Suriye cangılı ve Rojava

Suriye cangılı ve Rojava

HATİCE DUMAN-

Rusya’nın Suriye’ye girmesiyle birlikte Ortadoğu cangılında Rojava’nın varlığı daha da önem kazanıyor. DAİŞ’e karşı sürdürülen halk savaşının büyütülerek Rojava’daki demokratik devrim iradesinin hızlandırılması, bütün emperyalist plan ve saldırganlığı da geriletecek tek seçenektir. Rojava yönetiminin bu durum üzerinden emperyalistler arasındaki çelişkilerini devrimin dolaylı bir yedeği olarak kullanması son derece meşru bir politikadır.

Rusya’nın, Suriye’ye askeri üs kurduğunu açıklaması ve bunun ardından “DAİŞ’e yönelik” hava saldırısı düzenlemesi, Ortadoğu’daki emperyalist dengeler ve halkların mücadelesi bakımından yeni bir döneme işaret ediyor. Rusya, Kafkaslar ve Ukrayna üzerinden yürüttüğü yayılmacı politikalarla, aynı zamanda ABD ve Avrupa emperyalistlerine karşı da bir hegemonya mücadelesi veriyor. Aynı olgular, Ortadoğu coğrafyası için de geçerli. Ancak bunun sıcak savaş boyutuna ulaşması bugüne kaldı. Yani bu son askeri hamlelerle Rusya, bölgedeki emperyalist statükoya çıkarları doğrultusunda müdahalede bulunmuş oluyor. Üstelik DAİŞ faşizminin YPG/YPJ tarafından önemli düzeyde geriletilmesinden sonra sahaya iniyor Rusya.

Bu durumda Rusya’nın “DAİŞ’e karşı” savaşı, bölgedeki emperyalist statükoya ortak olma amacının önüne gerilmiş bir perde işlevi görmektedir. Zira, DAİŞ’in Güney Kürdistan’a ve Rojava’ya yönelik soykırım boyutuna varan saldırılarında Suriye’nin farklı kentlerinde uyguladığı vahşete karşı herhangi bir pratik içerisine girmemişti Rusya. Bugün bakımından harekete geçmiş olmasının nedeni de o bölge ile ilgili politikalarında aramak gerekir. Kobanê DAİŞ kuşatması altındayken dünya kamuoyunun baskısıyla hava saldırıları düzenlemek zorunda kalan ABD emperyalizmi öncülüğündeki koalisyona bile dahil olmamıştı Rusya. Kuşkusuz, Kobanê kuşatmasına kadar da emperyalist devletler derin stratejik planlarına gömülmüşlerdi.

YPG/YPJ’nin DAİŞ karşısında elde ettiği başarı ve yürüttüğü tutarlı mücadele, Rojava devriminin niteliksel ve niceliksel gücünü de ortaya koymuştur. İlan edilen kantonlarla birlikte Ortadoğu’daki güç dengesi, esasında halklar lehine gelişmiş ve bölge bakımından devrimsel gelişmelerin önü açılmıştır. Ortadoğu’da uygulanan ve ezilen halklara yıkımdan başka bir gelecek vaat etmeyen emperyalist politikaların da uygulama zeminini zayıflatmıştı bu gelişme. YPG/YPJ’nin kritik askeri hamleleriyle de DAİŞ’e karşı gerçek anlamda mücadele eden güç açığa çıkmıştı. Emperyalist devletler tarafından zaman zaman bu gerçek ifade edilse de esasında stratejik bakımdan korkularının merkezinde de Rojava hakikati durdu. Türk sömürgeciliğin DAİŞ’e verdiği destek ve Kuzey Kürdistan’da Kürt halkına yönelik başlatılan topyekun savaşa zimmen destek vermelerini de aynı stratejinin bir devamı olarak okumak mümkün. Dahası, DAİŞ’e ve rejim güçlerine karşı komedi dizisine dönüşen “eğit-donat” projesinin de daha başlamadan çökmesini de buna eklemek gerekir. Türk sömürgeciliğinin hala “güvenli hat” teranesini gündemde tutup bunu zorlamasının da böyle bir yanı vardır. Ancak buna rağmen, güncel olarak bu politikaların uygulanabilir bir zemini yoktur.

