Katil barutla oynuyor

Katil barutla oynuyor

FUAT UYGUR-

DAİŞ gibi karanlık örgütlere destek veren Siyonist İsrail, Ortadoğu’daki karmaşık durumdan faydalanarak Filistin direnişini berhava etmek istemektedir. ABD, AB ve Rusya Suriye ile meşgulken Filistin’de temizliğe girişmenin kimsenin dikkatini çekmeyeceğini hesaplamışlardır. Ama Kudüs’te yürütülen operasyon, saatli bombanın ateşlenmesinden başka bir sonuç doğurmayacaktır. Henüz düşük yoğunluklu devam eden intifadanın her an yayılması işten bile değil.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Yahudi soykırımından, Adolf Hitler’i ikna eden dönemin Kudüs Müftüsü Hacı Emin el Hüseyni’nin sorumlu olduğunu iddia etti. Netanyahu, Hitler’in Yahudileri sadece sürgün etmek istediğini, ancak 1941’de Berlin’i ziyaret eden Kudüs Müftüsü Hacı Emin el Hüseyni’nin “O zaman hepsi Filistin’e gelir” diye buna karşı çıktığını, “Hepsini yak” dediğini söyledi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, “Soykırımın sorumlusu Almanya” diyerek, tarih çarpıtıcılığına birinci elden yanıt verdi. Keza Netanyahu’nun çarpıtmalarına, İsrail’in içinden de itirazlar yükseldi. Gerek akademisyenler, gerekse İsrailli siyasetçiler, “tarihin tehlikeli bir şekilde tahrif edilmesi”ne karşı çıktılar.

Tarihçi bir babanın oğlu Netanyahu’nun tarih çarpıtıcılığına soyunmasının, tarihsel ve güncel boyutları vardır.

Tarihsel boyutu, siyonizmin kirli tarihiyle ilgilidir. Nitekim Dünya Siyonizm Örgütü’nün (WZO) 25 Ağustos 1933’de Alman devletiyle imzaladığı kısaca Ha’avara olarak bilinen anlaşmayla, Almanya’daki Yahudilerin bütün mal ve varlıklarıyla Filistin’e transferi öngörülüyordu. Savaşın en yoğunlaştığı döneme kadar 60 bine yakın Yahudi ve bunlara ait çok büyük miktarlarda para Filistin’e aktarıldı.

Bunun sonucunda WZO, NAZİ Almanya’sının bütün uygulamalarını görmezden geldi. Bunun içerisinde, Yahudi soykırımı da bulunmaktadır. WZO, savaş öncesi ve yıllarında Alman ürünlerinin boykot edilmesini veto etti, NAZİ karşıtı söylem ve etkinliklerin hepsini reddetti. Savaşla birlikte tümüyle yoksullaşan Yahudilerin Filistin’e geçişine sıcak bakmadı. Bütün zorluklara rağmen Filistin’e ulaşabilen yoksul Yahudiler ise zorla köylerdeki çiftliklerde karın tokluğuna çalıştırıldı. WZO, 1960’lı yıllara kadar da soykırımı gündemine bile almadı.

Irkçı siyonist rejimin başbakanının bu tarihi yalanlara sarılmasının güncel ideolojik boyutu da, Hitler faşizmi uygulamalarının neredeyse birebir aynısını Filistin halkına uygulamalarıdır. Nitekim, Yahudi soykırımcıları ile aynı yöntemde buluşmaları, tarihsel bir ironi olsa gerek. Bu anlamda algı operasyonu yürütmenin olanakları ortadan kalktığında, tarihi çarpıtmaya gitmek daha kolay olacaktır. Bu durumda, Hitler’le yan yana görünmek pek sorun teşkil etmeyecektir!

Netanyahu’nun tarihi yalanları yeniden ısıtmasını sadece ideolojik bir hamle olarak değerlendirmek de eksik ve yanıltıcı olacaktır. Güncel siyası boyutu çok daha gerçek ve bir o kadar da Makyavelist özellikler taşımaktadır. Makyavelist çünkü, “amaca” ulaşmak için tıpkı Hitler’in yaptığı gibi her yol mubah görülmektedir.

