Kobanê’de Stalingrad ruhu ve zafer kuşağının tutkusu

Kobanê’de Stalingrad ruhu ve zafer kuşağının tutkusu

AYDIN AKYÜZ-

Kobanê savunması ve direnişi, 21. yüzyılın Stalingrad’ı olduğunu kanıtladı. O yüzden Rojava devrimi ve Kobanê zaferi, Ortadoğu devriminin miladı olmaya adaydır. Bu gerçek, her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Kobanê’yi de Stalingrad ruhuyla yeniden kuracağız. Bedreddinlerin, Aydın’da kurduğu Ortaklar Köyü gibi ‘yarin yanağından gayrı her şeyi paylaşabileceğimiz’ yeni bir gelecek inşa edeceğiz. Kobanê’de ölümsüzleşen partizanlarımızın ve Suruç şehitlerimizin vasiyetidir.

DAİŞ çeteleri, Kobanê’ye kapsamlı bir saldırı başlattığında, yüreği Kobanê ile birlikte atanların yaptığı Stalingrad göndermesi son derece isabetliydi. Kobanê, partizan savaşının siyasal niteliği, askeri tarzı, savaşma ruhu ve ortaya çıkardığı siyasal, toplumsal, askeri sonuçları bakımından bu benzerliği adeta teyit etti. Kobanê savunması ve direnişi, 21. yüzyılın Stalingrad’ı olduğunu kanıtladı.

Stalingrad Sovyetler Birliği’nin, Kobanê ise Rojava devriminini yenilmezliğinin simgesi ve düşmanların püskürtülmesinin nihai yenilgiye doğru hızla yaklaşmalarının kaldıracı oldular. Kobanê partizan savaşı ve zaferi, gericilik tarafından kuşatılmış ve sürekli saldırı altındaki Rojava devriminin savunmasından sıyrılıp, Suriye ve Ortadoğu devrimine doğru yol almasının önünü açtı. O yüzden Rojava devrimi ve Kobanê zaferi, Ortadoğu devriminin miladı olmaya adaydır. Bu gerçek, her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.

SÜREKLİ SALDIRI ALTINDAKİ DEVRİM

Rojava devrimi, bölge gerici devletlerin ve onların desteklediği işbirlikçi çetelerin sürekli saldırıları altında ilan edilip derinleşti. Devrimin ilanının üzerinden daha iki ay geçmeden, emperyalistlerin ve bölge gerici devletlerinin çıkarı doğrultusunda çeteler Efrîn’e saldırdı. Efrîn’e dönük bu saldırılar, 2013 yazına kadar aralıklarla sürdü. YPG bu saldırıları göğüsleyerek, askeri ve siyasal etki gücünü büyüterek dost düşman herkese kendini ispatladı. Çeteci gruplar, aralıklarla Serêkaniyê ve Halep’e saldırmaya devam etti. Suriye devleti de, Serêkaniyê’de petrol kaynakları bakımından zengin köylerini ele geçirmek için saldırdı. YPG, bütün bu saldırıları püskürtmeyi başardı. MLKP’nin enternasyonal savaşçısı Serkan Tosun, Serêkaniyê cephesinde ölümsüzleşti.

Musul’u ele geçiren DAİŞ, elde ettiği ağır silahlarla 2014 Temmuz’unda Kobanê’ye saldırdı. YPG/YPJ ve Kobanê halkının direnişi karşısında ilerleme kaydedemeyen DAİŞ, tekrar Güney Kürdistan’a yöneldi. Şengal, Telefar, Karakuş ve birçok bölgeyi işgal eden DAİŞ’in ilerleyişini HPG gerillaları durdurdu. MLKP gerillalarının da destek verdiği direnişten dolayı daha fazla ilerleyemeyerek Rakka ve çevresine yönelerek işgali Suriye yönünde genişletti.

Musul’un işgaliyle ABD, Rakka’nın işgaliyle Rus ağır silahlarını ele geçirerek, yüksek bir askeri donanımla 15 Eylül 2014’de tekrar Kobanê’ye saldırdı. Bu saldırı, DAİŞ için stratejik bir saldırıydı. Bütün imkanlarını Kobanê’yi almak için seferber etti. Bu saldırıda sadece Kobanê değil Rojava devrimi de tehdit altındaydı.

21. YÜZYILIN STALİNGRAD’I

DAİŞ üç cepheden saldırırken, Türkiye cephesinden durmaksızın askeri, lojistik ve çeteci eleman yardımı alıyordu. MİT’in DAİŞ’e ve diğer çetelerle çalıştığının birçok örneği açığa çıktı. Çetecilerin silahlarıyla birlikte elini kolunu sallaya sallaya Türkiye sınırından geçtiği trenler ve tırlarla DAİŞ’e silah sevkıyatının yapıldığını gören Kuzey Kürdistan ve Türkiye halkları, sınırda dayanışma ve nöbet eylemlerine başladılar. Sınır nöbeti eylemleri, Kobanê zaferi elde edilene kadar devam etti. Suruç’taki sınır nöbeti ve dayanışması, bu tarafa geçen Kobanê halkının her türlü ihtiyacının karşılanması, sınırın kaldırılmasını, halkın ve partizan savaşçıların geçişinin serbest bırakılmasını talep eden eylemler, direnişte yaşananların kamuoyuna duyurulması, Türk devletinin saldırı ve provokasyonların engellenmesi gibi eşsiz dayanışma işlevi gördü. Aylarca geceli-gündüzlü nöbet eylemlerinde yer alan ve Kobanê’ye geçmeye çalışırken şehit olan Kader Ortakaya, enternasyonal dayanışmanın sembol isimlerinden biri oldu.

Kobanê partizan savaşını üç etaba ayırmak mümkün. 21 günlük ilk etapta savaş, şehrin köylerinde ve kentin çevresinde sürdü. Geniş bir coğrafyada ağır silahlara sahip düşmanı yenmenin zorlukları gözetilerek, alan daraltmak maksadıyla kontrollü biçimde 6 Ekim’de, savaşın kent içine çekildiği zaman ikinci etap başladı. Güney Kürdistan’dan getirilen ağır silahların Kobanê’ye ulaştığı Kasım’ın ilk günlerine kadar sürdü. İkinci etap, askeri teknik üstünlüğün düşmanda olduğu savaşın en şiddetli sürdüğü, YPG/YPJ savaşçılarının Kobanê halkının şehri terk etmeyen kısmıyla birlikte göğüs göğüse savaştığı her metrekaresi için ağır kayıpların verildiği mahalle mahalle, ev ev, sokak sokak savaşıldığı partizan savaşının bütün yaratıcılığıyla sergilendiği, direniş tarzı bakımından Kobanê’yi Stalingrad yapan etaptır. Üçüncü etap, zafer yürüyüşünün başladığı, Kasım’ın ilk günlerinden itibaren savunma savaşından, savaşarak geri çekilme taktiğinden saldırıya geçildiği adım adım çetecilerin kentten temizlenmeye başlamasından zafere kadar geçen uzun bir dönemi kapsıyor.

İlk etapta, bir taraftan tek tek köyler savunulurken, diğer taraftan katliama uğramaması için halk, Suruç ve kent merkezine nakledildi. Eşsiz kahramanlıklar sergilenerek, düşmanın 21 gün boyunca Kobanê kent merkezine girmesi engellendi. Halkın Suruç’a geçişini günlerce engelleyen Türk devleti, her iki yakadaki direnişi, askerin ateş açması ve ölümlere rağmen fiili geçişlerle sınırın işlevsiz hale getirilmesi ve eylemlerin geniş kamuoyu oluşturması sayesinde AKP iktidarı geri adım atarak, halkın Kuzey’e geçmesi önündeki engeller kaldırıldı. Geniş bir uluslararası kamuoyu oluşturuldu, diplomatik görüşmeler hızlandırıldı. Kesintisiz süren sınır nöbetinin yanı sıra sokak gösterileri, YPG/YPJ saflarına katılımlar, her türlü maddi ve manevi yardımla partizan savaşına ses verildi ve Kobanê halkıyla dayanışma içinde olundu.

MİŞTENUR DİRENİŞİ VE EKİM SERHILDANI

Ekim’in ilk günlerinde, düşman Kobanê’yi kuşatarak kent merkezini havan toplarıyla ve tank saldırısı altına almıştı. Çeteler kente girebilecek mesafedeydi. Kürtler ve enternasyonal güçler başta olmak üzere, yüreği Kobanê’yle atanların sabrı taşmanın eşiğindeydi. Kentin savunulması bakımından kritik bir nokta olan Miştenur Tepesi’nde çatışmalar yoğunlaşmıştı. Bu kritik aşamada, 5 Ekim’de MLKP’nin enternasyonal savaşçısı Suphi Nejat Ağırnaslı bu tepeyi savunurken şehadete ulaştı. Bir gün sonra YPG/YPJ komutanlarından Arin Mirkan, savaş kararlılığının zafer isteği ve inancının simgesi olarak Miştenur Tepesi’nde fedai bir eylemle düşmana ağır bir darbe vurdu.

Bu kritik eşikte, Kürt halkının öfkesi taşmak üzereyken taze saraylı müjde verir gibi “Kobanê düştü düşecek” deyince, biriken öfke 6-8 Ekim serhildanına dönüştü. K. Kürdistan ve Türkiye halkları bu görkemli ayaklanmayla Kobanê partizan savaşının yanında olduğunu haykırdı. 6-8 Ekim serhildanı, Miştenur Tepesi’nin düşmüş olmasının ve çetecilerin kente girişinin yaratabileceği olası moral ve motivasyon kırılmasının önüne geçerek büyük bir mücadele kararlılığı ve zafer inancının açığa çıkmasını sağladı. Kobanê partizan savaşının, Kürdistan ve Ortadoğu devriminin ruhu, dünya halklarının vicdanı olduğunu 6-8 Ekim serhildanı gösterdi. Dünya halkları, DAİŞ barbarlığına karşı, kadınların özneleşmeye başladığı, halkların eşit ve özgürce bir arada yaşadığı sosyalizan bir gelecek yaratmak için büyük kahramanlıklar sergileyen YPG/YPJ savaşçılarını konuştu.

AKP iktidarı, Güney Kürdistan’dan gelen silahların Kobanê’ye ulaştırılması için koridor açmak zorunda kaldı. Oluşan kamuoyunun da baskısıyla ABD önderliğindeki uluslararası koalisyon, YPG/YPJ ile koordineli olarak DAİŞ hedeflerini havadan vurmaya başladı.

Partizanlar, düşmanı kent içine çekerek alan daraltmak, aradaki mesafeyi kısaltarak onların ağır silah avantajını sınırlandırmak için, kentin doğusu ve batısını tutarak çetelerin Güney’den kente girmelerini sağlayacak ve düşmanı o cepheden imha edecek bir taktik plan hazırlamıştı. Ancak bazı aksamalar, Miştenur Tepesi’nin önce düşmesine ve düşmanın doğu cephesinden kente girmesine yol açtı. Partizanlar, hızla yeni duruma göre mevzilenip kent savaşına başladılar.

Artık tıpkı Stalingrad’da, Madrid’de ve Paris komününde olduğu gibi savaş mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev yürütülecek; şehrin yıkıntıları altında ve üstünde devam ettirilecekti. Kentin içinde savaşı yürütmek, kentin sahiplerine kimi taktik üstünlükler de sağlayacaktı. Bu taktik avantajlardan yeterince yararlanmak, ideolojik sağlamlık, savaşma kararlılığın yanı sıra kendine özgü teknik beceri, komutanlık ve profesyonellik gerektiriyordu. Gerilla savaşında ustalaşmış partizanlar, kent savaş tarzını öğrenme kendini buna uygun olarak yenileme ve yaratıcılık sergilemede genç savaşçılar muazzam bir sıçrama sergilediler. Normal koşullarda bir kaç ay ya da yılda öğrenebilecek teknik beceri ve komutanlaşma düzeyine, bir kaç günde ya da bir kaç haftada ulaşan/sıçrayan genç savaşçılar oldu.

Halep Grubu olarak bilinen ve şehir savaşında uzman bir YPG grubu, Kobanê’ye ulaşarak, savaşın seyrinin değişmesinde önemli bir rol oynadı. Sokaklara perde çekilmesi, duvarların delinerek yol açılması mevzilerin yeniden yapılandırmasını sağlayan Halep Grubu, bir çok üyesini şehit vererek çetelere ağır darbeler indirdi” (Özgürlük Kuşağı Rojava, Hazırlayan: Hayri Demir-Ersin Çaksu, 22 Temmuz 2015 Özgür Gündem)

Bu deneyimler, hızla bütün partizanlara mal edildi. Pusu atma, kritik noktalara keskin nişancılar konumlandırma, mayınlama ya da mayın temizleme, her türlü silahı ve bombayı kullanma, intihar saldırılarını zamanında etkisiz hale getirme… Bir kısmı ilk defa karşılaşılan bir çok beceri ve deneyim biriktirildi. Sadece bu biriktirilenler bile Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu devriminin geleceği üzerinde önemli bir rol oynayacaktır. Bugün özerklik ilan edilen Kuzey Kürdistan kentlerindeki partizan savaşı ve kimi büyük kentlerdeki partizan eylemlerinin gelişkinliği, Kobanê partizan savaşının biriktirdiği deneyimlerden bağımsız düşünülemez.

