Akdoğan’ın açıklamaları AKP’nin yenilgisinin itirafıdır

Akdoğan’ın açıklamaları AKP’nin yenilgisinin itirafıdır

AYDIN AKYÜZ –

Topyekün saldırganlığa yönelmeleri, pervasız konuşmaları, itirafları ve “sitemkar” açıklamaları güçlerinin değil, aksine güçsüzlüklerinin ve çaresizliklerinin göstergesidir. Bu yüzden, 1 Kasım seçim süreci herhangi bir seçim sürecinden çok daha fazla anlamlarla yüklüdür. Bir irade savaşına dönüşeceği açıktır. AKP’nin kaderinin çizildiği bir seçim olacaktır.

Daha önce Yalçın Akdoğan “çözüm süreci”ni HDP’nin 7 Haziran seçim kampanyasında T. Erdoğan’ı başkan yaptırmama söylemini öne çıkartmasından dolayı rafa kaldırdıklarını söylemişti. Özellikle HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı, grup toplantısındaki tek cümlelik “Seni başkan yaptırmayacağız” söyleminden hareketle hedef göstermişti. Erdoğan ve ekibi başta olmak üzere AKP’nin bu söylemden rahatsız olduğunu, bütün bu süreç boyunca dinleyip izlemiştik. Akdoğan’ın açıklaması itiraf niteliğindeydi ve gerçeğin bir yönüne de işaret ediyordu. Yakın zamanda benzer bir itirafta daha bulundu. Akdoğan, Kürt halkının HDP’ye daha yüksek oranda yönelmesini “çözüm süreci”ni bitirmelerinin nedenlerinden biri olduğunu söyledi.

İtiraf edilen bu olgular bilinmeyen, öngörülemeyen şeyler değildi. Benzer tespitler yazılı ve görsel medyada defalarca yapıldı da. Yeni olan, bunların artık aleni hale gelerek birinci ağızlardan itiraf edilmesidir.

Bu itirafları önemli kılan bir diğer nokta ise Erdoğan’ın A Takımı olarak bilinen ekibin içinden biri tarafından bunun alenen dillendirilerek kabul edilmesidir. Akdoğan bakan olmadan çok önce AKP’nin politikalarının oluşturulmasında ve bu politikaların kamuoyuna mal edilmesinde önde gelen rol oynayanlardandı. 17-25 Aralık operasyonu anında ve hemen sonrasında Erdoğan’ın kimseye güvenmediği, paranoyaya kapıldığı bir zamanda güvenle öne çıkardığı ve kendine kalkan yaptığı bir kaç kişiden biridir. Şimdilerde ise AKP Hükümetiyle Saray’daki Erdoğan’ın gizli cunta “kabinesi” arasındaki koordinasyonu sağlayan kişilerin başında geldiğini tahmin etmek zor değil. Daha doğrusu, Saray’daki cunta kabinesinin bir üyesidir ve sarayın talimatlarını Davutoğlu hükümetine iletenlerden biridir. Son bir yıllık gelişmelere baktığımızda, Efkan Ala’nın Saray’la devletin icra kurumları ve kontrgerilla arasında Hakan Fidan’ın MİT’le DAİŞ’le, El-Nusra ile Akdoğan’ın da hükümetle medya ile koordinasyonu sağlayan, talimatları ileten kişilerin başında geldiğini görmekteyiz.

Bu nedenlerle Akdoğan’ın itirafları önemlidir. Bu gerçekleri yüksek sesle dile getirmiş olması, aynı zamanda son iki buçuk yıllık politikalarının iflas ettiğini, Kürtleri kazanma umutlarının kalmadığını ve bir çözümsüzlük içinde olduklarının göstergesidir. Yine daha önce Erdoğan’ın “Kürt kardeşlerim siz bizi anlamadınız” sözü ve benzer içerikli başkaca konuşmalarıyla birlikte değerlendirdiğimizde yaşadıkları sıkışmışlık daha iyi anlaşılıyor. İtiraf aşamasına geldiklerine göre çözülme ve çöküş çok uzak olmasa gerek.

