“Hasta Adam” ve rövanş

“Hasta Adam” ve rövanş

ALİ HAYDAR SAYGILI-

“Hasta adam” umduğunu bulamıyor. Bulamayacak da. Dün Kobanê nasıl direniyorduysa, bugün de Kuzey’de halklarımız kent kent, ilçe ilçe, mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev… “Hasta adam” ise kan kaybetmeye devam ediyor. Rıza üretemiyor. Debelendikçe batıyor; battıkça daha çok can korkusuna düşüyor. Akıl ve ruh sağlığının kalmaması bundan.

Saray cuntası 1 Kasım seçimleriyle 7 Haziran’ın rövanşını almayı umuyor. “1 Kasım 7 Haziran’dan farklı olacak” demiş, cunta şefi. 7 Haziran siyasi yenilgisini hazmedemedi. Saray darbesiyle ve halka karşı topyekün savaş siyasetiyle devrimci-demokratik halk iradesini geriletmeyi, süreci karşıdevrim lehine çevirmeyi umuyor. Fakat bu mecrada da yol alamıyor. Bir yanda Kürdistan’da özsavunmayla birleştirilmiş “özyönetim” ilanlarının yükselttiği halk direnişine çarpmış durumda. Diğer yanda batıda rıza üretemiyor, çözülüşünün önüne geçemiyor. Faşist, sömürgeci savaşın enstrümanı olan polis ve askerlerin aileleri ile şovenist çevrelerde dahi itirazlar ve tepkiler yükseliyor, doğrudan sarayı ve savaş siyaseti hedef alıyor. Sarayın savaş siyasetine karşı halkların barış ve özgürlük sesleri alanlarda çoğalıyor.

Siyasi iktidar, bugünkü saray ehlinin tarihi göndermeler yapmayı pek sevdiği Osmanlı’nın çözülüşü dönemindeki gibi “hasta adam”dır artık. Gezi isyanından bu yana bünyesini sarsan ve bütün fonksiyonlarını peyderpey bozan ateşli nöbetler silsilesi sonrasında güçten düşmüştür. Her yeni nöbet onu daha da zayıflatmaktadır. Hastalığını ağırlaştırmakta, vücut direncini kırmaktadır. O ise kendisini hala dinç, sıhhatli sanıyor. Toparlayacağını umuyordu. Halklarımızın 7 Haziran ve peşinden Rojava’daki Gire Spî zaferleri “hasta adam”a fazla ömür kalmadığını, gidici olduğunu gösterdi. Şimdi ona hesaba çekileceği günü hatırlatan her semptom onun bünyesini, aklını ve ruhunu daha fazla bozuyor. Artık iflah olmaz. Ne var ki gerçeğini kabul etme aşamasına geçemedi. Zorlama güç gösterileriyle gerçeğini inkarda diretiyor. Kan kaybeden, güçten düşmüş hasta bedenini rövanşa hazırlıyor. Bunun için Bizans saray entrikalarından Osmanlı oyunlarına bin bir numara çevirerek 1 Kasım rövanşını dayattı.

“Hasta adam”ın rövanş dayatması sadece yenilgiyi hazmedememekten değil. Ondan fazlası var. O, 7 haziran’a bakınca sadece bir yenilgi değil, felaketini görüyor. O sebeple 7 Haziran’ı bütünüyle yok saymak istiyor. 7 Haziran’ın bütün sonuçlarını ve açığa çıkardığı halk iradesini her yolu deneyerek sıfırlamak niyetinde. Fiilen geçersiz duruma düşürmeyi amaçlıyor. “Tekrar seçim” demesi bundandır. Ancak hiç olmamış sayamıyor. O nedenle rövanş motivasyonuyla “1 Kasım farklı olacak” diyor. Şimdiden bu “farkı” örgütlüyor.

