Yerlerde sürüklenen insanlıktır

Yerlerde sürüklenen insanlıktır

FUAT UYGUR-

Cansız bedenler yerlerde sürüklenerek, üzerilerine onlarca mermi sıkılarak bir kez daha öldürülmüş olmuyor. Ama, bunları yapanların insanlıktan bir o kadar uzaklaştığına şahit oluyoruz. Tüm bunlara seyirci kalmak da, en az bu suçu işleyenler kadar vebal altında bırakıyor tüm insanlığı.

Bugün yeniden tırmanan savaşın baş sorumlusu Saray’ın başı, ağustos ayı başlarında, “Tekrar 90’lara dönüldü” değerlendirmelerine ilişkin, “Artık o dönemlere yer yok” diyordu. Türkiye Cumhuriyeti devletinin yapısal özelliklerini az çok kavramış, tanımış her birey, Erdoğan’ın katıksız yalan söylediğini gayet iyi biliyordu. Hele ki, söyleyen Erdoğan olunca…

Varto’da Ekin Wan’ın çıplak bedeninin teşhir edilmesi, özyönetim ilanlarına karşı çocuk yaşlı demeden Kürt halkının kıyımdan geçirilmesi… Son olarak, Hacı Lokman Birlik’in cansız bedeninin polis aracının arkasına bağlanarak sürüklenmesi. En son olarak da askerler tarafından öldürülen gerillaların bedeninin açıktan yerlerde sürüklenerek taşınması, cansız bedenlerin tekmelenmesi… Yerlerde sürüklenen Kürt işçilere, “Türkiye Cumhuriyeti devleti size ne yaptı” azarlarının çekilmesi… Batıda başta HDP binalarına saldırılar olmak üzere, Kürt halkına karşı linç ayinlerinin tertiplenmesi…

Erdoğan katıksız yalan söylüyordu. Buna bağlı olarak, son birkaç ayda yaşananlar, hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde bilinçli bir devlet politikasıdır. Öyle, birkaç kendini bilmezin işi falan değil.

Yandaş ve yaygın medyanın sürdürdüğü “rutin uygulama”lar da, psikolojik harbin devamıdır.

Servis edilen görüntüler hiç kimseyi yanıltmasın, AKP’yi yıpratma amacı taşımamaktadır. Bizzat AKP/devlet politikasının bir gereği olarak asker/polis tarafından çekilmekte ve yayınlanmaktadır. Amaç, devletin/AKP’nin “terörle” mücadelesindeki kararlılığını göstermek, bu konuda ne kadar ileri gidebileceğini milliyetçi “hassasiyet”lere kanıtlamaktır. Bir diğeri, başta Kürt halkı gelmek üzere toplumsal muhalefet üzerinde, devletin neler yapabileceğinin korkusunu inşa etmektir. Ve son olarak da dünya kamuoyuna, “Bu benim iç meselem, kimse karışmasın” mesajı verilmektedir.

AKP/devlet faşizmi, Suruç’ta 33 güzel insanımızı, canımızı katlederek ne kadar ileri gidebileceğinin mesajını fazlasıyla gösterdi. Bundan cesaret alan güruhları sokağa salarak da gerici toplumsal dayanaklarını oluşturmuştur. Emperyalist cenahtaki sessizlik, Saray’daki diktatörü daha da cesaretlendirmiştir. Bugün ortaya çıkan görüntüler, bu merkez tarafından planlanmakta ve servis edilmektedir.

Peki, Kürt halkı ve devrimci, ilerici kamuoyu bu psikolojik harbe teslim mi olacak?

İşte, bu ceberut devletin ve onun Saray’daki başının bir türlü anlamadığı gerçeklik de burada başlıyor. AKP/devlet, asla sonuç alamayacağı bir savaşı yeniden tırmandırıyor. Bunu, bütün kirli savaş yöntemlerini devreye sokarak yapmak istiyor. Tarihten günümüze devlette sürekliliği ifa ediyorlar.

Ama, ta Osmanlı’dan günümüze, katliamlara maruz bıraktıkları hangi toplumsal dinamik teslim bayrağını çekti?

Aleviler mi? Yüzyılların ateş çemberinden çıkıp geldiler, devletin karşısında başları dik, hak mücadelesini sürdürüyorlar.

Ermeniler mi? Doğru, artık bu coğrafyada o kadar az bırakıldılar ki! Ama buna rağmen hak alma ve hesap sorma iradesinden vazgeçmediler.

Devrimciler, komünistler mi? Kaç kez idam sehpasını tekmelediler. Nice işkenceden geçtiler, katledildiler. Sonuç! Başları dik, devrim ve sosyalizm mücadelesinin inatçı neferleri hala onlar.

Kürt halkı mı? Faşizmin uygulama okulu 90’ların karanlığından çıkıp geldiler. Dağda, “ovada” çarpışa çarpışa ilerleyişini sürdürüyor.

Tüm bu gerçeklik karşısında hâlâ sonuç elde edeceklerini bekliyorlarsa, çaresizliklerindendir. Ancak, devletin kirli savaşına karşı başta Türk halkı olmak üzere halklarımızın da sorumluluk almasının vakti çoktan geldi ve geçti.

Cansız bedenler yerlerde sürüklenerek, üzerilerine onlarca mermi sıkılarak bir kez daha öldürülmüş olmuyor. Ama, bunları yapanların insanlıktan bir o kadar uzaklaştığına şahit oluyoruz. Tüm bunlara seyirci kalmak da, en az bu suçu işleyenler kadar vebal altında bırakıyor tüm insanlığı.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cizre’de katliam yapılırken, “Cenazeler kaldırılamıyor. Vefat eden 12 yaşındaki çocuk buzdolabına konuldu, bir anne bunu yaşadı. İki gün evde böyle yaşadı. Bu utancı yaşattınız bu ülkeye. İnsanları her gün ölüme gönderip Saray’da oturanlardan bahsediyoruz, takdir Türkiye toplumunundur. Vicdanınız varsa bu alçaklardan hesap sorulsun” çağrısını yapmıştı.

İnsanlığımız için hesap sorma çağrısı hala geçerli.

* Atılım Gazetesi’nin 9 Ekim 2015 tarihli 193. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 15 Ekim 2015, Perşembe 14:53
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Serbest Kürsü