ları da aşacaktır.

10 Ağustos 2014’te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde ezilenler bakımından AKP’nin kısmi düzeyde “rıza ürettiği” görülmüştü. Bunun kısmi düzeyde gerçekleşmesinin, AKP iktidarı bakımından bir kırılma noktasına işaret ettiği açığa çıkmıştı. Bu kırılmanın temelinde ise HDP’nin kitleler bakımından zemin kazanmaya başladığı ve yükselen bir devrimci demokratik önderlik hakikati vardı.

Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmesi sarayın yetkileri konusunda bir değişime işaret etmediği gibi, hâlihazırdaki anayasa da buna olanak tanımıyordu. Ancak sarayda simgeleşen iktidar, başkanlık sistemini fiili olarak uygulamaya sokarak açıktan anayasayı ihlal etti, sistemi kendi iktidarı doğrultusunda yürüttü. 7 Haziran seçimleriyle birlikte bunun hukuksal ayağı da tamamlanacaktı. 12 Eylül Anayasası’nın faşizm özü değişmeyecekti ve sadece yetkiler esas olarak sarayın elinde toplanacaktır. Anayasa başkanlık sistemi yönünde restore edilecekti. Bu bakımdan saray darbesinin ilk adımları 10 Ağustos’taki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra atılmaya başlandı. 7 Haziran’da yürütülen devasa seçim kampanyasının merkezinde sarayın durması da bundandı.

Ancak adı üzerinde, ‘fiili başkanlık’ pratikte yürüyor. Bunun tam anlamıyla zemine kavuşması 7 Haziran seçimleriyle sağlanacaktı. 400 vekille “rıza” üretimi devam edecekti. Yolsuzluk, yoksulluk ve sömürgeci savaş politikalarına rağmen AKP’nin beklentisi buydu. Bu beklenti karşılık bulduğunda bugün devreye giren topyekûn savaş konsepti de uygulanmaya başlayacaktı. AKP iktidarının sürdürülebilirliği “istikrar”la eş anlamlı kılındığı için de bunun kitleler bakımından karşılığı; dikensiz gül bahçesi olacaktı. Gezi ve Kobanê ayaklanmaları bir kırılma noktası yaratsa da geriye kalan yüzde elli teranesinin güvenine kapıldı saray.

7 Haziran’da ortaya çıkan sonuç, AKP’nin tüm bu planlarını boşa çıkardı. Sadece Gezi ve Kobanê serhildanlarıyla otaya çıkan halk iradesi kenetlenmedi HDP’nin etrafında, aynı zamanda 10 Ağustos’taki yüzde elli kamplaşması da dağıldı. AKP’nin çok güvendiği yüzde 50’nin dağılması, fiili başkanlık sisteminin tam olarak uygulanmasını da boşa çıkardı. Seçimden önce AKP’nin oy tabanının ağırlıklı kısmının başkanlık sistemine vize vermemesi gerçekliğine rağmen Saray esasında politik kumar anlamına gelecek ve manipülasyon üreten medya ordusuna rağmen kitleler, AKP’nin şizofrenik kurgularına kapılmadı.

Saray darbesi tüm bunların üzerinden gerçekleşti. Erdoğan, şimdi her darbe sonrasında olduğu gibi hukuksal zemine işaret ediyor. 10 Ağustos iradesinden dem vurarak 7 Haziran iradesini ortadan kaldırıyor. Üstelik bunu açıkça savunarak darbeyi meşrulaştırıyor. Meşru olmayan bir hükümet üzerinden darbe mekaniğini yürütürken, AKP azınlık hükümetiyle seçime doğru yol alıyor. Tıpkı 12 Eylül resmi anayasasının referandumu gibi bir seçim politikasını ortaya koyuyor. Sarayın ordusuyla, polisiyle, gladyosuyla seçimde her türlü baskıyı ve hileyi uygulayacağı açık hale geliyor. Ortadoğu’da kırk yıl boyunca iktidarda kalabilen diktatörlerin en bilindik seçim yöntemleri uygulanmaya konulacak bu doğrultuda. Kürdistan’da oylar saraya taşınacak, Batı’da en üst düzeyde hileyle, zorla “rıza” üretilecek. HDP’ye yönelik kitlesel tutuklamalar da bu süreci kolaylaştıracak.

Plan bu…

Nereden bakılırsa bakılsın dipsiz bir kuyu. Zira bu topraklarda böyle bir planın işlerlik zemini kalmadı. 40 yıl boyunca iktidarda kalan diktatörlerin koltuklarından indirildiği, Rojava Devrimi’nin Ortadoğu’ya yayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Halkların iradesinin sadece sandıklarda değil, esasta sokakta sınandığı, ortaya çıktığı bir zaman dilimindeyiz. 7 Haziran iradesinin saray darbesine rağmen sahiplenildiği bir zemindeyiz. Suruç katliamına devlet terörüne karşı yüzbinlerin alanlara çıkıp, şehirleri, ilçeleri ordu ve polise dar ettiği tarihsel bir sürecin içindeyiz.

