Oyun dışında kalanlar! Buyurun meydan sizin

Oyun dışında kalanlar! Buyurun meydan sizin

SEMİHA ŞAHİN-

HDP, “yeni yaşam çağrısı”nı yaparken programını ve stratejisini barış, demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük kavramlarına dayandırdı, yok sayılan, inkar edilenlerin sesi ve kürsüsü oldu. Darbelerle, yenilgilerle çölleştirilmiş ruhlara “yeni yaşam inşası”nın ütopya değil somut elle tutulabilir olduğunu gösterdi. HDP’nin direnişi baki. Artık sıra oyun dışında kalanlarda. Buyurun direnmek için birçok meydan, okul, fabrika, sokak, barikat var. Artık seçim sizin.

Hile… Baskı… Katliam… Savaş… Kaos tehdidi… Vesairesi de eklenebilir. Bu kadarı yeterli.

Dolmabahçe mutabakatının ardından, görüşmeyi tanımadığını açıklayan Erdoğan cuntası, ilk iş PKK lideri Abdullah Öcalan’ı tecride almak oldu ardından da savaş konseptini uygulamaya soktu. Daha öncesinde Ergenekoncu ırkçı tayfayı yanına çekti, kirli savaş katliamcı deneyimine sahip kadrolarıyla cuntayı tahkim etmeye girişti.

İster halifelik ilanı, ister sultanlık, isterse tek adam diktatörlüğü diyelim. Özetle, faşist zor aygıtları ve psikolojik savaşla Kürt özgürlük hareketinin ve ezilenlerin birleşik cephesini ezecek, tasfiye edecek konsepti uygulamaya başladı. Rejim değişikliğini fiili olarak ilan etti, parlamentoyu devre dışı bıraktı. 7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan halkların iradesini “top bende oyunu ben kurarım” mızıkçılığıyla tanımadı ve 1 Kasım’da seçim ilan etti.

Savaş konsepti adım adım uygulandı. Günler geçtikçe savaşın dozu artmaya başladı. Önce psikolojik savaş aygıtları, medya eliyle yürütülmeye başlandı. Muhtarları Saray’a topladı, teritoryal örgütlenmeleri sokaklara saldı, mafya liderleriyle “oluk oluk kan akıttı”, DAİŞ’le içte-dışta katliamlar organize etti, HDP eşbaşkanlarına suikastları gündeme taşıdı. Siyasi soykırımlar peş peşe geldi. Seçim günü büyük hile ve şaibeyle Erdoğan, teslim etmek gerekir ki 1 Kasım seçiminin ‘kazananı’ oldu.

Süreç, konsept, iç savaş, cunta, diktatörlük, faşizm tahlilleri peş peşe yapıldı emekçi sol hareket ve ezilenlerin birleşik cephesi tarafından. Liberallerden sosyalistlere kadar süreç okuma konusunda hiçbir sıkıntı olmadı. HDP, “fırtınaya karşı” kararlılıkla yürüyüşünü sürdürdü. 1 Kasım seçimlerinde 10,7’lik oyla antidemokratik barajı aştı.

Genel bir tablo bakımından Erdoğan-AKP ile HDP arasında geçen muharebe, 1 Kasım itibariyle ilk aşamasını tamamlandı. Seçim, Erdoğan ve HDP arasında yaşandı. Ya oyun dışında kalanlar…

***

Bu kesimi de ikiye ayırarak tartışmakta fayda var. Birisi ‘sol’dan yola saparak başlangıç noktasına gelenler bir de HDP’nin var olma nedenine ‘sağ’dan bakarak yol alanların geldiği nokta. Farklı yöne sapıp, buluştukları nokta aynı oldu.

Soldan soldan gidenler, muhalifliğini Erdoğan cuntasına karşı değil, HDP ve özelde de Kürt özgürlük hareketiyle arayı açmakta gördü, devrimci-sosyalist bir cephenin oluşturulması, ‘en geniş kitle’nin kucaklanması söylemiyle, AKP faşizmine karşı ‘sandıkları değil sokakları tutacakları’ iddiasına sarıldı. Sandıktan öyle uzak durdular ki, yarım ağız boykot çağrıları, yarım ağız seçim olmayacak söylemleriyle AKP’nin belirlediği stratejinin ortağı oldular. ‘Yüksek siyaset’leri özne olma bir yana politikasızlığın dik alasına örnek oldu.

Peki, sağdan sağdan gidenlerin durumu ise bir başka politikasızlık örneğiydi. Onların da çıkışı HDP’nin 7 Haziran seçimlerine parti olarak girme iradesi göstermesiyle başladı. Devrimci, sosyalist ve Kürt özgürlük hareketinin deneyimini birleştirerek ezilenlerin birleşik cephesi olan HDP’nin siyasi deneyimlerine kibirle baktı. 7 Haziran en çok onları şaşırttı ve HDP’ye akıl vererek kibrin başka türünü sergilediler.