Darbe ve halka karşı topyekün savaş bu “farkın” bir ayağıdır. “Hasta adam”ın Kürdistan’da desteği sıfırlanmış zaten. O da oradan umudunu kesmiş. Ona göre seçimlerde Kürdistan’da sandık kurulmasa da olur. Hatta onlara sorulsa “süper olur”. Yürüttüğü savaş siyaseti ve gemi azıya alan sömürgeci faşist saldırılarla Kürdistan’da (ve dolayısıyla Batı’da da) seçim konusunda oluşturulan belirsizliği ve karışıklığı kendi karı olarak görüyor. Kürdistan’da sokağa çıkma yasakları, seçilmiş vekillerin dahi girişine yasaklanan “güvenlik bölgeleri”, kentleri, ilçeleri, mahalleleri kuşatan, dış dünyayla bütün bağlantılarını kesen savaş siyaseti, fiili sıkıyönetim, sivilleri hedef alan katliam saldırıları, göçe zorlama ve yoğunlaşan tutuklamalarla Kürdistan’da seçimlerin fiilen engellenmesi sağlanacak. Seçim faaliyetleri de engellenecek. Böylece “hasta adam”a yaramayan, yarasına merhem olmayan, aksine nöbetlerini ağırlaştıran Kürdistan’da HDP de sonuç alamayacak hale getirilecek. Katılım oranı önemli ölçüde düşürülecek, HDP’nin oyları nicelik olarak aşağıya çekilecek. Oy kullanılan yerlerde de sandıklara el konulacak, HDP’nin temsiliyeti de sınırlanacak. Devlet zoru ve hilelerle bunlar AKP’ye tahvil edilecek. Bu sayede, AKP’nin en azından tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde etmesi sağlanmış olacak. “1 Kasım farklı olacak” derken kastedilen budur. Faşist devlet terörü dizginsizce kullanılacak ve 1 Kasım’daki rövanşta herhangi bir “farklı” gelişmeye fırsat verilmemiş olacak.

“Hasta adam” bu uğurda bütün toplumsal dokuları ve yapıları parçalayacak fonksiyonları bozacak ölümcül ilaçlardan, zehirlerden medet umar bir ölüm çılgınlığına doğru sürüklüyor. Hastalığını ve gerçekliğini kabule yanaşmayan ölüm telaşına düşmüş bir hasta gibi. Ama yine kendi sonunu hızlandırıyor. Üstelik düşüşü daha sert olacak. Bundan kurtuluşu yok. Halklarımız 7 Haziran’ın hükmünü bir kez daha ve daha güçlü biçimde 1 Kasım’da da önlerine koyacaktır.

1 Kasım tarihi de sanki özel olarak seçilmiş gibi. Burjuva kliklerin rövanşist kafalarıyla bakılırsa tarihsel ve güncel göndermeleri de olan bir tarih. 1 Kasım 1922 tarihi, Osmanlı devletinin resmen son günüdür. Mustafa Kemal ve Ankara Hükümeti’nin aldığı kararla saltanat kaldırılmış, Osmanlı artık tarih olmuştur. Bu tarih olayının günümüzde siyasal İslamcılarla Kemalistler arasında güncel mesajlarla birleştirilen göndermelere konu olacağını şimdiden söyleyebiliriz. Günümüzdeki saray ve saltanat ehli yeni-Osmanlıcılar bakımından dünün “hasta adamı”nın ölüm ilanı, günümüzde kendileri şahsında ve o günün rövanşının alınacağı iç motivasyon konusu olacaktır. Osmanlıcılık damarına yüklenmeleri muhtemeldir. Kemalistler ve özellikle CHP cephesinden de “saltanatın kaldırıldığı gün, Tayyip’in saltanatına engel olunacak” diye göndermeler yapılması da şaşırtıcı olmayacaktır. Burjuva kliklerin ideolojik-siyasi mesajları bugünkü saltanat heveslisinin teşhirini yapsa da bu gönderme bizim fikrimiz ve eylemimizce değildir. Zira bizler, ayrımımızı başka yerden koyarız, koyuyoruz.

Üstelik 1 Kasım rövanşı da esas itibariyle halklarımızın ayrımını koyduğu güncel ve daha etkili her mecrada yaşanacaktır. “Hasta adam”ın nöbetlerini sıklaştıran, onu elden ayaktan düşmesinin vesilesi olan krizleri yaratan dolaysız güncel, sıcak gelişmeler zemininde olacaktır. Bu yüzden 93 yıl öncesinin değil, son bir yılın dolaysız mücadele gerilimleri baskın gelecektir. Bu bir yıllık tarih de 1 Kasım, halklarımızla “hasta adam”ın karşı karşıya geldiği önemli bir momenti işaret etmektedir.