Kürdistan’daki demokratik özerklik ilanları bunun göstergesidir. 7 Haziran’da AKP’yi sandıktan atan Kürt halkı demokratik özerkliği de onaylamıştır. Sarayın darbesi bu doğrultuda boşa çıkarılırken, demokratik özerkliğin yaşam bulmaya başlaması sistem krizinin de en temel noktasıdır. 7 Haziran iradesiyle ortaya çıkan tek meşru sistem bu anlamıyla demokratik özerliktir. Saray darbesiyle kurumsallaştırılmaya çalışan sistem bu meşruiyet karşısında hükmünü yitirmektedir. Kürdistan halkı buna dayanarak kendi kurumlarını oluşturup, sömürgeciliğe karşı direnişi başlattı. Bu bakımdan KCK açıklamalarında da görüldüğü gibi tahkim edilmiş ateşkes koşulu da bu meşruiyet zemini üzerinden ortaya konulmaktadır. Kürdistan’da her bakımdan yeni bir dönem başlamıştır.

Saray’ın darbesine karşı Kürdistan’da demokratik özerkliğin ilan edilmeye başlanması, birleşik devrim mücadelesi bakımından da yeni bir döneme işaret etmektedir. Kürdistan’da mücadelenin bu aşamasıyla birlikte kirli savaşın boyutu 90’ları da aşacaktır. Ancak Kürt halkının politik düzeyi, Ortadoğu’da devrimden yana esen rüzgâr bu sömürgeci savaşı şimdiden yenilgiye uğratmaya başlamıştır. Esasında da Saray, Kürdistan’ın kaybedildiğini de kabul etmiş görünüyor.

Bu bakımdan zorla “rıza” üretmenin hedef alanı, Fırat’ın batı yakası olmaktadır. Sarayın “değiştirdiği sistemine” anayasal zemin hazırlamasının koşulu bir iç savaş üzerinden, kitleleri “istikrar” hikâyesine tekrar inandırmasıdır. Kurgulanan iç savaşın malzemesi, elbette Kürdistan’da yürütülen kirli savaş kurbanı asker cenazeleridir. Bu cenazeler üzerinden halklar ve mezheplerin birbiriyle çatıştırılması hedefleniyor. Bununla birlikte “DAİŞ’in bombalı arabaları” paranoyasıyla kitleleri sokaktan çekmeyi amaçlamaktadır. Bu bakımdan DAİŞ sadece Rojava Devrimi’nin boğulması için değil, aynı zamanda batıda iradeleşen devrimci demokratik önderliğin kitle tabanı ve başkanlık sisteminden huzursuz kitleleri hedefleme bakımından da araçsallaştırılmaktadır. Suruç katliamının ardından katliam senaryolarının bolca servis edilmesinin aynı zamanda bir imparatorluğu yaratma amacında olduğu açığa çıkmaktadır. Gözaltı ve tutuklamalarla taşları bağlama, katliamlarla korku yaratma, Saray’ın elindeki tek politikadır.

Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimiyle yönetim sisteminin değiştiğini söylerken bunları kaydetmektedir. Ancak diğer yandan Kürdistan’da yeni bir sistem gelişmektedir. Batı’da ise HDP etrafında kenetlenen irade yerli yerinde durmaktadır. Dahası, Osmaniye’de ve Kırıkkale gibi MHP’nin ve AKP’nin oy tabanın geniş olduğu yerlerde asker cenazeleri öfkeyle kaldırılmakta bu öfkenin oku Saray’a yönelmektedir. Buradan hareketle HDP bakımından sokağın çok kritik noktada durduğu görülüyor. Hem birleşik devrim mücadelesinin büyütülmesinin hem de barışın toplumsallaşmasının zemini ancak bu kritik noktanın ayrılmasıyla güçlenecektir. Pirsus’ta ortaya konulan mücadele ruhu ve Kürdistan kentlerinde ortaya çıkan irade saray darbesinin yenilgiye uğratılmasının, uğratılabileceğinin en önemli göstergeleridir. Dahası Saray çıplak bedenimizin sergilenmesine kadar vardırıyorsa vahşetini, bu, halkın iradesinin yenilmezliğindendir. Bu irade kazanacak.

* Atılım Gazetesi’nin 21 Ağustos 2015 tarihli 187. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 21 Ağustos 2015, Cuma 13:38
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Serbest Kürsü