BM Genel Kurulu’nda yapılan konuşmalar ve Genel Kurul çerçevesinde yapılan görüşmelerde de Suriye ve Ortadoğu bakımından emperyalistlerin içine düştüğü açmaz ortaya serildi. Esasında da emperyalist güçler ve özellikle Türkiye sömürgeciliği bakımından da yaşanan yenilgi gerçekliği açığa çıktı. Rojava’daki devrim, emperyalizmin mutlak hâkimiyete sahip olmadığını ortaya koyarken, attıkları her adımda da bu devrimi dikkate almaları zorunluluğunu gösterdi.

Rusya’da böyle bir tablonun içinden sivrilerek var olan bu çıkmazı kendi lehine çevirmek amacıyla Suriye’de askeri hamlelerini devreye soktu. Rusya attığı bu adımla, Ortadoğu’da statükosunu koruma adına ABD emperyalizminin nüfus alanına ortak olmak istiyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un tek kutuplu dünyaya yönelik itirazlarını da bu yönelimin somut bir ifadesi olarak okunabilir. Dahası, İran ve Suriye rejiminin de bu anlamıyla Rusya’nın planına dahil oldukları söylenebilir. İran’ın bölgedeki hamleleri de Rusya’nın elini rahatlatıyor. Bölgede güçlendirilmiş bir İran’la birlikte, bütünüyle kurtarılmış Esad’ın Rusya bakımından kritik bir noktada durduğu da açık. Tüm bunlardan dolayı Rusya, DAİŞ faşizmini araçsallaştırarak ÖSO güçlerini vurdu ve buradan bir meşruiyet zemini yakalamak istedi.

Bunun dışında Rusya, DAİŞ içinde savaşan Çeçen unsurları da tasfiye ederek Kafkasya’daki emperyalist statükosunu güvence altına almaya çalışıyor. Rusya ayrıca Ukrayna’daki politik ve askeri hamlelerinden sonra emperyalistler tarafından uygulanan yaptırımlara maruz kalmış ve bundan dolayı bir ekonomik daralma içine girmişti. Bununla birlikte, petrol fiyatlarının 30 dolara inmesi durumunda olabilecek iflaslarla ve Rus halkının yaşadığı yoksullaşma düzeyi de Rusya’yı iyiden iyiye korkutuyor. Bunlar dikkate alındığında Rus emperyalizmi, Suriye’ye yönelik askeri müdahaleyle sorunların tümünü bertaraf ederek yeni bir dönemi başlatmak istiyor. Suriye hamlesi bu bakımdan bir taşla bir çok kuş vurma anlamına geliyor. Şimdilik Rusya, bölgeye yönelik politikalar bakımından başta ABD olmak üzere diğer emperyalist güçlerle de uzlaşma zemini yakalamış görünüyor. Esad’ın kalması yönünde sağlanan uzlaşma elbette emperyalistler arasındaki çıkar çatışmalarını da dıştalamaz.

Rusya’nın Suriye’ye girmesiyle birlikte Ortadoğu cangılında Rojava’nın varlığı daha da önem kazanıyor. DAİŞ’e karşı sürdürülen halk savaşının büyütülerek Rojava’daki demokratik devrim iradesinin hızlandırılması, bütün emperyalist plan ve saldırganlığı da geriletecek tek seçenektir. Bu, elbette Rusya’nın dikkat merkezindedir. Ancak Rojava’nın bölgede ve dünyada yakaladığı meşru zemin şimdilik onu hedef haline de getirmiyor. Rojava yönetiminin bu durum üzerinden emperyalistler arasındaki çelişkilerini devrimin dolaylı bir yedeği olarak kullanması son derece meşru bir politikadır. Bunu ‘emperyalistlerle işbirliği’ şeklinde göstermek, Rojava’nın var oluş gerçekliğini çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Bu durumda yapılması gereken, Ortadoğu cangılının içinde büyüyen bir devrime daha fazla güç vermek ve inşayı hızlandırmak için daha fazla dayanışma içinde olmaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 9 Ekim 2015 tarihli 193. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 15 Ekim 2015, Perşembe 15:07
Kategoriler: Dünya, Haberler, Politika