“Hasta adam”ın düşüşünün ivmelendiği bir süreçtir bu. Eylül 2014’te “hasta adam”ın askeri ve lojistik desteği ve işbirliğiyle faşist DAİŞ çetelerinin Kobanê’ye saldırması karşısında destansı bir halk direnişi yükseldi. 21. yüzyılın Stalingirad’ı olan Kobanê en kritik günlerini yaşadığı Ekim 2014 başlarında Türkiye ve Kürdistan halkları serhildana durdu. 1 Kasım 2014, Dünya Kobanê Günü olarak ilan edildi. O gün geldiğinde dünyanın dört bir yanında onlarca ülkede halklar Kobanê için sokaklara döküldü. Dünya çapında bir halk dayanışmasıyla ezilenler, Kobanê savunması için güçlerini ve seslerini birleştirdi.

6-8 Ekim serhildanından sonra 1 Kasım Dünya Kobanê Günü, Kobanê direnişinin zafere evrilmesinde bir dönüm noktası oldu. “Hasta adam”ın 30 Ekim’de MGK’da aldığı topyekün savaş kararını ve halklara dönük saldırganlığını sınırladı. Kobanê düşmedi ama “Kobanê düştü, düşecek” diyenlerin gerek iç siyasette gerekse bölge siyasetinde düşüşünü ve yenilgisini hızlandırdı. Kobanê zaferi bunu biraz daha derinleştirdi. Haziran 2015 ise tescil ve ilan etti.

Bu yüzden “hasta adam”ın inkarı ve rövanş isteği, bu yenilgiler yılını olduğu gibi yok saymaya dönüktür. Umuyor ki 1 Kasım 2015, 1 Kasım 2014 ve sonrasından farklı olsun. “7 Haziran”ı kodlarken bütün bu süreci de hesap ediyor. “1 Kasım farklı olacak” derken de aklında bu süreç vardır.

Şimdi sahneyi de yeniden kurmaktadır. Dün 1 Kasım 2014’te Kobanê direnişi ve abluka altında direnen bir kent ve halk vardı. Bugün “hasta adam” Kuzey Kürdistan’ı Kobanê’ye çeviriyor. Geçen yıl Kobanê’ye saldıran faşist DAİŞ çetelerinin vahşiliğini ve kana doymazlığıyla Kuzey Kürdistan kentlerine, ilçelerine, mahallelerine saldırmaktadır. Dün Kobanê, bugün Silopi, Cizre, Şemdinli…

Ama “hasta adam” umduğunu bulamıyor. Bulamayacak da. Dün Kobanê nasıl direniyorduysa, bugün de Kuzey’de halklarımız öyle direniyor, kent kent, ilçe ilçe, mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev… “Hasta adam” ise kan kaybetmeye devam ediyor. Artık dikiş tutturamıyor. Rıza üretemiyor. Debelendikçe batıyor; battıkça daha çok can korkusuna düşüyor. Akıl ve ruh sağlığının kalmaması bundan. Her türlü çılgınlığı yapabilecek durumda.

1 Kasım Dünya Kobanê Günü’nün yıl dönümünde, Kobanê direnişinin ve zaferinin sıcaklığı sürüyor. Kuzey’de kent kent, ilçe ilçe her mevzi şimdi birer Kobanê örneği olarak direniyor. Bu yüzden “hasta adam”ın şifa bulması mümkün değildir. Bu yıl 1 Kasım’a giderken Kobanê direnişinin, 6-8 Ekim serhildanlarının ve uluslararası halk dayanışmalarının yolundan direne direne yürünecektir. Dün Kobanê için seferber olan Türkiye halkları, ezilenleri, devrimciler bugün Türkiye-Kürdistan birleşik halk direnişinin ön mevzileri olan “özyönetim” direnişlerine sahip çıkarak ilerleyebilecektir. Dünün hükmü 7 Haziran’da verilmişti. Ama artık o reçetenin güncellenmesi şart olmuştur. 1 Kasım’da daha güçlü bir irade ile yanıt verilecektir. Halklarımız, “hasta adam”ın dayattığı rövanşı onun için daha ağır bir hezimete çevirecektir.

Saray cuntasının şefi, Kobanê’li iki yaşındaki Alan Kurdî’nin kıyıya vuran ve yürekleri sarsarak burjuvazinin bütün riyakarlığını gözler önüne seren görüntüsünü görünce “yıkıldım” demiş. Kimse inanmadı o söze, inanmaz. Ama gittikleri bu yolda kesin yıkılacaklar. Buna inanıyoruz işte.

* Atılım Gazetesi 11 Eylül 2015 tarihli 190. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 14 Eylül 2015, Pazartesi 13:32
Kategoriler: Büyüteç, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Politika