7 Haziran’ın sağlaması tamam

7 Haziran’ın sağlaması tamam

Faşist despotik saray cuntası ekranları kapatabilir, burjuva medya üzerinden ajitasyon propaganda imkanlarını sınırlandırabilir ve hatta tasfiye edebilir. Bu faşist burjuva gerçekliğin karşısına yüz binlerce ve milyonlarca örgütçü ve ajitatörü çıkartmak tamamen mümkün ve olanaklıdır. 7 Haziran’da alınan 6 milyon oy bunu ima etmektedir. Gerçek sorun şundan ibarettir, mümkün ve olanaklı olanı neden başaramadık?

1 Kasım tekrar seçim sonuçları, öncelikle HDP’nin mayasının sağlam olduğunu gösterdi. HDP’nin yüzde 10 barajını aşması, 7 Haziran’da 13.1 oy almış olmasına karşın büyük bir başarıdır. Eğer HDP, 7 Haziran’da 10.7 oy alsaydı bu çok büyük bir başarı ve bir seçim zaferi olarak görülecekti. Şimdi bir seçim mücadelesi başarısızlığı olarak sunulması, görülmesi, kabul edilmesi tuhaf bir durum değil midir? 7 Haziran ile 1 Kasım arasında HDP’de ne değişti ki, kitle desteği geri çekilsin?

7 Haziran seçimlerine, AKP-Erdoğan faşist diktatörlüğünün çift taraflı ateşkesi bozma ve seçimlerde milliyetçi oyları manipüle etme amacıyla şiddeti gitgide tırmandırdığı koşullar altında girdik. Saray gladyosu hiç boş durmadı. Mersin, Adana ve Amed bombalı saldırıları, HDP bürolarına, binalarına, seçim çalışmalarına onlarca saldırı, linç güruhlarının sokağa salınması dahil her şeye rağmen HDP dişe diş bir seçim mücadelesi yürütebildi. Ortaya çıkan sonuç; seçim mücadelesi başarısı etkileyiciydi.

Sömürgeci faşist rejim, Kürt halkının, emekçi sol güçlerin başarı sevincini yaşamasını önlemek için de elinden geleni yapıyor. Habur’dan barış gönüllülerinin gelişinin Kürt halkında yarattığı görkemli sevinç patlamasının sömürgeciliğin güçlerinde sınırsız bir korku ve öfkeye dönüşmesi hatırlanacaktır. 7 Haziran seçim mücadelesi zaferinden sonra da benzer bir durum oldu. Faşist despot Erdoğan, 7 Haziran seçimlerini lağvettiğini “tekrar seçim” söylemiyle açıkladı. Stratejisini yeni duruma uyarlayan saray cuntası, devletin kirli savaş çarklarını harekete geçirdi.

Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye hiçbir zaman böyle bir seçim süreci ve dönemi yaşamadı. Tekrar seçim bir ilkti. Faşist despot Erdoğan, sonucu beğenmiyorum dedi ve tekrar seçimi dayatarak 7 Haziran seçimlerinden çıkan Meclis’in tasfiye sürecini başlattı. Saray darbesinden başka bir şey değildi bu. Tekrar seçim sürecinin nasıl gelişeceğinin de işaretiydi.

Erdoğan-AKP diktatörlüğünün HDP’ye karşı açtığı intikamcı rövanşist savaş koşulları altında Türkiye, ilk defa böyle bir seçim dönemi yaşadı. 20 Temmuz’da Pirsus’ta 33 sosyalistin katledilmesiyle başlatılan savaş, 10 Ekim’de Ankara barış mitingi katliamıyla had safhaya vardı. Kürt halkının demokratik özyönetim hakkına ve uygulamasına gözü dönmüşcesine saldırılması, ilçe ilçe sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasakları ilan edilmesi, Kürt halkının kendi kendini yönetme hakkının -burjuva demokrasinin özüdür bu- faşist diktatörlüğün katil sürülerince tepelenmesi… Genel merkezi dahil dört bir yanda HDP binalarına saldırı ve kundaklamaların tezgahlandığı 7-8 Eylül’ü… Erdoğan’ın kristal gecesini, Osmanlı Ocakları-AKP faşist milisinin seferber edilmesi ve linç saldırılarını, Eş Genel Başkanları hedefleyen kitle katliamı amaçlı suikast plan ve tehditlerini, ekranların HDP temsilcilerine kapatılmasını, gözaltı ve tutuklama terörü kampanyasını, HDP’nin propoganda, ajitasyon ve demokratik eylem özgürlüğünün çok büyük ölçüde tasfiye edilmesini… Sarayın darbe stratejisi ve HDP’den intikam alma stratejisinin MHP ve CHP tarafından desteklendiği gerçekliği de bunlara eklenmelidir.

Sonuç: Erdoğan-AKP+devlet+DAİŞ üçlüsünün kitle katliamlarını da kapsayan faşist devlet terörü ile HDP’nin kitlelerle ilişki kurma kanallarını kesme ve kitle desteğini tasfiye etme stratejisi, HDP’yi yüzde 10 barajının altına düşürememiştir. 7 Haziran’da HDP’nin yüzde 10 barajının üstüne çıkmasının tesadüf olmadığını, Türkiye’de siyasal kuvvetler arasındaki dengelerin sahiden değiştiğini test etmiş, sağlamasını yapmıştır. Saray cuntası, 7 Haziran seçimlerinin açığa çıkarttığı hükümet krizini 1 Kasım seçimleriyle örtbas etmeyi başarmıştır, ancak, başlıca siyasal kuvvetlerin durumunda tayin edici bir değişiklik meydan getirememiştir.

