Özyönetimlerin savunulması

Özyönetimlerin savunulması

ALİ HAYDAR SAYGILI-

Komünistler, bu tarz örgütlenmelerin ve siyasi çıkarların tarihteki devrimci dersleriyle de düşünürler. Sorunu sadece bir belediye ya da belediyecilikle sınırlı yerel yönetim olarak görmezler. Her şeyden önce ezilenlerin özyönetim deneyimleri ve örgütlenmeleri devrimci durum koşullarında birer ayaklanma organı işlevi görürler. Gerek ikili iktidar dönemlerinde gerekse halkın iktidarı aldığı koşullarda bir iktidar organı olarak gelişirler.

Saray darbesiyle devreye konulan topyekün savaş siyasetiyle sömürgeciliğin Kürdistan’da yoğunlaşan siyasi, askeri saldırıları ve katliamları her alanda direnişle karşılanıyor. Sömürgeci rejim, halklarımızın siyasi iradesini kırmak, başta yurtsever hareketin siyasi ve askeri becerileri olmak üzere devrim dinamiklerini geriletmek, halkların devrimci demokratik mevzilerini ve Kürdistan’da kendisini yönetme gücünü tasfiye etmek, sömürgeciliği yeniden tesis etmek istiyor. Bunun için sömürgeci, kirli savaş enstrümanlarının bütününe başvuruyor.

Kürt halkı ve yurtsever hareket bu saldırılara karşı özyönetim çıkışıyla yanıt verdi. Kürdistan’ın birçok iline bağlı onlarca ilçede ve mahallelerde siyasi kurum ve temsilcilerin, belediyelerin, sivil toplum örgütlerinin ve halkın katılımı ve desteğiyle oluşturulan halk meclisleri adına yapılan açıklamalarla özsavunmayla birleştirilmiş özyönetimler ilan edildi. Özyönetim ilan edilen bölgeler ile kurumlara ve temsilcilere karşı faşist saldırılar da yoğunlaştırıldı. Belediye eşbaşkanları gözaltına alınıp tutuklandı. Sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Çoluk çocuk, sivil demeden halka dönük saldırılar ve katliamlar gerçekleştirildi. Ancak özyönetim ilanı ve özsavunma hattı yeni alanlara taşındı. Sadece Kürt halkının değil, bütün uluslardan ve inançlardan halkların demokratik hakları ve özgürlüğü uğruna halk direnişinin ileri mevzileri olarak kararlıca savunulmaktadır.

Bu özyönetim çıkışı, 2010 yılında Kürdistan’da Demokratik Toplum Kongresi öncülüğünde ilan edilen “demokratik özerklik” hamlesinin bir versiyonudur.

2010’daki demokratik özerklik hamlesi, rejimin restorasyonu ve yeni anayasa çerçevesinde güç dengelerinin yeniden örgütlenmesi tartışmaları koşullarında Kürt halkının ve yurtsever hareketin bir siyasi statü ilanı ve sömürgeciliğe fiilen dayatması yönelimi taşıyordu. Aynı zamanda 2009 yerel seçimlerinden sonra, Kürdistan’daki siyasi yenilgiyi hazmedemeyen AKP’nin başlattığı siyasi kırım saldırılarına verilmiş bir yanıttı da. Bu hamle, sonrasında demokratik özerkliğin AB Yerel Yönetimler Şartı çerçevesinde özellikle Türk halkına ve kamuoyuna anlatıldığı bir sürece dönüştürüldü. Ancak halkın devlete bulaşmadan kendi kendisini yöneteceği imkanlar da adım adım örgütlenmeye devam etti. Kimi kritik dönemlerde sömürgeci iktidarın sinir uçlarını uyarmaya da devam etti. Nitekim 2011 genel seçimlerinden sonra parlamento grubunun bir süre burjuva meclisi boykot edip Amed’de toplantılarını yapması, bu tarz boykot ve protestolarla başlayıp, fiili meclise ve bağımsızlığa kadar giden 1920’lerdeki İrlanda-Sin Fein gibi mücadele deneyimlerini akla getiriyordu. HPG gerillalarının Şemdinli’de askeri hamlelerle alan tutması ise siyasi ve askeri bakımdan daha etkili olmuştu. Ki, bu yönelimler özyönetim ilanı ve askeri bakımdan savunmanın birleştirilmesi fikrini de uyandırmıştı.