Son birkaç aylık gelişmelere bakıldığında, siyonist rejimin Batı Şeria’da uyguladığı yöntem ve buna bağlı şiddet, yeni ve çok daha kapsamlı bir saldırı konseptinin devreye sokulduğunu göstermektedir. Aylardan beri Müslüman halklar açısından kutsal sayılan Mescidi Aksa’nın altı, kelimenin gerçek anlamıyla köstebek gibi oyuldu. Arkeolojik araştırmalar bahanesiyle yapılan kazılar, adeta halklar ve inançlar arasına atılan saatli bomba.

Devamında, Mescidi Aksa’ya girişlerin sıklıkla engellenmesi, sık sık radikal ırkçı yerleşimcilerin camiye yönelik provokatif eylemleri, İsrail rejiminin Kudüs’te yürüttüğü demografik operasyonun halkalarıdır.

Son haftalarda Gazze Şeridi’ne göre nispeten sakin görünen ve siyonist rejimin kısmı kontrolünün bulunduğu Batı Şeria’da artan halk tepkisi, katliamla karşılık buldu. Son üç hafta içerisinde 70’e yakın Filistinli yaşamını yitirdi.

Buna karşı da sosyal medyadan örgütlenen Filistinli gençlerin tepki eylemleri ise sokak infazlarına dönüştürüldü.

DAİŞ gibi karanlık örgütlere destek veren siyonist İsrail, Ortadoğu’daki karmaşık durumdan faydalanarak Filistin direnişini berhava etmek istemektedir. Bu, bilinen bir gerçek. Ancak, lojistik ve tıbbi desteğini eksik etmediği DAİŞ’in geriletilmesi, Suriye’nin istediği pozisyona gelmemesi hesapları bozdu. Rusya’nın da devreye girmesi, hemen burnunun dibinde askeri operasyonlar düzenlemesi, Netanyahu’nun başında bulunduğu ırkçı rejimi ziyadesiyle rahatsız etti.

Bu durumda “yeniden” mazlum pozları takarak Filistin halkına saldırması için yeni fırsatlar bulduğunu düşünmektedir. ABD, AB ve Rusya, Suriye ile meşgulken Filistin’de temizliğe girişmenin kimsenin dikkatini çekmeyeceğini hesaplamışlardır. Ama Kudüs’te yürütülen operasyon, saatli bombanın ateşlenmesinden başka bir sonuç doğurmayacaktır. Henüz düşük yoğunluklu devam eden intifadanın her an yayılması içten bile değil.

Direnişin ve çatışmaların Batı Şeria’da yoğunlaşması, Mahmut Abbas yönetiminin de artık miadının dolduğunu göstermektedir. Bugüne kadar siyonist rejim ve Batı emperyalizmiyle uzlaşı halindeki Abbas bile iktidar merkezinde halk tepkisini kontrol edemez duruma gelmiştir. Bu anlamda Batı Şeria’daki direnişi sadece siyonist rejime karşı bir ayaklanma olarak okunmamalı. Yozlaşmış Abbas yönetimine karşı halk tepkisi olarak da değerlendirilmelidir.

Yine de esas dikkate alınması gereken, Batı Şeria’daki halk ayaklanmasının Gazze direnişinden farklı bir mecrada akacağıdır. Gazze, Filistin halkının dünyadan yalıtıldığı bir açık hava hapishanesi. Batı Şeria da ise Filistin halkı, siyonist devlet tarafından adeta mantar gibi her yerde inşa ettirdiği yerleşim birimleri arasında yaşam mücadelesi vermektedir. Dolayısıyla, buradaki direnişin, doğal olarak ağırlığını fanatik Yahudilerin oluşturduğu yerleşimcilerle karşı karşıya gelmesi kaçınılmazdır.

“Soykırımın arkasında Araplar var” diyerek mazlum pozlarına giren Netanyahu, ateşle barutu karşı karşıya getirerek bu rolünü sürdürmek istemektedir.

Filistin halkı, on yıllardır yürüttüğü mücadele ve ödediği bedellerle savaşın her türüne hazır olduğunu gösterdi. Bundan sonrasını işgalciler düşünsün.

* Atılım Gazetesi’nin 30 Ekim 2015 tarihli 196. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 31 Ekim 2015, Cumartesi 17:01
Kategoriler: Dünya, Haberler, Politika