1 Kasım’da HDP oylarının 2.4 oranında düşmesi ve 1 milyon civarında azalmasına karşın, HDP’yi yüzde 10 barajının üzerinde tutan kitle desteği ve sonuç, 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin elde ettiği sonuçla siyasal nitelik bakımından eşdeğerdir. Bu gerçeği gözden kaçırmak, niteliği niceliğe feda etmek olur.

1 Kasım seçimlerinde HDP’nin yenilgisi üzerine yapılacak değerlendirmeler, esası karartmaktan, Saray cuntasının faşist algı operasyonuna gelmekten başka bir işe yaramaz. 2.4 oranında düşüş ve oyların 1 milyona yakın azalması, yani siyasal nicelik kaybının anlamlı büyüklüğü, 1 Kasım koşullarında elde edilen sonucun 7 Haziran’da açığa çıkartılan ile siyasal nitelik bakımından eşdeğer olduğu gerçekliğinin anlaşılmasını zorlaştırıyor. Eğer 1 Kasım seçim mücadelesinde elde edilen sonucun nitelik değerinin 7 Haziran ile eşdeğer olduğu anlaşılamazsa, HDP iddialı bir mücadele çizgisi geliştiremez.

Demokratik cepheyi oluşturan ve onu destekleyen kuvvetler, Saray cuntasının aynı zamanda büyük bir psikolojik savaş yürüttüğü gerçeğini, demokratik cepheyi oluşturan kuvvetleri ve ona oy veren kitleleri yenilgi ve başarısızlık duygusuna hapsetmeye ve özgüvenlerini kırmaya çalıştığını, bunun için gerçekleri ters yüz ettiğini unutmamalıdırlar.

Analizin konusu olan gerçekliğin aslına uygunluğu bakımından doğru olabilmesi için, sorunun doğru sorulması gerekir. Birleşik halkçı demokratik cephe bakımından geleceğe yönelik soru şöyle formüle edilmelidir: Yukarıda özetlenen bütün olumsuz koşullara ve dezavantajlara karşın, 1 Kasım tekrar seçim mücadelesinde HDP daha başarılı bir sonuç elde edemez miydi?

HDP’nin daha başarılı bir seçim mücadelesi yürütmesi ve daha başarılı bir sonuç alması zor ama olanaklıydı. Bunu, her şeyden önce 7 Haziran seçim mücadelesinden biliyoruz! Halkçı birleşik demokratik cephenin deneyimleri önemli ve değerlidir. Öncünün duruşu ve hareket tarzı birçok durumda kitlelerin kararlılığını, disiplin ve özverisini belirler. Saray cuntasının yönettiği ve kendisini dolaysız biçimde hedefleyen faşist devlet terörüne karşı HDP, kuşkusuz direnişçi kararlı bir çizgi izlemiştir. Fakat bu faşist saray cuntasının HDP ile ona destek veren kitleler arasındaki bağları faşist terör ile kesmeye çalıştığı koşullar altında yeterli olamamıştır.

Eğer Batıda, özyönetimini ilan eden ve hendek hendek direnen Kürt halkının duruşuna yakın bir mücadele çizgisi, örneğin Tuzluçayır siperleri düzeyinde bir direniş çizgisi egemen kılınabilseydi, HDP’nin 1 Kasım seçimlerinde daha yüksek bir başarı elde etmesi hiç de şaşırtıcı olmazdı. 7 Haziran seçimlerinde olduğu gibi dişe diş bir mücadele çizgisini neden geliştiremediklerini bütün HDP örgütleri ve kadroları düşünmek, kendi gerçekleriyle yüzleşmek zorundadırlar. Yanıtlanması gereken asıl soru şudur: Birleşik öncü kendisini hedefleyen ve tırmanan faşist terörün siyasi enerjisini düşürmesini, örgütleme yeteneğini gevşetmesini, sonucu etkileyen bir irade kaybını neden önleyemedi?

Faşist despotik saray cuntası ekranları kapatabilir, burjuva medya üzerinden ajitasyon propaganda imkanlarını sınırlandırabilir ve hatta tasfiye edebilir. Bu faşist burjuva gerçekliğin karşısına yüz binlerce ve milyonlarca örgütçü ve ajitatörü çıkartmak tamamen mümkün ve olanaklıdır. 7 Haziran’da alınan 6 milyon oy bunu ima etmektedir. Gerçek sorun şundan ibarettir, mümkün ve olanaklı olanı neden başaramadık?

Muhakkak analizlerde birçok kalkış noktası olacaktır. Öne çıkartılması gereken ana nokta, 7 Haziran’da ilan edilen ve 1 Kasım’da teyit edilen toplumun bütün ezilen kesimleri için öne sürülen özgürlükçü talepler için adanmış bir mücadele çizgisinin daha ileri düzeyde geliştirilememiş olmasıdır. Her alanda, her bölgede, her yerleşim biriminde daha fazla cürete ve daha fazla özveriye dayalı dişe diş bir mücadele çizgisi daha çarpıcı bir başarıyı getirebilirdi.

* Atılım Gazetesi’nin 6 Kasım 2015 tarihli 197. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 12 Kasım 2015, Perşembe 11:33
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler