Devrim işçisi barış şehidi Ziya

Devrim işçisi barış şehidi Ziya

HİLMİ TOY-

Ankara’da şehit düşen Ziya Saygın yoldaşı uğurlamaya Sivas’a gidiyoruz. En eski ve en yeni tanıyanlar olarak. Gebze’den gitmişti Ankara’ya. Barışa bir ses olmak için yola çıkanlarımızdan. İşçi bir yoldaş Ziya. Devrimin emekçisi. Okumayı sever, şiir okumasını da. Elinden kitabı, gazetesi düşmeyenlerden. Mütevazı bir kişilik. Sessiz ve sakindir çokluk. Bazen de öfke patlamasına düşer. Yorgunluk çöker bazen omuzlarına hissedersin. Bazen geriden bakar. Günlerce izler. Konuşmak istersin, gönülsüzce gözlüğünün altından bakar fısıldar gibi söylenir. Dertleri çoktur da paylaşmaz çok kimselerle fazla özel dertlerini. Açmaz, o yorgun düşen omuzlarında taşır, yorar kendi kendine yüreğini. “Yorgunum ey hayat, üstüme gelme” der gibidir bazen. Acılardan süzülüp gelen bir yaşam. Feleğin bir gününü görmemiş ömrü hayatında. Ama zulmün her şeyini görmüş geçirmiş. Bu dünyaya gerçek bir barışı işçi sınıfının getireceğine inananlardan. Bu bilinç açıklığı ile düşenlerden, Ankara’nın yollarına. Herkes onu Gebzeli bilir, Gebze’den tanır çoğumuz. 1970’li yıllardan beri mücadelenin içinde. Verir hayatın kavgasını. Devrimci Yol’la başlayan yolculuğu, ESP ile sürer koşar adım bu kavgada. ESP Gebze İlçe Başkanlığı yapar bir dönem. Sonra da HDP Gebze İlçe Yönetimine girer yoldaşlarının önerisiyle.

O’da aynı safta durdukları gibi “gökyüzüne kansız bakmayı özlediği için” gitmiştir Ankara’ya. Barışsever bir işçi olarak cümle ezilenler için barış diyerek gitti bu memleketin başkenti Ankara’ya. Emek örgütlerinin çağrısına kulak verdi. Önemsedi, büyük bir anlam yükledi. Suruç, Cizre, Sur, Silopi derken, halklara barış içinde bir yaşam sunmak gerekir bu topraklarda diyerek gitti. Her sözleri kan olanlara, kana dönüşenlere inat gitti.

Gitti de gitmesine, yüreği parçalanarak, yüreğini Ankara’nın taşlarına bırakarak döndü, 102 barış yoldaşı gibi. Şimdi yüreklerimiz yangın yeri. Acıları ilmek ilmek örmek bize düştü yaşam tezgahında ömrün. Bize düştü yıldızlara uğurlamak yoldaşları.

Ankara’nın taşına bak, her yeri kan, kan, kan. Ankara devlet, Ankara iktidar, Ankara yönetim ve daha ne dersen o. Koltuklarında oturanların dilleri kan deryası gibi akıyor, akıyor durmak bilmeden. Her sözleri kan, her sözleri tehdit, her sözleri yeni bir çağrı niteliğinde, halkların aklıyla, vicdanıyla alay edercesine hem de. Nereye baksan zulmün kan izleri. Gecesi gündüzüyle görmek bize düştü. “Canı cehenneme rahat uyuyanın” diyesi geliyor insanın.

Her yaşta ölmek bize düştü. Kiminin panzer ezdi yüreğini, kiminin kurşun, kiminin bombalar parçaladı yüreğini, kiminin yangınlar yaktı.

Deli rüzgarlara vermeli acıları. Gözyaşlarını acılara vermeli. Şafakta verilmiş sözlerle yıldızlara vermeli sevdaları. Kavgada söylenmiş türkülerle düşlerin peşinden koşmalı. Umutları merdiven kılmalı güneşin zaptına. Dolunayın güzelliğinde tırmanmalı bir bir. Yaşamak özlemektir, özlemek kavuşmaktır ufkuna vardığın güzelliklere. Ve derin sevdalara tutunmaktır tepeden tırnağa kavgayla bu devirde. Direnmek bize düştü. Beklemek bize düştü o büyük günü. Kirpikler ıslanmadan ağlamak bize düştü. Bize düştü gidenlerin ardından gülüşlerini toplamak, emanetlerini sırtlamak bize düştü.

Ara ara arıyor cümlesi tanıdıkların. “Nasılsın?” diyorlar. Nasıl olalım ya, nasıl olalım yurttaşlık hallerine bakarak memleketin, Ankara’ya bakarak nasıl olalım? Dün Suruç gibiydik, bugün Ankara gibiyiz.

Dayanmak zor. Türkiye yaşanmaz oldu sevinçle. Buruk acılar içindeyiz gülüşleri çalınan, düşlerinden vurulanlarla.

İnsan insanın siperi olurken, yanıbaşındakinin ölümü senin yaşamanın sebebi olurken, yaşadığına utanıyor neredeyse insan.

Gidenlerin ardından baktıkça, düşündükçe gerekli gereksiz yaptığın tartışmalar geliyor aklına o günün hükmünde. Kırdığın, kırıldığın geliyor aklına. Değer miydi deyip hayıflanıyor, kahrediyorsun.

Gözlerinde gülmenin, yüreğinin sıcaklığına sığınmak düşmüş bazen. Bu gitmeler gitmek değil, yol bitmiyor bu gece, şafak sökmüyor sanki.

Şairin dediği gibi “Düşmezse düşmesin yakamızdan ölüm, bizim de üstümüze güneş doğacak gülüm, Gülüşüne bin kurşun sıksa da ölüm”.

Uğurladık köyüne Ziya yoldaşı. Barış şehidinin gurbetliği, gurbetçiliği bitti. İşçiliğiyle yaşama, emeğiyle devrime, kanıyla barışa vererek tamamladı ömrünü. Ama yeryüzünü aşkın yüzü kılacak kavgası sürecek. Gök ağladı gün boyu. İnsan yanımız acıyor, geride kalan insan yanımız acıtıyor. Ne diyelim. Enver Gökçe’nin dediği gibi, “demek daha bizim yaşımızda insanlar ölecek”. Her yaşta öldürülen insanlarımız, barışı taşıdılar bedenlerinde. Kentlerimiz, sokaklarımız barışa kesti. 44 kentte onların kavgasına yaraşır uğurlama yapılıyor. Barış ayakta. Barış yürüyor. Onlar ki; barışa ses oldular, güç oldular, yürek oldular.

Omuzlara aldığında tabutu, taşırken bir yoldaşı, tüm acıların ağırlığını hissedersin yüreğinde. Ölenlerimizin devrimci anısı yaşamımıza ışık tutsun, yolumuzu aydınlatsın.

Güle güle memleketin güzel insanları, uğurlar olsun hepinize.

* Atılım Gazetesi’nin 16 Ekim 2015 tarihli 194. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 24 Ekim 2015, Cumartesi 17:29
Kategoriler: Haberler, Politika, Sizlerden