Savaşa karşı çıkmazsak gelir bizi vurur

Savaşa karşı çıkmazsak gelir bizi vurur

FEHMİ ÇAPAN-

Emekçi memurların geçici hükümetle sözleşme görüşmelerinin bittiği esnada Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Memur-Sen’in imzaladığı ‘satış sözleşmesi’ne ateş püskürdüğü açıklamada gazetecilerin sorularını yanıtladı. “Ne yapacaksınız?” sorusunu yönelten gazetecilere Koncuk; “Şehit cenazelerinin geldiği bir ortamda eylem yapmayacağız” diyerek, savaş ortamında bazı taleplerinden feragat edeceğini açıkladı.

Bir sendika konfederasyonu başkanının milliyetçi refleksle sarf ettiği sözler, salt burjuva sendikal çizgiyle izah edilemez. O ve Kamu-Sen, AKP iktidarına karşı çıkarken, bu iktidarın çıkardığı savaşa karşı çıkmayarak, savunarak farklı sonuçlar beklemesi, kendilerinin değilse de üyesi olan kamu emekçilerini aldatmaktan başka bir anlam taşımıyor.

Kaldı ki, bu tutum sadece Kamu-Sen’e özgü bir durum değil. İşçi ve kamu emekçileri sendika konfederasyonları ile sermaye örgütleri blok halinde kirli savaş cephesini oluşturdu. Hak-İş, Memur-Sen, Türk-İş ve Kamu-Sen gibi işçi ve emekçi memur örgütü ile MÜSİAD ve TOBB gibi sermaye örgütleri, Erdoğan-AKP’nin savaş politikalarını destekleyerek kirli savaş bloku olarak konumlandı. Bu iktidarın savaş aracının gönüllü işletmesi oldular.

DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve HDP’nin içinde yer aldığı kurum ve parti, kirli savaşa karşı demokratik hak ve özgürlük mücadelesini geliştirmek için Barış Bloku olarak örgütlendi ve mücadele yürütüyor. Yerellerde ise örgütlenme çalışmaları devam ediyor.

Sendikal alandaki bu saflaşma da gösteriyor ki, işçiler, emekçiler ve tüm ezilenler çıkarlarını savunmanın, Kürt halkının barış ve özgürlük talebini sahiplenmenin, kirli savaş yoluyla yeni bir kırıma uğratılmasını engellemenin yolu Savaş Bloku’nu değil Barış Bloku’nu güçlendirmekten geçiyor.

Saray’ın yaptığı darbeyle peşinden gelen içeride ve dışarıda savaş politikasının uygulanmaya sokulmasının arasında doğrudan bir bağ var. Bu doğrudan bağ, Saray’ın bugününü ve geleceğini garantiye almak için. Kürt-Türk, ihtiyaç duyulması durumunda Alevi-Sünni çatışması yoluyla halklar arasında kutuplaşmanın geliştirilmesi üzerinden kaybettiği gücünü, yara alan iktidarını bu yolla tesis etmek istiyor.

Sarayın çıkarları doğrultusunda bu savaşın çıkarıldığı ayan beyan ortada olmasına rağmen bu savaş politikasına tavır alınmaması “vatan savunması” yalanına çanak tutulması, Kamu-Sen Başkanı İsmail Koncuk gibilerinin ‘çapsız sendikacılar’ olmasının ötesinde, bu kirli savaşın sürdürülmesinde sorumluluklarını artırır, suçlarını büyütür.

Bu kirli savaşa karşı çıkmayan işçi ve emekçiler de kaçınılmaz bir biçimde bedelini daha ağır ödemek zorunda kalacaktır. Bu dönemde sadece toplu sözleşmelerde taleplerinden “feragat” etmeyecek savaş ve kriz dönemlerinde olduğu gibi faturanın işçi ve emekçilere, bir bütün olarak halklara çıkarılmasına yol açacaktır. Kayıpları sadece ekonomik olmayacaktır. Mücadele yoluyla elde ettiği demokratik hak ve özgürlükleri de bu koşullarda ya rafa kaldırılacak ya da kaybedecektir. Madenlerde alınan yarım yamalak iş güvenliği önlemlerinin 2019 yılına ötelenmesi, KESK, Eğitim-Sen merkezlerinin basılması, işçi ve emekçilerin gösterilerine izin verilmemesi, vahşice saldırıların gerçekleşmesi şimdiden hak gasplarının bir kaç örneğini oluşturuyor.

Saray’ın kirli savaşına sessiz kalarak onayladıkça diktatörlüğün baskı ve terörünün artması, katliamların halklara yönelmesi de kaçınılmazdır.

Kürt halkının boğazlanmasına, evlerinin yakılmasına, çocukların yaşlılarının katledilmesine sessiz kaldıkça kaybeden insanlık olacaktır. Aynı tezgahta birlikte çalıştığı Kürt kardeşinin yüzüne bakamayacaksın. Sarayın savaşına sessiz kaldıkça emek-sermaye çelişkisinin üzeri küllendirilerek asker, polis cenazeleri üzerinden şovenizm bombardımanıyla zehirlenmeye, yalan ve yönlendirme propagandayla Kürt halkını düşman görmek için kuşatma altında tutulacaktır.

Kürt halkının katledilmesine işçi ve emekçiler sessiz kalırsak, savaş blokunu oluşturan sendika ağa ve bürokratlarına tavır alıp her şeye rağmen sokağa çıkmakta ısrarlı olmazsak, safını ve eylemini “halkların kardeşliği” için Barış Bloku’nda birleştirmezsek, bu kirli savaşın altında en başta işçi ve emekçiler kalır.

*Atılım Gazetesi’nin 4 Eylül 2015 tarihli 189. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 7 Eylül 2015, Pazartesi 10:49
Kategoriler: Emek, Haberler, Makaleler, Politika, Yol