Kürt ulusal demokratik hareketin programında demokratik özerklik ve buna bağlı olarak kurulacak olan yerel komünler, sömürgeci devleti yıkmadan, ona bulaşmadan, onun varlığı koşullarında “devletsiz alanlar” örgütleme ve bu yolla “demokratik sosyalizmin” inşasına bağlanmaktadır. Sömürgeci faşist diktatörlüğün ve sömürücü kapitalist düzenin bütün kurum ve ilişkileriyle hüküm sürdüğü koşullarda ancak ütopik ve yanılsamalı kalan bu yaklaşım, pratik olarak da reform sınırlarına hapsolmuştur. Üstelik 2009’da başlatılan KCK operasyonları ve siyasi kırım saldırıları, devletin böylesi bir yönelime tahammülü olmadığını ve göz yummayacağını göstermiştir. Ancak bu noktaları başka bir tartışmanın konusu olarak bir yana bırakıyoruz.

Kürt ulusal demokratik hareketin programında ifadesini bulan demokratik özerklik güncel siyasal taktik bakımından da sınırlı hedeflere bağlanmıştı. AB Yerel Yönetimler Şartı çerçevesinde siyasal iktidarla müzakere etme, bunu karşılayacak reformlar için zorlama düzeyindeydi. Elbette bir yönü de süregiden faşist saldırılara karşı direnme ve mevzilerini savunmaktı. Marksist Leninist komünistler, Kürt hareketinin 2010’da giriştiği siyasal taktik yönelimi ve ilan edilen demokratik özerkliği, halkın kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde bir irade beyanı, kendi yönetimini geliştirmesinin siyasi ve örgütsel zemini ve sömürgeciliği sınırlayan politik mevzi olarak görüp desteklemiştir. Bu hattın politik özgürlüklerin güvenceye alınacağı devrim yönünde ilerletilmesini vurgulamıştır.

Bugün özsavunmayla birleştirilmiş özyönetim deneyimi ve ilanı, şüphesiz 2010’dakinden farklı bir siyasi iklimde gerçekleşmektedir. Etkileri ve işlevi de buna göre olmaktadır.

Öncelikle Kürt hareketi ve Kürt halkının kendini yönetme deneyimi ve mevzileri çok daha gelişmiştir. Saldırılara karşı özsavunma güçleri ve yetenekleri hiç olmadığı kadar büyümüştür. Her alanda örgütlülüklerini oluşturmuştur. Ayrıca, sömürgeci rejimin Kürdistan’daki devrimci durumla baş etmesi güçleşmişken batıda da devrimci durum gelişmeye başlamıştır. Sömürgeci faşist rejimin yönetememe krizi derinleşmiştir. Hepsinin üzerine tüy diken Rojava devrimi aynı zamanda demokratik özerklik modelinin ve Kürt halkının kendi kendisini yönetebilme kapasitesinin ne denli güçlü olduğunu dosta düşmana kabul ettirmiştir. Kuzey Kürdistan’daki halklarımız da bu deneyimleri ve siyasal pratikleri kendi yönelimleriyle birleştirmeyi başarmıştır. Üstelik demokratik alanda sömürgeciliği ve sömürgeci kurumları sınırlayan, gerileten bir halk seferberliği ve örgütlülük düzeyi yakalanmıştır.

Bütün bunlar, bugünkü özyönetim ilanlarının devrimci demokratik direniş mevzileri olarak öne çıkmasını ve dünden çok daha etkili olmasını sağlamıştır. Şüphesiz bugün de topyekün savaş siyasetini geriletme ve savunma amacı taşıyor. Siyasal marjı yine çıtayı yükselterek sömürgeci rejimi müzakereye zorlamaktır. Ancak bütün bunların yanı sıra Kürdistan’da halklarımızın kendi kendisini yönetme gücünü ve mevzilerini yeniden ve topyekün direniş temelinde örgütlemenin ve ilerletmenin aracı olmaktadır.