1 Kasım’da dünya halkları, onlarca kentte sokağa çıkıp Kobanê direnişini selamladığında, partizanlar çeteleri püskürtme saldırısına hazırlanıyordu. Kobanê’ye ulaşan ağır silahlarla askeri tekniği güçlenen partizanlar, kentten adım adım çeteleri temizlemeye başladılar. Türk devletinin işbirliğinde bomba yüklü 4 araç üç tankla, Türkiye cephesinden gelerek Mürşitpınar sınır kapısından geçerek, 29 Kasım’da yapılan saldırı boşa çıkarılarak, sınır kapısının çetelerin eline geçmesi engellendi. Bu saldırı, Saray ve AKP iktidarının son umudu, çetelerin son çırpınışıydı. Bu saldırıdan sonra çeteler, adım adım püskürtülerek imha edildi. 24 Ocak’ta elindeki son mevzi Miştenur Tepesi çetelerden temizlenince, Kobanê kent merkezi özgürlüğüne kavuştu. 113’ü kent içinde olmak üzere 134 günlük Kobanê partizan savaşı muazzam bir zaferle sonuçlanmış oldu. Bundan sonra savaş, Kobanê’nin üç yüz köyünün çetelerden temizlenmesi, Girê Spî’nin alınarak Kobanê ile Cizire kantonlarının birleştirilmesi, Serêkaniyê’nin çetelerin işgali altındaki mahallelerinin geri alınmasıyla yoluna devam etti.

FIRTINA VE ZAFERLER KUŞAĞININ BİRLİĞİ

Başta Kuzey Kürdistan halkı olmak üzere Kürt halkı, Kobanê partizan savaşında ve Rojava devrimiyle yüksek bir bilinçle ilişkilendi. Binbir yolla destek ve katılım gösterdi. En değerlisi hiç şüphesiz fırtına yürekli yüzlerce genci Rojava ve Kobanê’de savaşmaya yollamasıydı. Sadece şehadete ulaşmış savaşçılara baktığımızda, Kürdistan’ın dört parçasının adeta Rojava’da ve Kobanê’de birleştiğini söyleyebiliriz. Kobanê partizan savaşında 600 şehit verildi. Bunun önemli bir oranı K. Kürdistanlı. İlk günden bu yana Rojava devriminde şehit olan Kuzey Kürdistanlıların sayısı 800’ü çoktan aştı.

Savaşma isteği ve kabiliyeti yüksek yurtsever gençlik kuşağı yetişti/yetişmeye devam ediyor. Bu kuşağa, savaşa doğanlar da diyebiliriz. 90’larda savaşta gözlerini açanlar, savaş gerçekliğini, gerek toplumsal hafıza yoluyla gerekse de özyönetim deneyimleriyle yaşayarak öğrendiler. Ona göre bir bilinç ve ruh şekillenişi oluştu. Rojava devrimini ayakta tutan, Kobanê partizan savaşını yenilmez kılan, dünün ‘taş atan çocukları’ bugün Kuzey Kürdistan kentlerinde özerklik için partizan savaşı veren, işte bu düzenden köklü kopuşlar gerçekleştiren kuşaktır.

Yeni nesil Kürt gençlerine, son dönemlerde “fırtına kuşağı” deniyor. Kimi liberal yazar ve yorumcunun ifade ettiği gibi sıkı örgütlülüğe gelmeyen, yaptığının önünü arkasını düşünmeyen, nerede ne yapacağını bilinmeyen bir kuşak değil bu. Aksine iddialı, örgütlü mücadele azmi gelişkin; dağlarda, kent partizan savaşında ve kitle eylemlerinde, Rojava devriminde ve Kobanê savunmasında en önde savaşıyorlar. Fırtına kuşağının estirdiği zafer fırtınasıdır. Dalgalı denizde, fırtına ve boranlar eşliğinde mücadele etmeyi öğrenmişlerdi. Zaferler kuşağı hedefinin cisimleşmiş halidir.

