Suriye’de yeni dönem

Suriye’de yeni dönem

AYHAN YENER-

Suriye’de yeni bir döneme girildi. Bu dönem; Rusya’nın aktif bir şekilde sürece müdahalesiyle başlayan, ABD’yi şimdiye kadar ki göstermelik DAİŞ’e karşı savaşımını daha ciddiyetle sürdürmesini koşullayacak, Esad’ın olup olmamasından ziyade Suriye’de yeni veya yenilenmiş bir rejim inşa edecek ve herkesi memnun etmese de emperyalistlerin masasında kabul edilmiş bir plan doğrultusunda sürdürülebilir bir politika oluşacak.

Suriye’de 5. yılına yaklaşan iç savaş, uluslararası kriz olarak varlığını sürdürürken emperyalist ve bölgesel aktörler çözüm arayışındalar. Esad’sız çözüm isteyenlerin de Esad’lı çözüm isteyenlerin de gelinen aşamada politikalarını güncellemeye ve bir biçimde revize etmeye yöneldikleri görülüyor. ABD’nin son Birleşmiş Milletler toplantısındaki çıkışı da gösteriyor ki, değişikliğin asıl nedeni, “Esad’lı-Esad’sız Suriye” mi tartışmaları sürerken, DAİŞ çetelerinin emperyalistlerin egemenlik alanını daraltmış olmasıdır.

Emperyalistlerin daha fazla beklemeye zamanlarının olmadığı anlaşılıyor. Hedeflenen Suriye rejim değişikliğinin aradan geçen 4 yılda gerçekleşmemesi, emperyalistlerin bizzat silahlandırıp eğiterek oluşturduğu Özgür Suriye Ordusu güçlerinin bu işi başaramaması ve DAİŞ’in Suriye topraklarının büyük bölümünü ele geçirmesi, Rusya eksenli koalisyonu müdahaleye, ABD eksenli kampı ise politika değişikliğine zorluyor. Suriye’de iki temel oyuncu ABD ile Rusya arasındaki sorun, Esad’ın varlığı konusu. Obama, BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada “Sorunu çözmek için Rusya ve İran dahil her ülkeyle çalışmaya hazırız. Bu kadar kan dökülmesinden, katliamdan sonra savaş öncesi statükoya geri dönülemeyeceğini de kabul etmemiz lazım” dedi. Buna karşılık Putin ise “Terörist örgütlerle sadece Esad’ın ordusu ve Kürt milisler gerçekten savaşıyor. Terörist gruplarla savaşan Irak ve Suriye’ye askeri ve teknik destek sağlıyoruz. Terörizmle yüz yüze savaşan Suriye hükümeti ve ordusu ile işbirliğine gitmemek büyük hatadır” dedi.

Esad’ın, yeni bir politik hamle yaparak politikalarını revize etme ve rejimi ortaklaştırma yoluna gitmesi durumunda bu sorun da ortadan kalkmış olacak. Ki Esad, bunun sinyallerini veriyor. Ayrıca BM Genel Kurulu’nda ve ABD ile Rusya arasındaki görüşmelerde bir ‘Geçiş Süreci’nden bahsedilerek, ortaklaşılan bir nokta bulunmuş görünüyor. Geçiş sürecini yönetmekte Esad’ın yapacağı hamle önem taşıyor. Varlığı bu yeni sürece ayak uydurmaktan geçtiğini anlarsa Esad’ın kabul edilebilirliği artacaktır. Esad’ın verdiği bir röportajda sarf ettiği “Suriye’deki bazı gruplar veya kesimlerin belirli talepleri varsa, bu talepler ulusal çerçevede Suriye’nin siyasi güçleriyle diyalog içinde değerlendirilmeli. Suriye halkı, federalizm, özerklik, merkezsizleşme veya tüm siyasi sistemin değişmesi gibi konularda adım atmaya karar verirse, buna yine Suriye halkının onayı, dolayısıyla anayasa değişikliği gerekir. Bu nedenle, bu grupların önce teklifleri konusunda Suriye halkını ikna etmeleri gerekir” sözleri, diyalog ve uzlaşma kapısını açık tuttuğunun kanıtı niteliğinde.

Başbakan Ahmet Davutoğlu ise düzenlediği basın toplantısında; Obama’nın sözlerini neredeyse birebir tekrarlayarak “Yeni Suriye’de Esad’ın veya DAEŞ’in yeri olamaz. Tirandan geçiş sürecini yönetmesini beklemek mümkün değil” dedi. Suriye’ye girmek için elinde tek kartı kalan Türkiye, Davutoğlu’nun New York’ta gazetecilere dediği gibi; “Cerablus/Azez arası boşalsa 100’er bin kişilik 3 şehir kurabiliriz. Biz bunu Van depreminde kurduk. Maliyetini siz (AB) üstleneceksiniz, inşasını biz yapacağız” biçiminde formüle edilen TOKİ politikasıyla avunmak durumunda.

BM Genel Kurulu’nda yapılan tartışmalar da gösteriyor ki; Suriye’de yeni bir geçiş süreci konusunda anlaşmazlık var ve geçiş sürecini kimin yöneteceği tartışması sürüyor. Suriye politikasında bütün sözleri ve pratiği çürüyen Türkiye, adeta minderin dışına atılmış durumda. Artık bölge aktörleri İran ve Irak devreye girdi. Rusya’nın ittifak gücü olarak devreye giren İran, Suriye politikasında etki gücünü konuşturarak, Esad’sız çözüme karşı çıkarak, Suriye’nin bütünlüğü vurgusunu yapıyor. İran, klasik sömürgeci tavrıyla Rojava’daki Kürt varlığını Suriye’nin bütünlüğü içerisinde tutarak, Kürt devletleşmesini engellemeye çalışıyor. Ancak buna rağmen Rojava’nın elde ettiği özerkliğe karşı bir hamle yapmanın politik akılla bağdaşmayacağının da farkında. Türkiye devlet aklı, bölge denkleminin tamamen dışında kalmışlıkla malul sakat politikasında, ABD eksenli düşünmekten başka çaresi kalmamış “yan sanayi” durumunda. Öyle ki, eğit-donat projesinde elde ne eğitilmiş donatılmış asker ne de mühimmatları kaldı. Tam bir fecaat. ‘Güvenlikli Bölge’de hala ısrar ederek kendince politik akıl ürettiğini zanneden Türkiye, YPG’nin Cerablus hamlesi karşısında emperyalistlerden bölgeyi tüm unsurlardan temizleme yardımı istiyor.

Emperyalistlerin ve bölge sömürgeci devletlerin tüm planlarını alt üst eden Rojava devrimi karşısında çaresiz bir bekleyiş içerisinde olan Türkiye devleti, BM Genel Kurulu’nda emperyalistlerin konuşmalarını izlemekten başka bir şey yapamamıştır.

Suriye’de yeni bir döneme girildi. Bu dönem, Rusya’nın aktif bir şekilde sürece müdahalesiyle başlayan, ABD’yi şimdiye kadar ki göstermelik DAİŞ’e karşı savaşımını daha ciddiyetle sürdürmesini koşullayacak, Esad’ın olup olmamasından ziyade Suriye’de yeni veya yenilenmiş bir rejim inşa edecek ve herkesi memnun etmese de emperyalistlerin masasında kabul edilmiş bir plan doğrultusunda sürdürülebilir bir politika oluşacak. Bu müdahale ilk sonuçlarını verdi. Fransa, DAİŞ mevzilerini bombalayarak ilk adımı attı. Rusya’nın DAİŞ’e karşı İran, Irak ve Suriye ile kurduğu istihbarat ağının yanı sıra, şimdilik havadan ama ilerleyen süreçte karadan da olması muhtemel bir savaşın başlatılması yakın dönemin ilk elden verileridir.

Rusya’nın DAİŞ’e karşı savaşanları desteklemek olarak sunduğu politik yaklaşım, Rojava’nın desteklenmesi anlamına geliyor. Kürt gerçekliği artık hiçbir kuvvet tarafından reddedilemez bir boyuttadır. O yüzden oluşacak yeni Suriye’de Rojava’nın resmen tanınması olasılığı da yükselmektedir. PYD lideri Salih Müslim’in, Esad’ı desteklemediklerini fakat DAİŞ veya El Kaide karşısında ‘Esad rejiminin çöküşü herkes için felaket olur’ sözü de, Rusya eksenli bir bakışın bölgede hakim hale geleceğinin işaretini veriyor. Yeni dönemde, ABD’nin, Rusya ile birlikte çalışabiliriz mesajı, Esad sorununun sonraki aşamaya bırakılabileceğini de gösteriyor. Suriye politikasında kartlar yeniden karılıyor ve kısa vadede yeni gelişmelere kapı aralanıyor.

* Atılım Gazetesi’nin 2 Ekim 2015 tarihli 192. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 9 Ekim 2015, Cuma 18:51
Kategoriler: Dünya, Haberler, Makaleler, Politika, Serbest Kürsü