AKP’nin asgari ücret ve taşeron işçiye kadro oyunu

AKP’nin asgari ücret ve taşeron işçiye kadro oyunu

FEHMİ ÇAPAN-

Seçim öngününde işçilerin kazandığı hakkı seçim vaadi olarak pazarlama üçkağıtçılığına başvurdu. Kamuda asıl işte çalışan her taşeron işçiye kadro verecekmiş havası yaratıldı. Oysa, karayollarında asıl işte çalışan taşeron işçi haricinde kimsenin kadroya alınması gündemde değil. 1 Kasım’da hükümeti tekrar alan AKP’nin işçi ve emekçilere yönelik planları yeni kapsamlı saldırılar içermekte.

AKP, seçim sonuçlarını tersine çevirmek için her türlü yola başvurdu. Zoru, zorbalığı, linçleri DAİŞ eliyle katliamları, Kuzey Kürdistan’ında her türlü vahşeti, sokağa çıkma yasaklarını, medya yoluyla manipülasyon ve dezanformasyonu, tehditle, gözaltı ve tutuklama yoluyla estirdiği terörle “ya beni seçersiniz ya da yaşamınızı zindan ederim” zihniyetiyle, yalanla, hırsızlıkla, hileyle, rüşvetle “sadaka”yla ve vaatle 1 Kasım’da seçim sonuçlarını kendi lehine çevirdi. Seçim sonucu değişti de tüm ezilenleri sokağa döken talepleri, yakıcı sorunları ortadan kalktı mı? Kısa veya orta vadede ortadan kalkma olanakları var mı?

Bugünlerde, AKP’nin vaat ettiği 1300 TL asgari ücreti hayata geçirip geçirmeyeceği, taşeron işçilere kadro verip vermeyeceği gündemde. Seçim sonucunun oluşturduğu “zafer” havasının yerini kısa süre içinde ezilenlerin gerçek gündemi aldı. AKP’nin yeni dönem programında işçi ve emekçileri yakından ilgilendiren neler var? İşçi ve emekçileri neler bekliyor.

Seçim öncesinden vaat edilmesine rağmen 1300 TL asgari ücreti uygulanıp uygulamayacağı meçhul. Keza, asgari ücretin 2016-2018 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Plan’da (OVP) bölgesel ve sektörel olarak düzenlenmesi düşünülüyor. Bu asgari ücretin tek bir ücret olmaktan çıkarılarak bölgelere ve sektörlere farklılaşarak attırmak bir tarafa, daha da düşürülmesi anlamına geliyor.

Taşeron işçilere kadro verilmesinde de AKP oyun peşinde. Karayolları işçilerinin mücadeleyle kazandığı asıl işte çalışan işçilerin kadroya alınması kararı aynı zamanda mahkeme kararıdır. Lakin, AKP mahkeme kararını da dört yıldır tanımadı. Seçim öngününde işçilerin kazandığı hakkı, seçim vaadi olarak pazarlama üçkağıtçılığına başvurdu. Kamuda asıl işte çalışan her taşeron işçiye kadro verecekmiş havası yaratıldı. Oysa, karayollarında asıl işte çalışan taşeron işçi haricinde kimsenin kadroya alınması gündemde değil. En önemlisi de AKP, taşeron işçi sayısını azaltmak bir tarafa taşeronlaştırmayı teşvik eden program hazırlamış. İktidar, OVP’de rekabetçi bir işgücü piyasasının oluşturulmasını temel amaç olarak belirlemiş. Bu, taşeronlaşmayı bütün işkollarına yaymak anlamına geliyor. Son çıkardığı torba yasada asıl işlerde taşeron işçi çalıştırmanın yasallaşması yönünde adım atan AKP’nin bugün de oyalamanın ötesinde bir adım atmayacağı 13 yıllık pratiği içinde sabit. 1 milyon 700 bin taşeron işçi, sadece AKP iktidarı döneminde oluştu. OVP’deki başka adımlar da AKP’nin işçi ve emekçilere karşı saldırılarda pervasız davranacağını gösteriyor.

AKP, başka ülkelerden işçi “ithal” etmek istiyor. Türkiye’deki 6 milyonu bulan işsiz olmasına, diplomalı işsizlerin en yüksek işsiz kesimi oluşturmasına rağmen AKP nitelikli işgücünü dışarıdan, başka ülkelerden karşılamayı planlıyor. Coğrafyamızda eğitimli/nitelikli işgücü işsiz durumundayken başka ülkelerden nitelikli işgücünün gelmesi, işçi “ithal” edilmesi ne anlama gelmektedir? İşsizlik daha fazla artacak, düşük ücret daha fazla uygulanacak, nitelikli işgücü taşeronlaştırılacaktır. Kısaca, güvencesiz çalışma yaygınlaşacaktır. Türkiye’de ve kuzey Kürdistan’da nitelikli işgücü ihtiyacından ziyade nitelikli işgücünün ücret sosyal, hak, örgütlenme ve işten çıkarılma sorunu vardır. Mersin’de Şişecam işçileri bu nedenle direnişteydi.

