Komünist tutsak Yeter siyasi savunma yaptı: “Eşit, özgür ve mutlu bir yaşam için MLKP/KKÖ’ye”

Komünist tutsak Yeter siyasi savunma yaptı: “Eşit, özgür ve mutlu bir yaşam için MLKP/KKÖ’ye”

Komünist tutsak Zeynep Yeter, yargılandığı davanın karar duruşmasında siyasi savunma yaptı, “Kadınları, geleceğimiz için eşit, özgür ve mutlu bir yaşam için MLKP/KKÖ’de mücadeleye çağırıyorum” dedi.

HABER MERKEZİ- Komünist tutsaklar Zeynep Yeter ile Dilek Geçgin’in “örgüt üyesi oldukları” iddiasıyla yargılandıkları davada karar çıktı. Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Yeter ve Geçgin hakkında 10’ar yıl hapis cezası verdi.

Siyasi savunma yapan Yeter, Rojava’da şehit düşen MLKP savaşçıları Sibel Bulut ve Ivana Hoffman’ı anarak başladığı savunmasında, “Kadınları, geleceğimiz için eşit, özgür ve mutlu bir yaşam için MLKP/KKÖ’de mücadeleye çağırıyorum” diye konuştu.

MLKP 5. Kongresi’nde kurulan Komünist Kadın Örgütü’nün ilk siyasi savunma özelliği taşıyan Yeter’in konuşmasını arabaşlıklarla kısaltarak yayımlıyoruz.

SÜLEYMAN YETER PARTİYLE BULUŞTURDU

Ben Kürt, Alevi bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya geldim. İstanbul’un varoşlarında büyüdüm. 90’lı yıllar da varoşlar devrimci örgütlerin ciddi etkisinin, otoritesinin olduğu alanlardı. Aynı zamanda 90’lı yıllar tüm devrimci örgütler bakımından ’80 darbesinin etkisinden kurtulma, devrimci mücadeleyi toplumsal devrimle taçlandırma arayışlarının olduğu yıllardı. Böyle bir zaman ve mekanda devrimci fikirlerle tanıştım. Mücadeleyle buluşmamda Süleyman Yeter yoldaşın ciddi katkısı var. Akrabam olan Süleyman Yeter, yurtsever hareket ve devrimci harekete dönük tasfiye saldırılarının tırmandırıldığı 1999 yılında İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde gördüğü işkenceler sonucu 7 Mart’ta katledildi. Yoldaş katledildiği zaman DİSK Limter-İş Sendikası’nın eğitim uzmanıydı. Süleyman Yeter yoldaş, işçi sınıfının yiğit bir neferi olarak Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) saflarında mücadele etmiş, benim de partim MLKP ile buluşmamı sağlamıştır. Buradan, Süleyman yoldaşı saygı ve sevgiyle anıyorum.

Ben, MLKP ve onun kadın iradesi olan Komünist Kadın Örgütü üyesiyim. MLKP ile buluşmam kendi öz kimliğimle buluşmam anlamına da gelir. Bir Kürt olarak yaşadığımız sömürü, baskı, zulüm, katliamları ve devletin asimilasyon politikalarını anlamamı, bilince çıkarmamı ya da köken olarak Alevi inancına mensup olmaktan gelen baskıyı ötekileştirmeyi, katliamları tüm çıplaklığıyla görmeyi ve mücadele etme isteği ve gücünü partime borçluyum. En önemlisi kadın ya da erkek doğmanın ezmenin ya da ezilmenin nedeni olamayacağını, bu eşitsizliğin doğuştan değil sonradan ortaya çıktığı bilincini partim kazandırdı. Hayatın her alanında eşitler ilişkisinin ancak komünizmde mümkün olacağı bilinci ve bunun için mücadele partiyle yaşamayı tercih nedenimdir.