Marksist Leninist komünistler, bu tarz örgütlenmelerin ve siyasi çıkışların tarihteki devrimci dersleriyle de düşünürler. Sorunu sadece bir belediye ya da belediyecilikle sınırlı yerel yönetim olarak görmezler. Her şeyden önce ezilenlerin özyönetim deneyimleri ve örgütlenmeleri devrimci durum koşullarında birer ayaklanma organı işlevi görürler. Gerek ikili iktidar dönemlerinde gerekse halkın iktidarı aldığı koşullarda bir iktidar organı olarak gelişirler. Nitekim Paris Komünü de devrimci durum koşullarında, burjuvazinin kaçmasıyla oluşan iktidar boşluğunu değerlendiren örgütlü işçilerin ve halkın yerel yönetimleri yeniden örgütlenmesiyle oluşturuldu. (Fransızcada komün, bucak demektir. Komün yönetimleri de belediye seçimlerinde oluşturulan yerel yönetimlerdir.) Komün, örgütlü işçilerin elinde devrimci bir iktidar organı ve burjuvaziye karşı savaşta direniş örgütü oldu. Yakın dönem isyanlarda Latin Amerika’daki halk meclisleri deneyimi ve Meksika’daki 2006 Oaxaca Komünü de bu tarz örgütlerin birer ayaklanma örgütü olarak gelişmesinin güncel deneyimlerini verir. Bütün bunlar içerisinde elbette ki en yakın ve en ileri örnek Rojava’daki kantonlardır. Devrimci durum patlak verdiğinde, gerici-sömürgeci kurumlar çöktüğünde verili duruma hücum eden örgütlü Rojava Kürtleri özyönetimlerini ve özsavunmalarını örgütleyerek bir devrim gerçekleştirmiştir. Bütün ezilen halkların ve inançların demokratik olarak siyasal yaşama eşit biçimde katıldığı halk yönetiminin ileri bir örneğini inşa etmiştir.

Bu yüzden, Kuzey Kürdistan’da özyönetim ilanları, Kürt ulusal demokratik hareketinin siyasal taktiğinin evrimi ve programındaki ütopik-reformist içerikten çok öte bir siyasal duruma işaret etmektedir. Özyönetim ilanı ve bunu savunma temelinde geliştirilen direniş ve mücadeleler, devrimci bir rol oynamaktadır. Sarayın ve sömürgeciliğin halkı hedef alan savaş siyasetine karşı koyan, halkın geniş kesimini seferber eden bir genel direniş hattı örmektedir. Sömürgeciliğe Kürdistan’ı kapatmakta, onun yönetme gücünü, iradesini ve siyasi, askeri varlığını sınırlamaktadır. Sömürgeci rejimi paralize etmektedir. Bu, aynı zamanda kendi yönetme gücünü, iradesini ve kurumlarını özsavunma becerilerini daha da geliştirme biçiminde cereyan etmektedir.

Kürdistan’daki özyönetim çıkışı, Kürt ulusal dinamiklerinin bütün güçleriyle öne çıkıp, savaşı en ön cephede karşılama hamlesidir. Bu hamle, sadece Kürtleri değil, Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni, Ezidi vd. bu coğrafyada yaşayan bütün halkları ve ezilenleri hedef alan faşist topyekün savaş siyasetine karşı ileri atılma, Türkiye ve Kürdistan birleşik devriminin boğulmasını amaçlayan faşist saldırganlığa karşı siper olma çıkışıdır. Bu çıkış, batıda komünistlerin, devrimcilerin öncülüğünde başta Türk işçi ve emekçiler olmak üzere ezilenler cephesinden de tereddütsüzce desteklenmelidir. Birleşik mücadele hattında topyekün karşı koyuşun mevzileri olarak batıda da mücadele yükseltilmelidir. Özyönetim direnişleri Kürdistan’la Türkiye’nin birleşik halk mücadelesinin mevzileri olarak sahiplenilmelidir. Halkı hedef alan faşist saldırıların durdurulması, demokratik devrimci seçeneğin yükseltilmesi batıda da bu mücadelenin ve direnişin sahiplenilmesine bağlıdır.

* Atılım Gazetesi’nin 4 Eylül 2015 tarihli 189. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 14 Eylül 2015, Pazartesi 10:52
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Politika