657 sayılı devlet memurları yasasındaki değişiklik de bu saldırılardan bağımsız değil. “Fetullahçılarla mücadele” adı altında tüm kamu emekçilerinin işgüvencesi ortadan kaldırılıp örgütlenmesinin tasfiyesi planlanıyor. KESK, 13 yıllık AKP iktidarının saldırılarının sürekli hedefi oldu. Bu iktidar, 657 sayılı Devlet Memurlar Yasası’nı değiştirmek için sürekli çabaladı. Bu “yasal” düzenlemeler Anayasa Mahkemesi’nden döndü. Siyasi iktidar, bu dönemde yasayı değiştirmek için yeni hamleler yapacak. AKP iktidarının işçi düşmanı karakteri her adımında kendini gösteriyor.

İş cinayetleri, işçi ve emekçilerin canını almaya devam ediyor. AKP iktidarının aldığı palyatif önlemlerin cinayetleri önlemede bir rolü olmadı. Son bir kaç yılın verileri, iş cinayetlerinin ne kadar yüksek düzeyde seyrettiğini gösteriyor. İş cinayetleri davalarından dişe dokunur cezaların çıkmaması patronları daha pervasız davranmaya itiyor. İşçi sağılığı ve iş güvenliği yasasının hiçbir işe yaramadığını iktidar sözcüleri nihayet itiraf ediyor. OVP’de patronları önlemler almaya zorlayacak yasal düzenlemeler yok. Bu sorunu “kültür” sorunu olarak gören bir yaklaşım temel alınıyor. Bu yaklaşımla patronların karları önemsenmekle işçilerin canları kurban edilmektedir.

Önemli saldırılardan biri de, kiralık işçi uygulamasıdır. OVP’yle özel istihdam bürolarının faaliyet alanları yaygınlaştırılarak geçici iş ilişkilerini kapsayacak şekilde genişletilecek. Böylece, kölece çalıştırılacak, tüm sosyal hakları elinden alınmış bir işyerine bağlı olmadan çalıştırılacak işçilik statüsü yaygınlaştırılacak. 50-60 yıl öncenin amele pazarları kiralık işçilik uygulamasıyla tekrar canlandırılıyor.

AKP’nin, kıdem tazminatına el koymaktan vazgeçmediği her dönem gündemleştirerek işçilerin zayıf anını kolladığı açık. “Bireysel hesaba dayanan bir tazminat sistemi geliştirilecektir” denilerek, kıdem tazminatını fona dönüştürme hesabı yapılıyor.

Saray ve AKP, 1 Kasım öncesi başvurduğu savaş, saldırı ve yıldırma politikalarına önümüzdeki süreçte de başvuracağını gösteriyor.

1 Kasım’da hükümeti tekrar alan AKP’nin işçi ve emekçilere yönelik planları yeni kapsamlı saldırılar içermekte. Seçim öncesi dil ucuyla ifade edilen vaatlerin hiçbir değerinin olmadığı açık.

İktidar, işçi ve emekçilerin on yıllara dayanan kazanımlarını gasp etmek için ciddi bir hazırlık içindedir. Neoliberal politikaların ısrarlı takipçisi olan iktidar, işçi ve emekçilerin hakları üzerinden sermayeye talan edecek alanlar açmak, saldırıları tırmandıracaktır.

Salt bunlarla yetinmeyecek olan iktidar, işçi ve emekçilerin örgütlenme, grev ve eylem yapma haklarına pervasızca saldıracak. Yasalarda kazanılmış haklarını dahi kullanmalarına izin vermemek için her türlü uygulamaya girişecektir.

Saray ve AKP iktidarı, başta Kürt halkına yönelik kirli savaşı sürdürmek, Kürt özgürlük mücadelesinin tasfiye edilmesi için her türlü vahşeti uygulamaktan çekinmeyecektir. Batı’da da işçi sınıfı, emekçiler ve diğer ezilenlerin mücadelelerini bastırmak, sokağa çıkmalarını, grev ve direnişlere gitmelerini engellemek için pervasız saldırılara yöneleceklerdir.

İşçi sınıfı ve emekçiler, sermaye ve diktatörlüğün saldırılarına karşı tüm güçlerini birleştirerek birleşik bir hareket yaratmak için gücünü ve olanaklarını seferber etmekle karşı karşıya. Her alandan her mevziden mücadeleyi örerek genel grev genel direnişle saldırıları püskürtebilir, politik değeri büyük kazanımlar elde edilebilir.

* Atılım Gazetesi’nin 13 Kasım 2015 tarihli 198. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 19 Kasım 2015, Perşembe 14:42
Kategoriler: Emek, Haberler, Makaleler, Yol