Mahkemeniz önünde ve bir MLKP üyesi olarak tarih önünde konuşmaya başlarken; 20 Temmuz’da Suruç/Pirsus’ta yitirdiğimiz 33 kişiyi özlem ve ideallerine bağlılıkla anıyorum. İnsani, vicdani temellerle yola çıkan bu gençlerin hedeflenmesi sadece DAİŞ caniliği değildir. AKP’nin saray darbesinin ve başkanlık için savaşının başlangıç tarihidir, 20 Temmuz. Ve Gezi’den Kobanê’ye uzanmış bir kardeşlik eli olan SGDF özel olarak hedeflenmiştir. SGDF’li gençleri katlettiler çünkü onlar Rojava devriminin genç solukları, Türkiye halklarının birleşik mücadelesinin militanlarıydı. SGDF’li gençlerin “Beraber Savunduk Beraber İnşa Ediyoruz” şiarıyla, Anadolu’dan Kobanê’ye başlattıkları düş yolculuğunda Partimiz üyesi ve partimizin gençlik örgütü olan Komünist Gençlik Örgütü (KGÖ) MK üyesi Cebrail Günebakan yoldaşımızı, KGÖ üyeleri Büşra Mete, Polen Ünlü, Hatice Ezgi Sadet ve Yunus Emre Şen yoldaşlarımızı yitirdik. Yoldaşlarımızın aydınlık gülüşleri, düşleri ve mücadelesi bundan sonra bize emanettir. Partimiz MLKP, Suruç şehitlerimizin acısını bütünüyle duymakta, bu katliamla Türkiye devrimci hareketine, onun komünist öncüsü olana Partimize, Batı ve Kürdistan arasında kurduğumuz birleşik mücadele çizgimize verilmek istenen mesajı iyi okumaktadır. Geçtiğimiz 10 Eylül’de adım attığımız 21. kavga yılımıza, Suruç şehitlerimizin ideallerine bağlılık andı ve katliamın hesabını sorma karalılığı ile giriyoruz.

MLKP BİRLEŞİK DEVRİMİ ÖRGÜTLEYECEKTİR

20 Temmuz ile savaş başlatanlar, Kürdistan’da, Filistin’de, Kobanê’de görmeye alıştığımız görüntüleri izlettiriyorlar günlerdir. 7 Haziran seçim yenilgisini sindiremeyen Erdoğan, başta Kürt halkı olmak üzere tüm ezilenleri cezalandırmaya, sindirmeye ve iradesini kırmaya çalışıyor. AKP, Kürt halkının sandıkta boğamadığı iradesini, kirli savaşı tırmandırarak, fiili OHAL, infaz ve katliamlar, siyasi soykırım operasyonları ile boğmaya çalışıyor. Batı’da sokaklar devlet terörü ve faşist linççi güruhlarla kuşatılmaya çalışılıyor. Gerici iş savaş provaları yapılıyor. Böylece, tüm ezilenlerin iradesini kırıp teslim alacağını hesaplıyor. Bu planda sizce bir terslik yok mu? Fazla uzağa gitmeye gerek yok, Gezi ayaklanması da benzer bir mantığın sonucu ortaya çıkmıştı. AKP ve Erdoğan, halkların,ezilenlerin iradesini hiçe sayıyor. Halklarımızın saray için yürütülen bu kirli savaşa gönderecek oğulları yok artık! Bu yüzden, asker cenazelerindeki isyanı resmi törenlerle bastıramıyorlar. Kürt halkının katliamlara boyun eğmeye niyeti yok. Bu yüzden özerklik ilan ediyor, özsavunma örgütlüyorlar. Gün, birleşik mücadeleyi büyütme günüdür. MLKP, birleşik devrimi örgütlemek için tüm gücüyle sokakta mücadele alanlarında olacaktır. Paramaz yoldaşımızın “Hayal gücü iktidara” sözü, dönemin temel parolalarından birisidir.

“Terör örgütü üyesi olduğum” iddiasındaki savcıya ve mahkemenize ifade etmek isterim; MLKP Türkiye ve Kürdistan’da örgütlü, illegal örgüt yapısına sahip, fiili meşru mücadele hattında politika yürüten, politik-askeri bir partidir. İşçi sınıfı ve ezilenleri temsil eder, onlar arasında konumlanır ve mücadele çizgisini onların sorun ve talepleri belirler. MLKP’yi iş cinayetlerine karşı mücadelelerde görürsünüz, çevre, kent hakkı, HES karşıtı mücadelelerde görürsünüz. Kürt halkının haklı ve meşru mücadesinde, dünya halkları için enternasyonal dayanışma içinde görürsünüz.