Rojava devrimi patlak verdiğinde Marksist Leninist komünistler, Kürdistan ve Ortadoğu devrimimizin ayağa kalkmış bir parçasıyla ilişkilenmek ve enternasyonal dayanışma amacıyla en ileri düzeyde ilişkilenmekte tereddüt etmediler. Rojava ve Kobanê’de enternasyonal dayanışmanın en ileri geleneklerini ayağa kaldırma iddiasındaydılar. Serkan Tosun yoldaşın Rojava devriminde ölümsüzleşmesi, enternasyonal dayanışma çağrısının işaret fişeği oldu.

Kobanê saldırıya uğradığında Parti, genç komünistler başta olmak üzere, tüm devrimcileri ve halklarımızı Kobanê’ye savaşmaya çağırdı. Bu çağrıya sadece örgütlü komünistler uymadı. Bir biçimde örgütsel ilişkileri zayıflamış genç komünistler ve örgütsüz devrimci ve demokratlar da uydu. Rojava ve Kobanê’ye ayak bastıkları anda Marksist Leninist komünistlerin saflarında mücadele etme kararlılıklarını yüksek sesle dile getirmede en ufak bir tereddüt göstermediler.

Genç komünistler, Rojava ve Kobanê’ye akın ettiler. Partinin zaferler kuşağı direktifi ve hedefi maya tutmuştu. Zaferleri fethe çıkan yeni komünist gençler, zaferler kuşağının yükselişini ve fırtına kuşağı ile mücadele birliğini muştuluyordu.

Komünistler, bedel ödemeden hiçbir zaferin kazanılamayacağını iyi bilenlerdi. Kobanê’den art arda gelen şehadet haberleri bunun göstergesiydi. Türkiye ve K. Kürdistan’lı başkaca devrimci örgütler ve Avrupalı devrimci ve komünist örgütler de aynı enternasyonal dayanışma yolundan yürüdüler. Şimdi Rojava’da, Enternasyonal Tabur ve şehit Serkan Taburu olarak savaşıyorlar. Rojava devrimi, oluşan uluslararası meşruiyet ve enternasyonal dayanışma birlikte Rojava sınırlarını aşarak Ortadoğu devrimine doğru yayılımını sürdürüyor.

BERABER SAVUNDUK BERABER İNŞA EDECEĞİZ

Kobanê zaferinden sonra, kentin yeniden inşasına dikkatleri çekmek için SGDF’li gençler, “Beraber savunduk beraber inşa edeceğiz” parolasıyla bir kampanya başlattılar. Kampanyaya gösterilen büyük ilgi ve açığa çıkan Kobanê’yi inşa etme isteği, zaferler kuşağınını doğru yolda olduğunu gösterdi. Suruç katliamıyla, genç komünistlerin ve oluşan duyarlılığın önü kesilmeye çalışıldı. Halklarımız, Suruç şehitlerine sahip çıkarak onların yapmak istediklerini omuzlayarak cevapladılar bu saldırıyı. Zaferler kuşağının genç neferleri aynı kararlılıkla “Kobanê sana yine geleceğiz” şiarıyla, ozanın dediği gibi “Yeniden doğacak bir kenti aşktan örmeye gidiyorlar”.

Bir yıl önce genç komünistler “Stalingrad ya da Kobanê fark etmez bizimkiler hep aynı kararlılıkla dövüşür” demişlerdi. Bu ruhla dövüştüler ve enternasyonal dayanışmayı yükselttiler. Şimdi aynı kararlılık ve ruhla Kobanê’yi yeniden inşaya giriştiler. Halklarımızla beraber Stalingrad savaştan sonra yeniden ve daha görkemli bir biçimde inşa edildi. Kobanê’yi de Stalingrad ruhuyla yeniden kuracağız. Bedreddinlerin, Aydın’da kurduğu Ortaklar Köyü gibi ‘yarin yanağından gayrı her şeyi paylaşabileceğimiz’ yeni bir gelecek inşa edeceğiz. Kobanê’de ölümsüzleşen partizanlarımızın ve Suruç şehitlerimizin vasiyetidir.

* Atılım Gazetesi’nin 18 Eylül 2015 tarihli 191. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 21 Eylül 2015, Pazartesi 16:24
Kategoriler: Atılım Dosya, Güncel, Haberler, Politika