Yeni yaşamı inşa etmeye

Yeni yaşamı inşa etmeye

SAMİ ÖZBİL-

AKP, bu savaşla oynarken manipülasyon yapabilme mahareti olduğunu gösterirken şunu fark etti: Mevcut tablo Kürtlerde Türkiye şartlarında bir çözümün imkansızlığı duygusunu tetiklerse bu topraklar yaşanılmaz hale gelir. Konu, ötelenemeyecek kadar ciddidir. Bu meselenin etraflıca konuşulacağı yer ise İmralı’dır. Seçim sonuçları, masadaki başlık sayısını ve Kürtlerle devletin pazarlık gücünü etkileyebilir ancak masa ve müzakere kaçınılmazdır.

7 Haziran seçimlerinin kesin mağlubu olan AKP, 1 Kasım’da kazandı.

MHP kaosa yuvarlanırken, CHP de gelişememe krizinin sancılarını yaşıyor.

HDP ise 7 Haziran’a kıyasla bir “kardan zarar” eden durumdadır.

AKP’nin zaferi de, HDP’nin bir önceki seçime kıyasla nispi gerilemesi de sadece dış faktörlerle değil, iç dinamiklerle de ilgili.

Nihayet, siyaset gayet somut sonuçları olan bir iştir. Politikada iltimas olmaz. Orada ne ekiyorsanız onu biçersiniz.

AKP, bir açıdan 12 Mart ve 12 Eylül öncesindeki kaos taktiğini uyguladı. Korkuların kışkırtılması halinde, ülkedeki ortalama seçmen eğiliminin istikrar arayışı olduğunu bildiği için bir tür “hilal taktiği” ile dün onu terk etmeye başlayan halkta, en makul adresin kendisi olduğu algısı yaratmayı başardı ve kazandı. “Terör” AKP’nin elinde gerçek bir siyaset enstrümanına dönüştü.

Bu sonuçlar, AKP’nin CHP ve MHP’nin aksine 7 Haziran’dan önemli dersler çıkardığını ve sahada durmaksızın çalıştığını da gösterdi.

Ancak AKP içinde, ekonomi/politik bir art alana yaslanan çekişme ve sarsıntıların uzak olmayan bir zamanda tekrar ortaya çıkacağı öngörülebilir.

Bugün hala Türkiye’nin tek demokratik seçeneği olan HDP, özellikle 7 Haziran öncesinde halkta büyük bir heyecan yarattı. Ve bunun semeresini aldı. Büyük bir zaferdi.

HDP’nin alamet-i farikası sadece Kürtlere değil bütün Türkiye halklarına bir yeni ortak demokratik yaşam teklif etmesi ve bunu Türkiye halklarına iyi anlatabilmesiydi.

Ortak ve demokratik yeni yaşam perspektifinin kuşatıcı etkisi hızla yayılırken, 7 Haziran seçim sonuçları Türkiye’de önü açık tek partinin HDP olduğunu işaret ediyordu.

Tablo, iktidar blokunda paniğe yol açtı. Merkezi bir yönelimle bu etki kırılmaya odaklanıldı.

Diğer taraftan o süreç, HDP tarafından bütünüyle yönetilemedi. Burjuva siyaset arenasının derisi kalınlaşmış esnafı, HDP gibi heyecanlı ve dinamik bir partiye türlü tuzaklar hazırlamıştı. Buna çatışmalı ortam da eklenince, süreç yönetimi esas olarak “direniş dönemi devrimciliği”nin sert ve kuşatılıcılığı zayıf diline doğru daraldı.

Giderek reflekslere ve tepkilere kilitlenmeye, olayların peşinden sürüklenmeye, neşesi ve enerjisi soğurulmaya çalışılan HDP, AKP’nin şeytana pabucunu ters giydirecek manipülasyonlarıyla adım adım yıpratıldı ve Batı’daki geniş halk kesimleriyle arasının soğuması sağlandı.

Buna, “terör” ve “devlet düşmanlığı” gibi başlıklarla terörize edilmesini ve yoğun medya sansürüne maruz kalmasını ekleyebiliriz. HDP’nin ne dediği kendi çevresi dışında geniş kitlelerce işitilmedi. Saldırılar sonucu daha içe dönük bir dil kullanan (ve bazen buna mecbur kalan), Kürdistan’daki meseleler etrafında mesai harcayan HDP, tek kanatla uçmaya çalışan bir Kürt partisi görünümünü aldı.