KADIN DEVRİMİ PERSPEKTİFİ

Parti üyesi bir kadın olarak belirtmek isterim ki; MLKP bir kadın partisidir. Parti, devrim mücadelesine kadın devrimi perspektifiyle yaklaşır. Kadın devrimi erkek egemen kapitalist sistemden kurtuluş manifestosudur. Partimiz MLKP, 4. Kongresi’nde kadın devrimi çizgisini benimseyerek, kadın özgürlük mücadelesinde teorik, siyasal, ideolojik ve örgütsel hazırlık ve yönelimiyle komünist kadın hareketini bir düzeye taşımıştır. Partili kadınlar, 2015 8 Mart’ında kuruluşunu ilan ettikleri KKÖ ile edindikleri bu düzeyi yeni bir örgütsel forma kavuşturmuşlardır. KKÖ, her türlü erkek egemen yaklaşım, tarz, üslup ile mücadele etmede önemli bir irade ortaya koyacak, toplumsal cinsiyet rolleri ve erkek egemen sistemle mücadelede devrimci bir pratik sergileyecektir. Buradan KKÖ’müzü selamlıyorum.

Kadın devrimi, kadınları ezilen cins haline getiren toplumsal temellerin devrimci bir alt üst oluşla ortadan kaldırılmasıdır. Partimiz MLKP, sorunu bu çerçevede ele alarak bugüne kadar devrimden sonraya havale edilen hayati önemdeki sorunun çözümü, çözümlenmesi için irade ortaya koymuştur. Kadın devrimi; gerici, toplumsal rollerden kopuştur. Erkek egemen sistemde kadına reva görülen her türlü ikincilliğe karşı kadın başkaldırışıdır. Kadını geriye çeken tüm duygu ve düşünceye karşı sistemli ve yöntemli mücadeledir. Biz kadınlar bakımından politikanın merkezine yürüme, kendi gücümüze güvenme, yaşama etkin müdahale bilincidir. Eylemdir; yaşama somut dokunuştur. Biz kadınlardan uzak görülen politika, teori, yönetme, zor ve şiddet araçlarıyla başka bir düzeyde ilişkilenme ve kendi rengini vermektir.

ŞİDDET CİNS KIRIMI BOYUTUNA VARDI

AKP iktidarı, 13 yıl boyunca ataerkil toplumsal düzeni güçlendiren ve yeniden üreten politikalarını sistematik bir biçimde devreye sokarak kadın cinsine karşı bir savaş yürüttü/yürütüyor. Bu sistematik politikanın temel noktası, aileyi güçlendiren yasalarla birlikte kadına yönelik şiddetin bir cins kırımı boyutuna varması oluşturmuştur.

DİRENİŞLERE KADINLAR DAMGASINI VURDU

Kadınların bu duruma biriken öfkesi, tepkisi Gezi ayaklanmasıyla sokağa taştı. Barikatların en önünde savaşan kadın, komün yaşamın da en etkin bileşeni oldu. Kadınlar, direnişin simgesi haline geldiler. Kimi zaman adı kırmızılı kadın, kimi zaman siyahlı kadın, kimi zaman sapanlı teyze, kimi zaman kırmızı fularlı kız. Hala hafızalardadır, sapanlı teyzenin koluna kan grubunu yazdığını gösteren resimler. Devletin tüm saldırılarına, psikolojik savaşına aldırış etmeden özgürlük mevzilerindeydiler. Gezi Parkı’nda yaşam ürettiler. Gezi isyanı kitlelerin, başta da gençler ve kadınların “istersek başarırız” duygusunu, özgüvenini güçlendirdi. Umudu ve geleceğe dair güzel düşleri yeşertti. Gezi ayaklanmasında kadınlar kendilerine dayatılan geleceksizliğe, katliamlara, şiddete isyan ettiler. Ve burada iradeleştiler, özneleştiler. 20. yüzyıl devrimlerinde olduğu gibi, 21. yüzyıl devrimlerine de kadınlar damgasını vurdu.

MLKP; kadın özgürlük hareketini demokratik ve devrimci mücadelesine, kadın ve LGBTİ’lerin yaşam hakkının savunulmasında, kendini bir özne olarak konumlandırıyor.

ÖZSAVUNMAYI KULLANAN NEVİN VE ÇİLEM’İ SELAMLIYORUM

MLKP; erkek egemen sisteme karşı özsavunma ve devrimci zorun kullanımı yolundan yürümeyi söylemden çıkarıp, pratikleştirmeye çalışıyor, kadınları da buna çağırıyor.

