Çocuklar okula değil mezara gidiyor

Çocuklar okula değil mezara gidiyor

ERKAN KESKİN-

Saray cuntası ve AKP’nin, bu yıl okulların açılmasını da savaş konseptine bağladığı gün gibi açık. Okulların açılışının ertelenmesi bayram seyran meselesi olmadığı ortada. Kirli savaşın ihtiyaçlarına bağlı bir erteleme. AKP, 33 can yoldaşımızı katlederek başlattığı kirli savaşı sürdürme konusunda kararlı gözüküyor. 33 fidan hayattan koparılarak başlatıldı bu kirli savaş. Süleyman Hoca, Cebo, Polen, Ece, Büşra, Alican, Çağdaş, Okan, Mert, Nartan ve daha niceleri. Artık kirli savaş koşullarında hiç kimsenin can güvenliği yok. Çocukların hiç yok. Son bir buçuk ayda onlarca çocuk katledildi. Bunlardan biri 10 yaşındaki Cemile. Keskin nişancılar tarafından katledildi. Küçücük bedeni günlerce derin dondurucunun içinde bekletildi defnedilmesine izin verilmediği için. Bir diğeri Baran Çağlı, 7 yaşındaydı katledildiğinde.

Kürdistan’da çocuklar 35 günlük iken de katlediliyor 18 yaşında bir fidan iken de. İsimleri Taha, Mazlum, Fırat, Berfin… Acaba okullar açılana kadar sırasında oturup eğitim görecek kaç çocuk katledilecek. Katliam ve savaş koşullarını yaşayan bölgede okulların açılması da mümkün gözükmüyor. Çünkü, ne öğrencilerin ne de eğitim emekçilerinin can güvenliği var. Okullar açıldığında, okula giderken katledilen öğretmen ve öğrenci haberlerini duymak işten bile değil. Bu nedenle eğitim öğretimin başlayıp başlamayacağı, başlayacaksa nasıl sürdürüleceği belirsiz. Düşünsenize, çocuk, genç, yetişkin insanlar sokak ortasında devletin keskin nişancıları tarafından katledilirken el kadar çocuklar, gençler o sokakları geçerek okullarına gidecek. Devletin bu koyu zulmü sürerken, aileler çocuklarını nasıl okula gönderecekler? Görünen o ki okulların açılmasına ilişkin devletin tutumu kuvvetle muhtemel Kürdistan’ın tamamında eğitim öğretime başlamamak biçiminde değil, çatışmaların yoğun olduğu il ve ilçelerde süreli olarak ara vermek biçiminde olacaktır. Diğer tüm seçenekler devlet otoritesini tartışılır hale getirecektir.

Son yıllarda, eğitim öğretim döneminin başladığı ilk hafta ırkçı, cinsiyetçi, gerici eğitim sisteminin kaldırılması ve laik bilimsel ve anadilinde eğitim talebiyle boykot yapılıyordu. Bu yıl eğitimin boykot edilip edilmeyeceğine ilişkin henüz bir karar yok. Zaten altını çizdiğimiz gibi eğitim öğretimin başlayıp başlamayacağı bile belli değil. Ama bölgede hiç kimsenin can güvenliğinin olmadığının altını bir kez daha çizmek gerek.

Can güvenliği olmayan öğretmenlerin yoğun bir biçimde tayin istediği gelen bilgiler arasında. Bölge, öğretmen açığının en fazla olduğu yerlerin başında geliyor. Bir de yeni yapılan öğretmen atamalarında atanan öğretmenlerin bölgeyi tercih etmeyecekleri öngörülürse bu açığın daha da artacağını söyleyebiliriz. Son olarak, bölgede görev yapan asker ve polis eşlerinin il dışına tayin istedikleri gelen duyumlar arasında. Eğitim öğretim döneminin başlatıldığı yerlerde de bu türden kadro sorunlarının öne çıkacağını öngörmek zor değil.

Kürdistan’da bazı okullar, yürütülen kirli savaş nedeniyle gönderilen asker ve özel harekâtçı polislere tahsis edilmiş durumda. Cizre, Yüksekova, Silopi gibi ilçelerde okullar birer savaş merkezlerine dönüştürülerek, askerlerin ve polislerin ihtiyaçları için kullanılıyor. Böylece, okulların asimilasyon işlevine bir de savaş aracı olma işlevi eklenmiştir. Asimilasyon diyoruz çünkü anadilde eğitim yasak olduğu, eğitim içeriğinin ırkçı ve gerici karakteri değişmediği sürece Kürdistan’da okullar tam bir asimilasyon merkezleridir. Tüm bu yaşanılan sorunların nedeni devletin inkarcı ve katliamcı siyasetidir. Kürt halkı inkar ve imha siyasetine karşı direniyor. Devlet, Kürt halkını sindirmeye, iradesini kırmaya çalışıyor. Savaş tırmandırılarak Kürdistan insansızlaştırılmaya çalışılıyor. Devletin saldırılarına karşı hendekler kazıp, barikatlar kuruyorlar. Devletin katliamlarından kendilerini korumaya çalışıyorlar.

Peki bu savaşı kim durdurabilir? Elbetteki Türk işçi ve emekçileri. Kürt sorununun adil, onurlu demokratik barışla; halkların eşitliği ve inançların özgürlüğü temelinde çözülmesi, Türk işçi ve emekçilerine bağlı. Mahalle mahalle, sokak sokak süren bu direnişin başarıya ulaşması batıdaki Türk işçi ve emekçilerinin ayağa kalkmasına bağlı. Devlet, AKP’nin iktidarlığında tanklarıyla toplarıyla halkımızın başına evini yıkarak, sınır tanımadan bir katliam saldırısı yürütüyor. İnsanlar sokak ortasında katlediliyor. “Şimdi değilse ne zaman sen değilsen kim?” durduracak bu savaşı. Herkes barışın, eşitliğin, özgürlüğün tarafında saf tutmalı. Türk işçi ve emekçileri, Kürt halkının acılarına ve katliamına sessiz kalıp sırtını dönmemeli. Mutlaka herkes yapabileceği bir şeyler olduğunu ve barışa herkesin ihtiyacı olduğunu fark etmeli. Yoksa hiç kimse insan olma özelliklerini dahi koruyamaz.

* Atılım Gazetesi 11 Eylül 2015 tarihli 190. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 14 Eylül 2015, Pazartesi 14:41
Kategoriler: Emek, Haberler, Makaleler, Serbest Kürsü