Daha önce çeşitli vesilelerle bahsettiğimiz gibi Kürt hareketiyle devlet arasındaki politik uzlaşma arayışı, başından beri Kürtlere ve devrimci demokrasi güçlerine alan açtı. 7 Haziran seçim sonuçları o siyasal iklimle de bağlantılıydı. Bu genel yönelimi fark etmesi, AKP’nin çatışmalardan ve savaştan imtina etmemesinin motivasyon kaynaklarındandı. Kürt hareketinin doğrudan dar ve yarı profesyonel kuvvetlerle çatışmalara girişmesi, mücadelenin bir genel halk direnişi kapsamında gelişmemesi gibi etmenler de rejim tarafından ustalıkla kullanıldı.

Çatışma dönemlerinde daralma bir ölçüde kaçınılmazdır. Kürt ve Türk gençlerin birbirini öldürmesiyle neticelenen savaş hali, acıyı halkın arasında yatay olarak genişletti. Bundan istifade eden rejim despotik heveslerini arttırdı. Yanlış bir denklem üzerinden yol alan savaşın uzlaşmayla sona erdirilmesini öncelikli iş olarak görmemiz, içi boş bir “barış”çılığa değil böyle bir hakikate yaslanageldi.

AKP, MHP’ye doğru genişler ve onun tabanını eritirken Kürdistan’da da “hendek” sözcüğüyle birlikte ortaya konulan dönem taktiği, Kürt mütedeyyin ve orta sınıflarında bir ürküntü yarattı. O vasatın ardından Batı, Kürtlerin kaderiyle ilgilenmediği gibi Kürtler de kendi aralarında bu politika ekseninde saflaştılar.

Oysa, İmralı siyaset tarzının odağını Kürtlerin ve devrimci demokratik güçlerin mümkün mertebe bölünmemesi oluşturuyordu. İkisi de başarılamadı. Türkiye emekçi solu ve yarı aydınları, Kürtlerle devlet arasındaki saflaşmada açık ve etkili bir pozisyon almadı. Onca ölüme ve dramatik hikâyeye rağmen Kürdistan kaderiyle baş başa kaldı. Diğer taraftan örneğin ortak bir demokratik cumhuriyet projesi Türkiye halklarında karşılık ve ilgi bulurken, İmralı’da bahsedilen çerçeveden uzak biçimde ortaya konulan “özerklik” açıklamaları, Türk halk kesimlerinde anlaşılabilir nedenlerle ürküntü yarattı, hatta bölünme fobisini tetikledi.

1 Kasım’daki “seçmen mesajı”yla birlikte HDP kendini yeniden anlatma göreviyle yüz yüze. İçe dönmek ve dövünmek, sadece iktidarı memnun eder. Tartışmanın ekseni yüzde on beşler, yirmiler olduğu için HDP analiz konusudur. Değilse, HDP faşist anayasanın barajını bir kez daha parçalamıştır ki, bunu şimdiye dek yapabilen bir başka halkçı/devrimci merkez olmamıştır.

HDP, ortak ve özgür yeni yaşam perspektifini mahallelerden kampuslara dek halkla/ezilenlerle beraber geliştirme işini bir mesai değil, doğal gündelik hayat rutini gibi ele aldıkça savunma yapmaktan, hep bir şeyleri açıklamaktan, aslında ne dediğini izah etmekten temelli kurtulacaktır.

Diğer taraftan, Kürtlerin birlikte yaşam ümidi ve iştahının diri olması hayati önemdedir.

Çünkü AKP, bu savaşla oynarken manipülasyon yapabilme mahareti olduğunu gösterirken şunu fark etti: Mevcut tablo, Kürtlerde Türkiye şartlarında bir çözümün imkansızlığı duygusunu tetiklerse bu topraklar yaşanılmaz hale gelir. Konu ötelenemeyecek kadar ciddidir. Bu meselenin etraflıca konuşulacağı yer ise İmralı’dır. Seçim sonuçları, masadaki başlık sayısını ve Kürtlerle devletin pazarlık gücünü etkileyebilir ancak masa ve müzakere kaçınılmazdır.

* Atılım Gazetesi’nin 6 Kasım 2015 tarihli 197. sayısında yayımlanmıştır.

 

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 12 Kasım 2015, Perşembe 11:50
Kategoriler: Haberler, Politika