Bu söylemleri, siyasal iktidarın “çözüm süreci”yle neyi amaçladıklarının da itirafıdır. Ciddi demokratik reformlar yapmaksızın, fiilen kazanılmış olan bazı demokratik hakları kabullenip sınırlı bir yasal çerçeveye kavuşturmak ve içi boş hamleler yaparak, Kürt sorunu çözülüyor görüntüsü vererek halkları aldatmak amaçlanıyordu. Bu yolla Kürt yurtsever halkını düzen içine çekmek, mücadele dinamiklerini tasfiye temek, tasfiye edilemeyen kurum ve mevzileri de zor yoluyla ezip yok etmek istiyorlardı. Oysa süreç, AKP’nin umduğunun ve yapmaya çalıştıklarının aksi yönde gelişti. Gerileyen ve mevzi kaybeden AKP ve onun şefi Erdoğan oldu.

Burada nesnel koşulların giderek devrim lehine güçlenmesinin yanı sıra Kürt özgürlük hareketinin süreci yönetme noktasındaki başarısını da eklemeliyiz. Hiçbir zaman başarıyı tek başına masabaşında elde edilebilirle sınırlı görmediler. En başından beri gerilla, milis, özsavunma ve fiili meşru sokak mücadelesi olmaksızın başarıya ulaşılamayacağını biliyorlardı. Gerillanın güneye çekilişi sırasında tedbiri ve temkinliliği elden bırakmadıkları gibi, fiili meşru mücadele de yükseltildi. Kürt halkının daha geniş kesimlerini kazanma çabası kesintisiz sürdürüldü, ezilen diğer halklarla bağlar geliştirildi. Özerklik için hazırlık yapıldı. Türkiye cephesini de kapsayan demokratik halkçı cephenin kurulup geliştirilmesinde ısrarlı olundu. Rojava devrimiyle en ileri düzeyde ilişkilenildi.

Kimi eksik kalınan noktalar ve hatalara düşüldüğü anlar da oldu. Gezi/Haziran ayaklanmasının ilk günlerinde “çözüm süreci”nin zarar görmemesi adına merkezi tavırsızlık içine düşüldüğü ve Paris’te katledilen üç kadın devrimcinin katilleriyle ilgili ilk dönemler MİT ve AKP’yi aklayan açıklamalar yapılması, ilk akla gelen önemli olumsuzluklar oldu. Ancak bu hatalar ve eksiklikler sonraki süreçte önemli ölçüde telafi edildi ve telafi edilmeye devam ediliyor.

Kürt özgürlük hareketi ve demokratik halkçı cephe bu süreçten başarıyla çıktı. AKP ve devlete ağır yenilgiler tattırıldı. 6-8 Ekim serhildanı, 7 Haziran seçim başarısı ve Gire Spi zaferi, siyasal iktidarı canevinden vurdu. Bu darbelerin etkisiyle kendi hakimiyetlerini yitirip yalpalamaya başladılar. Topyekün saldırganlığa yönelmeleri, pervasız konuşmaları, itirafları ve “sitemkar” açıklamaları güçlerinin değil, aksine güçsüzlüklerinin ve çaresizliklerinin göstergesidir. Bu yüzden, 1 Kasım seçim süreci herhangi bir seçim sürecinden çok daha fazla anlamlarla yüklüdür. Bir irade savaşına dönüşeceği açıktır. AKP’nin kaderinin çizildiği bir seçim olacaktır. Demokratik halkçı cephe ise 7 Haziran’ı çok daha aşan yeni bir siyasal zafer elde etmek dışında bir sonuç beklemiyor. Adil, onurlu ve demokratik bir barışın da “çözüm”ün de yolu buradan geçiyor.

* Atılım Gazetesi’nin 4 Eylül 2015 tarihli 189. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 7 Eylül 2015, Pazartesi 10:14
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Serbest Kürsü