Çözüm sürecinde siyasal iktidar ve devlet kaybetti

Çözüm sürecinde siyasal iktidar ve devlet kaybetti

AYDIN AKYÜZ-

İmralı görüşmeleri başlamadan önce Kürt özgürlük hareketi siyasal ve askeri atılım süreci içindeydi. 2012 ilkbaharından itibaren güçlü askeri eylemler yapılıyordu. Gerillanın feda düzeyi yüksek eylemleri karşısında devlet ağır kayıplar veriyordu. Şemdinli’de dört yüz kilometrelik alanı kontrolüne alarak, sömürgeci faşist güçleri sokmamaya başlamışken, şehit gerillaların görkemli uğurlanma törenleriyle halk tarafından sahiplenmesi başta olmak üzere, yurtsever kitle hareketinde yükseliş gözleniyordu.

Yurtsever tutsakların İmralı tecridine karşı başlattığı süresiz ve dönüşümlü açlık grevi, 40’lı günlerden itibaren geniş bir kamuoyu yarattı. Destek amaçlı sokak eylemleri, açlık grevleri hızla yayılarak devleti çaresizliğe sürükledi. Bütün yalan demagoji ve kirli propagandaları işe yaramayınca, çoktan paslanmış, idamın geri getirilmesi ve Kürt yurtsever milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması tehditleri yapılmaya başlandı. Politik iktidar sözcüsü, bugünün saraylısı nereye ve nasıl saldıracağını bilmez haldeydi. Her gün yeni zehirli sözler dökülüyordu ağzından.

Sömürgeci faşist devletle Kürt özgürlük hareketi arasındaki politik askeri mücadele yeni bir kavşağa gelmişti. Devlet, savaşı sürdürmekte zorlanıyordu. Ya daha üst düzeyde yeni bir saldırı dalgası başlatacaktı, ya da birkaç adım geri çekilip, oyalama taktiğiyle zaman kazanacak, güç toplayacak ve AKP iktidarının seçimler başta olmak üzere kritik bazı eşikleri yara almadan atlatacak bir yol bulacaklardı. Birinci yolun devlete ve özel olarak da AKP’ye pahalıya patlayacağını analiz eden politik iktidar, ikinci seçeneği tercih etti. İmralı’ya gidişlerin yolunu açarak “çözüm süreci”ni başlattı.

Yaşanan iki buçuk yıllık “çözüm süreci” de gösterdi ki, AKP iktidarını asıl amacı Kürt sorunu konusunda anlamlı demokratik reform yapmak değildi. Demokratik reform yapıyormuş gibi yapıp kitleleri aldatarak, Kürt özgürlük hareketinin kitle tabanını düzen içine çekerek hareketi tecrit etmekti. Diğer yandan yeni teknolojiye dayalı karakollar, yeni havaalanları, yollar yaparak, ordu ve polisin askeri teknolojik donanımını yükselterek Kuzey Kürdistan kırları ve kentlerinde askeri hâkimiyetini güçlendirmeye çalışacaklardı. İleride kitle tabanı daralmış, mevzi kaybetmiş hareketi ezip geriletmeyi amaçlıyorlardı. Aynı zamanda AKP, bu süreci iktidarını uzatmanın bir aracı haline getirmeyi de umuyordu. Süreç içinde Erdoğan ve AKP bakımından zaman zaman bu ikinci amaç baskın hale geldi. Bütün bu kurguları yaparken, siyasal iktidarın hesaba katmadığı ve öngöremediği bir çok gelişme planlarını bozdu. Bir kere daha egemenlerin kurgusu yaşamın diyalektiği karşısında çözüldü.

AKP son 50-60 yılda hiç bir partinin tek başına sahip olmadığı iktidar gücüne ve olanaklarına sahipti. Belli yönleriyle Bayar-Menderes hükümetlerinin de sahip olamadıkları imkânlara sahipti. Bu gücüne güvenerek bu yola girdi. Süreci kontrol altında tutup tek taraflı yönlendirebileceklerini sandı. Oysa mevcut dünya, Ortadoğu ve ülke koşulları buna uygun değildi. Hesap baştan yanlıştı. AKP, 2007-2008 ekonomik krizi sonrası dünya kapitalizminin yaşadığı tıkanıklık ve giderek büyüyen mücadele dinamikleri, Ortadoğu’daki devrimci durumu ve yeni filizlenen Rojava devrimini, Suriye ve Irak’taki gelişmeleri ve Türkiye cephesinde ve Kuzey Kürdistan’da gerek bunların etkisiyle gerekse kendi bağrında biriktirdiği ve patlamaya hazır hale gelmiş nesnel devrimci potansiyeli analiz edemezdi.

AKP iktidarı çözüm süreciyle kitleleri aldatmaya ve Kürt özgürlük hareketini oyalamaya çalıştı. ‘Mış’ gibi yaparak zaman kazanmaya, taleplerin içini boşaltarak süreci içeriksizleştirmeye devam etti. Hareketi çok geri bir uzlaşmaya razı etme, olmadığında da ezmek için daha elverişli iç ve uluslararası koşulların oluşmasını bekledi. Oysa yukarıda belirtilen nesnel koşullardan hiçbiri, AKP iktidarı için pozitif sonuçlar doğuramazdı. Tersine, zaman devrim lehine işliyordu. AKP oyalayıp zaman kazanmaya çalıştıkça, devrimci potansiyel daha fazla açığa çıkıyor. İktidarı bir çıkmaza doğru sürüklüyordu. İktidar, Kürk özgürlük hareketinin iradesini kırıp taleplerini en alt sınıra çekmeye çalışırken, gelişmeler siyasal iktidarı zorluyor ve geri adım atmayı dayatıyordu.

Son iki buçuk yıllık zaman içinde: Gezi/Haziran Ayaklanması patlak verdi. AKP’nin Suriye ve Irak politikası iflas etti. Rojava devrimi giderek daha güçlü bir politik ideolojik merkez haline geldi. HDK/HDP şahsında demokratik halkçı cephe kurularak gelişti. 6-8 Ekim serhildanı yaşandı. Kobanê zaferi sadece Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de değil, dünyada da yankı buldu. Gülenciler ile AKP arasındaki iktidardan pay kapma kavgası, devlet krizine dönüştü.

Bütün bu süreçte Kürt özgürlük hareketi siyasal, örgütsel ve ideolojik etki düzeyini büyüterek çıktı. Şovenizm geriledi, halkların eşitliği, birliği ve kardeşliği bilinci ve duygusu daha geniş kesimlere yayıldı. Emekçi sol canlandı. Devrim umudu ve inancı güçlendi.

“Çözüm süreci” en başından beri ciddi riskler taşıyordu. Kimi olumsuzluklar yaşandı da. Şüphesiz Kürt Özgürlük Hareketi başkaca yollardan yürümeyi de tercih edebilirdi. Bu yollardan bazılar daha iyi sonuçlar doğurabilirdi. Ancak “çözüm süreci”nin Batıda şovenizmin geriletilmesinde özel bir rol oynadığını, demokratik-halkçı cephenin kurulup geliştirilmesine kendine özgü bir zemin hazırladığı gerçekliklerini gözardı edemeyiz. Bu süreç aynı zamanda halkçı cephenin Batı’da Kürt halkı başta olmak üzere kitlelerle daha yaygın ve güçlü bağlar kurmasının da zeminini oluşturdu. Toplumda barış isteği daha da güçlendi.

“Çözüm süreci”nde AKP iktidarı ve devlet kaybetmiş. Kürk özgürlük hareketi ve devrimci demokratik güçler kazanmıştır. 7 Haziran seçim sonuçları bunun damgalı ve mühürlü belgesidir.

AKP yıpranarak tek başına iktidar olamayacak noktaya gerilemiştir. Devlet krizi devam ediyor. Buna yeni unsurların eklenerek daha da büyümesi an meselesi. Devlet ordusu, polisi ve yargısı başta gelmek üzere ciddi düzeyde yıpranmış durumda. Suriye politikası iflas etmiş. Gire Spi zaferi DAİŞ’le ilişkilerine ağır bir darbe vurmuş, dayanaksız bırakmıştır. Uluslararası alanda da yalnızlaşmış durumda. Bu koşullarda çözüm sürecini rafa kaldırarak, savaş politikalarını hayata geçirmeye başladı. Bunun umutsuz bir hamle olduğunu birkaç haftalık süreç gösterdi. Kır gerilla mücadelesinde ustalaşmış savaşçılar, son bir kaç haftalık pratikleriyle kent partizan savaşında da iddialı olduklarını üst üste gerçekleştirdikleri eylemlerle, savaşımın inisiyatifini ellerinde tutarak gösterdiler.

Kürt özgürlük hareketinin kent ağırlıklı partizan savaşına dönük kapsamlı bir hazırlık yaptığı açığa çıktı. Partizanların eylem niteliği ve yaratıcılığındaki gelişkinlik, kent savaşı konusunda net bir bilinç açıklığına sahip olduklarını da gösterdi. Devletin buna karşı hazırlıksız yakalandığı ortada. Bu yeni durumun kimi sürpriz sonuçları olacaktır. Kürt halkının genel olarak düzenden koptuğu ve özerklik ilanlarıyla birlikte düşündüğümüzde kimi Kuzey Kürdistan kentlerinde sömürgeci güçlerin sökülüp atılması olgularının yaşanması sürpriz olmayacaktır. O zaman devlet erkânı ve AKP’li bakanlar, İmralı’ya gidip Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın kapısında kuyruk oluşturmaları da sürpriz olmayacaktır. Kim bilir, belki de döktükleri kanların, yaptıkları zulmün hesabını vermekten korktuklarından hep birlikte bir altın vuruş yaparlar. Zira onları ezilenlerin öfkesinden başka herhangi bir şey kurtaramaz.

* Atılım Gazetesi’nin 21 Ağustos 2015 tarihli 187. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 22 Ağustos 2015, Cumartesi 12:00
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Rota