Partili bir kadın devrimci olarak, buradan özsavunma haklarını kullandıkları için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla susturulmak istenen Nevin Yıldırım ve Çilem Doğan’ı anımsatmak isterim. Bugüne kadar eşini, sevgilisini katleden hiçbir erkeğe böylesine ağır ceza vermeyen, haksız tahrik indirimleri uygulayan erkek yargı; bu cephede de kendini gösterdi, ölen erkekleri en cepheden sahiplendi. Çilem Doğan’ın “hep kadınlar mı ölecek, biraz da erkekler ölsün” sözleri, bir isyanın ifade edilmesinden daha büyük anlamı var. Kadına uygulanan şiddet o kadar arttı ki, bu durum aynı zamanda kadınlar arasında empati kurulmasını kolaylaştırdı. Bir bilinç açığa çıkardı. Başta Nevin ve Çilem olmak üzere özsavunma hakkını kullanan tüm kadınları selamlıyorum. Özsavunma, kadının yeniden iradeleşme ve özneleşmesidir. Gerici toplumsal rollerin reddidir. Kadının insanca ve özgür bir yaşam hak edişinin en güçlü ifade edilişidir. Erkek egemen sistemi ortadan kaldıracak, geriletecek yegane gücün kadının kendisi olduğu bilinci ve eylemidir. Kadın devrimini gerçekleştirmenin güçlü bir aracıdır.

Biz komünist kadınlar, tam da buradan hareketle devrimci zor aygıtlarıyla özel bir ilişki kuruyoruz. Partimizde “kadın komutanlaşması” pratik örnekler özgülünde bir noktaya getirilmiş ve tüm kadınlar için çağrıya dönüştürülmüştür. Eylem halinde ve çelişkileri çöze çöze, kadın dayanışmasını büyüte büyüte gelişimimizi sürdürüyoruz. Bu yürüyüşte, hem kendi tarihsel deneyimlerimizden öğreniyoruz hem de Kürt kadın özgürlük hareketinden, dünya devrimlerinin bir parçası olan kadın hareketinden öğreniyoruz. Bir kadın devrimi olan Rojava devrimimizden yol alıyoruz. Rojava’da, Şengal’de, metropollerde, dağlarda bilfiil savaşın içindeyiz. Biz komünist kadınlar, mükemmeliyetçilikten, rekabetten, bencillikten, kibirden, kadın özüne yabancı durum ve duygulardan kaçınarak, kadın yoldaşlığına sırtımızı yaslayarak ilerliyoruz.

KADIN KOMUTANLARIMIZ ÖRNEK OLDU

21 yıllık tarihimizde birçok kadın komutanımız oldu. Adanmış devrimcilikleri ve güçlü komutanlıklarıyla tarihe altın harflerle yazıldılar. 1995 Nisan’ında yitirdik partimizin Güneş’i, Şengül Boran yoldaşımızı. O bir komutan, partinin ve gençliğin prototipi oldu. İdeolojik niteliği ve sadeliğiyle örnek oldu tüm yoldaşlarına. Yasemin Çiftçi yoldaşımız cüretin, silkinmenin adıdır. İnançlı ve iradelidir. Eleştirinin dönüştürücülüğün, özeleştirinin pratiğin konusunun olduğunun ilanıdır. Sibel Bulut ve Ivana Hoffman yoldaşlarımız, partimizin hem enternasyonalliğinin temsili hem de Rojava devriminin komutan ve savaşçılarıdır. Rojava’nın Sarya Özgür’ü Sibel yoldaş bir Kürt komünisti, sosyalist yurtsever olarak Kobanê direnişinde ölümsüzleşerek, Rojava devrimimizin harcına karıştı. Aslen Togo’lu olan Ivana yoldaş, büyüdüğü Avrupa’nın rahat yaşamını elinin tersiyle itip devrimin can suyu olmaya, Rojava’ya koştu. Ve Cizire Kantonu’nda Süryanilerin DAİŞ çetelerinden korunmasında ölümsüzleşti. Ivana’da enternasyonal ruhun büyüklüğünü görürsünüz. Kadındır, LGBTİ’dir. “Sevgi ve umut dolu bir gerilla olacağım” dedi ve dediği gibi yaşadı. Eylemiyle büyüledi herkesi. Ivana Hoffman, Rojava’nın Avaşin Tekoşin Güneş’i, Rojava devrimimizin Avrupa’daki ilk kadın şehidi olarak binlerin omuzlarında uğurlandı sonsuzluğa.

