Bundan gayrı her şey siyah ve beyaz

Bundan gayrı her şey siyah ve beyaz

FUAT UYGUR-

Art arda göğü yırtan sesi işittim, ardından o kahreden dumanları gördüm. Miting aracından inip Ankara Garı’nın önüne varmam belki birkaç dakika sürdü, belki de bir yıl, bir ömür. Bilmiyorum.

Her adımımda bir yüz karşımda; her yüzde dehşet.

Ankara Garı nerede ki? Hemen şurada değil miydi?

Ah o yüzler! Islak gözler, sarılan kollar. Sarsıla sarsıla ağlayan kalpler.

Bir ses duydum, kaynağı belirsiz: “Merak etmeyin, ses bombası.”

Rahatlamak ne mümkün! Gözler, yüzler hiç de öyle söylemiyor.

Suruç’tan dönen yoldaşlardan işitmiştim. O ses ve göğe yükselen duman aynıydı.

Ama bu Ankara Garı nerede ki? Niye bitmiyor gözümün önündeki ömrümün en uzun yolu?

***

Ne güzel halay çekiyor bizimkiler. En güzel kavga türküleri söylüyor gençlerimiz: Ellerinde pankartlar…

Çocuklar, balonlarla gelmiş, cıvıl cıvıl. Kadınlar; genç yaşlı, umut yüklü, inadına direnç taşıyor.

Kulaklarımda hep aynı melodi: İnadına barış, inadına barış, inadına barış…

Ama, her şey neden siyah beyaz.

Zaman mı durdu? Yoksa rüyada mıyım?

Ah, zamanı bükebilsem. O an, sadece o an hiçbir şey olmasa. Geçip gitse tüm lanetiyle, hiç değmeden. Veysel’in gözlerini görebilsem. Ama en mavisinden…

Hayat siyah beyaz olmasa…

***

Hava kurşun gibi ağır, saplandı sol yanıma.

Ağlamak yok, yılgın türküler söylemek yok ama.

Hayatımızı siyah beyaz kılanlar, bilsin ki bundan gayrı her şey siyah beyaz.

Bizler ve düşman. Ortası yok!

Faşizme karşı insanlık.

Diktatöre karşı özgürlük.

Sömürgeciliğe karşı bağımsızlık.

AKP’ye karşı HDP.

Ceberut cumhuriyete karşı Sovyet Cumhuriyeti.

Bunun ortası yok artık.

Yüreği yangın yeri ananın sıkılı yumruğunu gördünüz mü, ey zalimler! O, tepenize inecek son darbenin ta kendisi. O eller hiç titremeyecek, ellerimiz hiç tereddüt etmeyecek hesap sorma gününde.

Kararlılığımız, siyah ve beyaz kadar net olacak.

***

Günler ağır.

Günler ölüm haberleriyle geliyor.

En güzel dünyaları

yaktık ellerimizle

ve gözümüzde kaybettik ağlamayı

bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp

gözyaşlarımız gittiler

ve bundan dolayı

biz unuttuk bağışlamayı…

Varılacak yere

kan içinde varılacaktır.

Ve zafer

artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar

tırnakla sökülüp

koparılacaktır…

* Atılım Gazetesi’nin 16 Ekim 2015 tarihli 194. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 15 Ekim 2015, Perşembe 15:55
Kategoriler: Güncel, Haberler