Erdoğan’ın tek adam, AKP’nin parti-devlet olduğu yorumlarına rağmen, Saray’ın başlattığı savaş nedeniyle HDP’yi topa tuttular. ‘Tamam AKP savaş istiyor, savaş konsepti devrede ama sen de kışkırtma’, ‘öyle konuşma’, ‘böyle açıklama yapma’, ‘marjinallerle arana mesafe koy’, ‘özyönetim nereden çıktı’, ‘şiddetle arana sınır çek’, ‘Kandil’i eleştir’, sözleri en çok onların ağzından çıktı.

Sandıkların sayımı bitmeden ‘iyi günlerin geride kaldığı’nı ilk onlar anladı! AKP’yi devirmek sadece HDP’nin görevi misali bütün faturayı PKK’nin yürüttüğü direnişe, ardından HDP’ye ve HDP’yi var eden kesimlere kesti. Parti olarak seçime girmesi konusunda eleştirilerini yöneltenler yarım ağız özeleştiri verdi, 1 Kasım’da da tok sesle, ‘Zaten HDP bu kadardı ben demiştim’e (Ahmet İnsel) döndü.

Saray cuntasından yayılan pus ve sis, önce onların gözlerinde perde oluşturdu. Sağdan sağdan giderek başlangıç noktasına ulaştılar.

***

HDP, “yeni yaşam çağrısı”nı yaparken programını ve stratejisini barış, demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük kavramlarına dayandırdı, yok sayılan, inkar edilenlerin sesi ve kürsüsü oldu. Darbelerle, yenilgilerle çölleştirilmiş ruhlara “yeni yaşam inşası”nın ütopya değil somut elle tutulabilir olduğunu 7 Haziran’da gösterdi. Bu somutluğa karşılık Saray cephesinden geldi, yeni yaşam çağrısına eski devlet aklı ve pratiğiyle karşılık verdi. 1 Kasım sonuçlarında da görüldüğü üzere Saray’a biatla savaş koalisyonu oluşturuldu.

Buradan kalkıp Saray tarafından kurgulanan “Yeni Türkiye” rejiminin engellenmemesinin tüm sorumluluğunu; kararlı duruş sergileyen HDP’yi var eden argümanlarına ve gücüne söz söylemek, HDP’ye zaten var olan müzmin, iradesiz, kararsız ve egemenlerin gücü karşısında sadece klik savaşlarına bel bağlayanlarla aynı kulvarda yürümesini salık vermek anlamına gelir.

Saray cuntasının, Kobane’de direnen halklara sahip çıkan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ı siyasi lince tabi tuttuğu gibi, eleştiri adı altında HDP’nin programında olan yeni yaşamı hayata geçirenlere ‘sırtını dön’ çağrısı yapmak hangi değişim stratejisine uyar. Veya faşizme ve sömürgeciliğe karşı, erkek egemen sistemin kadın kırımına karşı, homofobik ve transfobik nefret söylemlerine karşı, Ermenilerin, Rumların, Arapların, Lazların, Alevilerin, Süryanilerin, işçilerin, gençlerin, kadınların talebini talebi bilip onlara sadece sözle değil temsiliyetleriyle alan açılması, sosyalistlerin ve devrimcilerin direnç gücünden güç alması nasıl bir hatadır ki, “dar grupların kümelendiği” (Nuray Mert-İMC TV yayını) eleştirisi yapılabilir. Bu eleştirilerin HDP’yi HDP yapan enstrümanları bir kenara bırak demekten başka bir şey değildir.

***

Döndüler mi başa. ‘Direneceğiz’ (Birgün) manşetleri atanlar ile ‘direnmekten başka şansımız yok’ (Ahmet İnsel) diye yazanlar aynı noktada. Ee, HDP zaten bunu söyledi ve bunu pratiğe uyguladı, tüm baskılara direndi. Peki, Amerika’ya bir de biz keşfedeceğiz kibri nedir?

HDP elbette sonuçları değerlendirecektir. Seçim akşamı Eşbaşkanlar Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın, çok açık yüreklilikle ‘hatalarımıza bakacağız, özeleştiri yapacağız’ demeleri ne kadar samimiyse, ‘direneceğiz’ diyenleri de aynı samimiyete, direnenlerle buluşmaya çağırmayı da bilmek gerek.

HDP zaten direnişte, artık sıra oyun dışında kalanlarda. Buyurun direnmek için birçok meydan, okul, fabrika, sokak, barikat var. Artık seçim sizin…

* Atılım Gazetesi’nin 6 Kasım 2015 tarihli 197. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 12 Kasım 2015, Perşembe 12:01
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Polemik, Politika