Yokuş aşağı

Yokuş aşağı

AKP yöneticilerinden bir bölümünde seçimi kaybetme endişesi baş gösterdi. Davutoğlu’nun açıklamaları da bununla uyumlu.

Kaybetme korkusunun katalizörü, birdenbire Kürtlerin başına bomba yağdıran, şehirlerini kuşatıp askeri operasyonlarla teslim almaya odaklanan yeni savaş konsepti.

Süre uzadıkça, direniş halklaştıkça AKP’nin bastırıp ele geçirme, yıkma, teslim alma taktiği de ters tepti. Acelesi olan otoriter despotluktur. Yurtlarını savunanların savunma kararlılığı ve kapasitesi ise iktidarın aynı zamanda “ecele” gittiğini vurguluyor.

Üstelik bu zorlamadan netice alamadılar. Anket sonuçları kötü. Fenası da var: HDP’nin oy oranı ve vekil sayısı artıyor. En başta Kürtler gelmek üzere Kürdistan’da halk AKP’yi tamamen terk ediyor. Diğer yandan Batı’nın sokakları hareketli. Güdümlü ve sümüklü faşist çeteler ortalığa salınıyor.

Oysa bu haberin yeni bir tarafı yok. Yeni olan ne? İktidarın dayatmasıyla başlayan yeni savaş sürecinde hayatını kaybeden bir subayın kendisi de yarbay olan ağabeyinin isyanı.

Bu saatten sonra, Batı yakasındakiler için savaşın psikolojik, düşünsel hiçbir dayanağı kalmamıştır. AKP’nin yenilgisinin bedelini halka ve Kürtlere ödetme savaşı çökmüştür. Hiçbir kuvvet ve hiçbir zorlama Türkler adına yola çıktığını söyleyip, yine Türk yoksullarını kullanarak Kürtlerle savaşma siyasetine meşruiyet kazandıramaz.

Sabah akşam şehadet şerbetinden, şehitlik makamından dem vuran, savaşın hiç ama hiç bir acısını yaşamamış, eli böğründe evlat yolu gözlememiş iktidar zevatı en basit sesleri, protestoları dahi bastırmaya yemin ederken, evlat kaybetmiş analar onlara lanet okuyor.

Bakın, cenaze törenlerinden kaçıyorlar, Erdoğan’ın yolladığı çelenkler parçalanıyor, AKP’li vekillerin yüzlerine tükürüyor ve tümü lanetleniyor.

Durum her iktidar için kabus senaryosudur. Halka biz kazanmadıkça size gün yüzü yok diyorlardı. Şimdi halk biz evlat acısı yaşadıkça iki cihanda ateşler içinde yanın diyor.

İktidar Kürtlerle-Türkleri, Alevilerle-Sünnileri, laiklerle-mütedeyyinleri birbiriyle çarpıştırıp aradan sıyrılmayı, en kötü ihtimalle Sünnileri bloklaştırıp arkasına takmayı planlıyordu, olmadı. Olmaz ve yapamazlar.

Türkiye’nin sosyolojik zemini onların çok özendiği Ortadoğu ülkelerinden farklı. Dikey ve yatay geçişleri çok olan kültürler, halklar, zümreler bloklaşma rüyalarını kabusa çevirir. Kişi kültü yaratmaya çalışmaları ve saraylık-sultanlık hevesleri bu nedenle de fazlasıyla gülünç.

İktidar dualarla çıktığı yolun sonuna beddualarla vardı. Daha evvel de vurgulandı, ne kadar kan dökerlerse döksünler kazanmaları mümkün değil. “Son terörist” türü bayat edebiyatın kendilerine dahi faydası yok.

Konsept çöktü. Şimdi halklara acı çektiriliyor. Erdoğan böyle düşünmediği için konsepti zorluyor. ‘Ver 400’ü al huzuru’ dayatması güncellenerek ‘hiç değilse salt çoğunluğu ver, huzur gelsin’ biçimine dönüştürüldü. Ancak baş aşağı gidiş ortada. Salt çoğunluğu kazanmaları da günden güne zorlaşacaktır. Üstelik devlet krizi ve devrimci durum şartlarında durumu toparlamaları imkansızlaşıyor.

Dayatmacılık nasıl Kürtlere sökmediyse Türklere de sökmez. Türk halkının göbeği AKP ile mi kesildi ki ilelebet AKP’nin dayatmalarına boyun eğilsin.

Bilhassa Batı’daki halk gençliğinin savaş siyasetine karşı tutum alması önemli. Kışlaları birer torna atölyesi gibi kullanan iktidar Batı’daki komando tugaylarını Kürdistan’a yolluyor. Üstelik bunların şehir savaşına göre konumlandırılacakları açıklandı. İktidar, kendi eliyle bir Vietnamlaştırma saldırısını deneyecek demektir. O halde tabut başında gözü yaşlı asker analarının, eş ve kardeşlerinin söylediği gibi sırça köşklerde oturanlar, korumalarla dolaşanlar gitsin savaşa. Madem şehitlik bu kadar yüce bir makam, her şeyin birincisi ve ‘en’i olmak isteyen iktidar ve devlet zevatı gitsin çatışsın Kürdistan’da.

* Atılım Gazetesi’nin 28 Ağustos 2015 tarihli 188. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 28 Ağustos 2015, Cuma 13:05
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler