Asla unutmayacağız… Asla affetmeyeceğiz…

Asla unutmayacağız… Asla affetmeyeceğiz…

ÖNDER ÖNER-

Tarih 10 Ekim 2015…

Saat 10:04…

Yer Ankara…

Türkiye tarihinin en kanlı katliamlarından biri gerçekleşti…

Barış ve kardeşlik için bir araya gelişlerden, Saray’ın savaşına karşı seslerin gürleşmesinden korkanların bombaları, art arda patlatıldı.

Ankara’da patlatılan bombalar, Adana, Mersin ve Diyarbakır’dakiler ile aynı seriden, Suruç’taki ile aynı biçimdendi.

***

Ankara’ya akan on binler 7 Haziran yenilgisini hazmedemeyen Saray’ın, 24 Temmuz’da başlattığı devlet terörüne karşı Batı’dan uzanan elin büyümesiydi. 10 Ekim; “Saray’a inat, barış hemen şimdi” diyenlerin, Cizre’de, Silvan’da, Bismil’de ve daha pek çok Kürt kentinde yeni ölümler yaşanmaması için mücadelenin önemli bir eşiği olacaktı. Bu topraklarda yıllar boyu kardeşçe yaşayan halkların, işçilerin, kadınların, gençlerin ortak haykırışına dönüşecekti.

Öncesinde ihtimalini duyduğumuz, sonrasında öğrendiğimiz üzere, PKK’nin Ankara’dan yükselen barış çağrısına karşı eylemsizlik ilanının gerçekleşeceği gündü 10 Ekim.

Büyük barış mitingi, savaş çığırtkanlarının elini zayıflatacak bir halk hamlesi olacaktı. Öyle olacaktı çünkü, katiller yüz binlik barış selinin yaratacağı etkiden korkuyordu. İşte bu nedenlerle, en az 100 canımızın katledileceği, yüzlercemizin yaralanacağı büyük bir katliama giriştiler.

Suruç’ta bomba patlatmış, korku salmak istedikleri halklarda, öfke tohumlarına vesile olmuşlardı. Bu kez bir ile yetinmediler. Daha fazla ölüm olsun diye gözlerini karartıp iki canlı bomba patlattılar. En küçüğü 9, en büyüğü 70 yaşında canlarımız vahşice paramparça edildi…

***

Yıllardır büyük mitinglerin toplanma merkezi olan Ankara Garı, 10 Ekim sabahı bir kez daha büyük kalabalıkların gelişine tanıklık etti. Bombalı saldırıya kadar, büyük bir coşkuya ev sahipliği yapan alan oldu Ankara Garı’nın önü. Öyle ki, sabah saatlerinden itibaren gar önünde toplanan binlerce kişi, ilk bombanın patladığı an’a kadar omuz omuza halaydaydı. Hep birlikte barış türküleri ve marşlar söylüyordu.

Silvan’ın, Cizre’nin acısını unutmadan, barış için bir arada olmanın sevinci vardı gözlerde. Belki ağız dolusu gülemiyordu insanlar ancak, zulme karşı durmanın mutluluğu doluyordu kalplerine… Katilleri durdurma isteği vardı gözlerinde. Zulme karşı çıkmaya azimliydiler.

İnsanlığın büyük bir sınavdan geçtiği bugünlerde, vicdanlarının sesine kulak verenlerdi, ‘barış barış barış’ diye Ankara’ya akın edenler…

On binler aynı safta buluşmuş ve yürüyüş için kortej hazırlıklarının sonuna geliniyordu. Alanın coşkulu tablosu, miting için geçtiğimiz ilk haberde, barış halaylarıyla anlatılıyordu. Haberin ajansa düşmesi ile bombanın patlaması bir oldu…

Saniyelerle birbirini takip eden bombalar, Suruç tanıklarının anlattıklarını Ankara sokaklarına taşıdı.

***

İki bomba ile de yetinmediler. Ölümün olabildiğince çok olması için uğraştılar. Gaz bombası attılar, tazyikli su sıktılar, havaya ateş açtılar… Yapabilecekleri ne varsa hepsini bir anda yaptılar.

Patlamanın etkisiyle sağa sola savrulanlar, kan ve et parçalarının arasından kalkanlar, alandan kaçmadı. İlk çaba yaralıların kurtarılması içindi. Ambulanslar gelmiyor, polis alana özel araç ve taksilerin girmesini engelliyordu. Daha patlamaların üzerinden 5 dakika geçmeden alana çevik kuvvet girmesi, bir ‘akrep’in patlama noktalarının arasından geçişi, devlete olan öfkeye dönüşmüştü.

Barış için mitinge gelen sağlık emekçilerinin patlama bölgesine hızla gelmesi, onlarca yaralının hayata tutunmasını sağladı. Yaralılar için tek çaba sarf eden katliamın hedefindekilerdi.

Herkesin gözünün önünde Suruç canlanmış, Saray’a öfke okuyanlar, ellerini gökyüzüne kaldırmış, isyan ediyordu… Katledilenlerin resimleri, bayraklar, dövizler… Her şeyin üzerinde kan ve et parçaları vardı. Ambulans yerine TOMA geldiği için, onlarca yaralı belki de kendilerinin yazdığı ‘barış’ pankartlarıyla hastanelere yetiştirilmeye çalışıldı.

Üzeri bayraklarla kapatılan cansız bedenler saatlerce alanda öylece bekletildi. Devletin savcısı gelecek, olay yerinde inceleme yapacak diye… Polisleri iki dakikada gelmişti, kendileri iki saat sonra! Yine saatler süren işlemler sonrasında cenazeler tek tek kaldırıldı. Alanın kenarındayken, İçişleri Bakanlığı’nın “hayatını kaybeden kişi sayısı 30” açıklamasını gördüm internette. Önümde 69 cenaze vardı…

***

Alanda bulunan, Ankara’da saldırı haberini alan binlerce kişi hastanelere akın etti. Yaralılara can vermek için, yoğun kan ihtiyacı vardı…

Yakınlarından haberdar olmak isteyenler önce hastanelere, sonra Adli Tıp Kurumu’na koştu. “Morg” ve “Otopsi Salonu” tabelası önünde bekleyen aileler, kimlik tespiti için çağrılmayı bekledi saatlerce. İçeri çağrılanların haykırışları yürekleri dağladı. Kapıdan feryatlarla çıkanları, yine aynı acıyla bekleyişini sürdüren aileler teskin etti. Acılar orada böyle paylaşılıyordu. Sırayla araçlara taşınan tabutlar, gittikleri memleketlerinde yüz binler tarafından karşılandı. Yüzümüz öldürüldü, yüz binlerimiz uğurladı.

***

Alanda şehitlerin başında beklerken bir Kürt annesinin haykırışı tüm bu yaşananlar için anlamlı bir özetti: “Silvan’a, Cizre’ye ses çıkarmadınız. Bakın işte Ankara’yı da kan gölüne çevirdiler.”

Oradaydım… Saray’ın son kanlı katliamının tanığıyım…

Asla unutmayacağız! Unutturulmasına izin vermemek için.

Asla affetmeyeceğiz! Hesabının mahşere kalmaması için.

* Atılım Gazetesi’nin 16 Ekim 2015 tarihli 194. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 15 Ekim 2015, Perşembe 15:50
Kategoriler: Güncel, Haberler, Politika