Partimiz, Rojava devrimini daha başından sahiplendi. Mütevazı bir güçle katılım gösterdiği bu devrime kısa sürede bir şehitler kervanı oluşturdu. Sibel Bulut ve Ivana Hoffman o şehitlerimizdendir. Bir kadın devrimi olarak gördüğümüz Rojava’da MLKP/KKÖ kadın şehitlerinin mirası ile yürüme onurunu taşıyor ve Rojava’da, Şengal’de DAİŞ çetelerine karşı savaşı büyütüyor. Kadın yoldaşlarımızı, örgütümüzü ve Rojava’da savaşanları buradan selamlıyorum.

Mahkemeniz karşısında partili bir kadın komünist ve bir kadın savaşçı olarak bulunuyorum. İddiaların “terör” boyutunu nefretle reddediyorum. Tüm burjuva ideologlar ve onların politik sözcüleri “terör” kavramıyla “amaçsız şiddet’i kastettiklerini öne sürüyorlar. Fakat bu davanın iddianamesinde de görüldüğü üzere işçi sınıfı ve ezilenlerin kurtuluşunu esas alan bir politik-toplumsal program uğruna mücadelede zor araçlarına başvurmak mecburiyetinde kalan partileri ya da emperyalist işgalcilere karşı elde silah savaşan partileri, grupları, gerilla güçlerini “terörist örgüt” olarak karalamaya çalışıyorlar. Bu, aşağılık bir yalandır. Ezilenlerin her türlü baskı ve zora karşı şiddeti meşrudur. Bir devlet geleneği olan ahlaksız şiddet ve halka zulüm terördür. Bugüne kadar partimin program ve stratejisine bağlı olarak yürüttüğüm faaliyet bir yana, bu dava kapsamındaki bana ait olan 2 adet silah, tıpkı bundan öncekiler gibi hiçbir biçimde ezilenlere, gadre uğrayanlara, işçi ve emekçi halkımıza yönelmemiştir. Bunlar gerektiğinde kullanmaktan çekinmeyeceğim devrimci faaliyet araçlarımdır.

KADINLARI MLKP/KKÖ’YE ÇAĞIRIYORUM

Bir kadın komünist ve kadın savaşçı olarak, dünyası ev olan, iradesiz, hiçleşmiş, erkeğin arzu nesnesi haline gelmiş bir kadın olmayı yıllar önce reddettim. Kadın devrimciler olarak bu reddimizin faşist, erk’ek devleti korkuttuğunu, düşmanlığını kazandığını biliyoruz. Gerilla Ekin Wan’ın işkence edilmiş, iple boğularak katledilmiş bedenini çırılçıplak sokağa çıkarıp teşhir ederek aşağılamaya çalışan zihniyettir korkan. Ve işte o beden kadar çırılçıplak ve bembeyazdır direnişimiz. Büyüyen kadın özgürlük mücadelemizin içinde bir kadın savaşçı olarak yer alıyor olmaktan onur ve mutluluk duyuyorum.

Bir Alman özdeyişi “umut en son ölmeli”der. Bizim ise umutlu şarkılar söylemek için fazlasıyla haklı nedenimiz var. Kapitalist sistemin çürümüşlüğünü fazlasıyla deneyimledik. Şimdi artık başka bir dünya olan sosyalizm/komünizmi deneyimleme zamanı geldi. Devrimin güzelliğini Bedreddin’in yarattığı komün toplumunda, Paris komününde, Rojava devriminde, Gezi ayaklanmasında gördük. Bu sebeple halklarımızı eşitlik, özgürlük ve adalet için partimiz saflarında yer almaya; kadınları, geleceğimiz için eşit, özgür ve mutlu bir yaşam için MLKP/KKÖ ile mücadeleye çağırıyorum.

İnsanların özgür, eşit ve kardeşçe, bir arada yaşadığı, sınıfların ve sınırların olmadığı başka bir dünyanın mümkün ve gerekli olduğuna inanan partili bir kadın komünistim. Bu inançlarım nedeniyle cezaya çarptırılmam amaçlanıyorsa bu “yükü” onurla taşırım.

Yaşasın devrim ve sosyalizm!

Devrimin zaferi için yaşasın MLKP!

Yaşasın Komünist Kadın Örgütümüz!

* Atılım Gazetesi’nin 18 Eylül 2015 tarihli 191. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 21 Eylül 2015, Pazartesi 16:40
Kategoriler: Atılım Dosya, Güncel, Haberler, Politika