“Artık eskisi gibi olmayacak”

“Artık eskisi gibi olmayacak”

HATİCE DUMAN

HPD’ye yönelik ideolojik, politik ve örgütsel saldırıların temelinde de bu gerçeğin rejim koruyucularınca kabulü yatmaktadır. Kürdistan’da ölümü göstererek Batı’yı sıtmaya razı etme, bugünün esas politik hattıdır AKP bakımından. AKP’nin 1 Kasım’dan sonraki planlarını bozacak olan da HDP’deki devrimci damardır. Bundan dolayı da, devrimci demokratik önderliğin özsavunma halkasına daha güçlü sarılması gerekmektedir.

Faşist rejimin kurumsallaşması bakımından kritik bir noktada duran YÖK’ün protesto eylemlerine yönelik polis saldırısı, iktidar partisinin önümüzdeki süreçte nasıl bir rota izleyeceğini ortaya koyar niteliktedir. Burada, Bianet’in kadın muhabirine saldıran polisin “artık eskisi gibi olmayacak” sözleri ise bundan sonra yaşanacakların kısa bir özetidir adeta. Ancak bu özeti tersinden okumak da gerekir. Zira AKP iktidarı, faşist rejim tarihinin toplamıdır bir anlamda. Eskiyi temsil etmesiyle birlikte, bunun aktüel versiyonudur da. 13 yıllık ömrünün bir kısmını demokrasi, değişim gibi söylemlerle geçirse de, iktidarın ele geçirilmesiyle birlikte eskiye dönüş de kaçınılmaz olmuştur.

7 Haziran’dan 1 Kasım’a kadar geçen 5 ay sürede AKP’nin nasıl bir zeminde var olabileceğini yeterince gördük. Rejim tarihinin rafine haline tanık olduk. Cinsiyetçi, ırkçı, inkarcı siyasetin günlük yaşamın her anına difüzyonuna şahit olduk. Bünyesine DAİŞ enjekte edilmiş bir iktidarın neler yapabileceğini de bu 5 ay sürede yeterince açığa çıkmış oldu. AKP bu bakımlardan Sünni tabanını yeniden organize ederken bunun dışında kalan ezilen kesimi de darbe rejimiyle korkutmayı başardı. DAİŞ’le birlikte yayılan Selefi şovenizminin konjonktürel olarak AKP’ye yaradığı da açıktır. Ancak gerileyen bir DAİŞ gerçekliğinin de AKP’nin hesabına yazılacağını unutmamak gerekir. Zira, 7 Haziran seçim sonuçlarında bu durum, AKP’nin oy oranına yansımıştı. 1 Kasım’da şantajla oy devşirmenin bu kesimi de etkilediği ve oy kaybını geçici olarak durdurduğu da söylenebilir.

AKP, 1 Kasım gecesi aldığı dopingle inşa ettiği ‘kumdan kaleleri’ şimdilik ayakta tutmayı başardı. Rejimden tarihsel enkazının yeniden işlenmesi elbette bu başarıyı koşulladı. Ancak bu hafriyatın AKP’yi ne kadar iktidarda tutacağı da ortadadır. Zira, AKP’nin var oluş gerekçeleri kitleler bakımından da görülmektedir. Ancak korku siyasetiyle AKP’ye de zorunlu kalmışlardır. Bu korku siyasetini aşan ve kitlelere bu bakımdan yön çizen pratikleri, bundan sonra faşist terörün hedefinde olacaktır. 1 Kasım’dan sonra Kürdistan’da kirli savaşın boyutlandırılması da bundan. Geçmişten arta kalan ne kadar katil varsa bunların Kürdistan sokaklarında cirit atacağını da biliyoruz. Üstelik eskisi gibi asit kuyularına da ihtiyaç yoktur. Zira artık infazlar açıktan yapılmaktadır. JİTEM davalarında tescilli katillerin beraat ettirilmesi ve davaların bu katillerce sirk pazarına çevrilmesinin bu kirli savaşın bir parçası olduğu da görülmektedir.

AKP’nin 1 Kasım sonrası Pirus zaferine esas olarak teslimiyet bayrağını çekenler de, 7 Haziran öncesi kısmi olarak “muhalefet” ayağına yatanlar olmuştur. Sermaye oligarşisinin ve medyasının 1 Kasım’dan sonra ibreyi AKP’ye döndürmesini de böyle okumak gerekir. Fethullahçı medyanın ve sermayenin bloke edilmesiyle bu kesimler mesajını almıştır. Özellikle, Doğan Medyasının HDP’yi merkeze alarak kapsamlı ideolojik saldırıya başlaması da bundan. Faşist rejimin var oluşu bakımından AKP’ye zorunlu kalan bu kesimler bakımından esas tehlike HDP’nin barajı aşmış olmasıdır. Bundan dolayı, klasik olarak HDP’ye yönelik bir sansürden bahsedemeyiz sadece. Bununla birlikte, HDP’yi bunaltarak içten çökertmek ve birleşik devrim bakımından önderlik rolünden uzaklaştırmak temel noktada durmaktadır. Bu ideolojik, politik saldırıda HDP’nin seçim barajını aşmadaki başarısından söz edilmiyor bile. Zira öne çıkan “kaybedilen oylar”la hesabını devrimci dinamiğin üstüne yıkmak oluyor. Böylece, HDP’yi sistem içine kanalize etme amacı da deşifrasyona uğruyor.

Burjuva liberal yazarların bu noktaya yoğunlaşmayla 7 Haziran’dan 1 Kasım’a giden süreci hasır altı edilirken, AKP’nin şantaj ve hırsızlık siyasetini meşrulaştırıyor. 1 Kasım seçimlerinin bu bakımlardan normalleştirilmesi sağlanıyor. Böylece, HDP etrafında kenetlenen yüzde 10,7’lik organik gücün dağıtılması hedefleniyor. Ancak bu ideolojik saldırıların boyutu ne olursa olsun güneşi balçıkla sıvamanın zamanı çoktan geçti. Zira, Kenan Evren’in 1980 askeri faşist darbesiyle iktidar koltuğuna oturması ne kadar normalse, Saray darbesiyle kazanılmış bir seçimin sonucu da aynı düzeyde normaldir. Dahası, önümüzdeki süreçte AKP’nin anayasa değişikliği üzerinden esasında başkanlık sistemini halka onaylatması da, 1980 Anayasası’nın onaylanmasına benzeyecektir.

Anayasa çalışmalarında, Kürt halkının demokratik özerklik talebinin gözardı edileceği şimdiden açığa çıkmış durumda. Keza, ezilenlerin demokratik siyasal taleplerine de yaklaşımın böyle olacağı görünüyor. Faşist rejimin yönetememe krizine, anayasal boyutta bir doping yapılacağı da anlaşılıyor. Elbette bu sürecin nasıl ilerleyeceğini esas olarak devrimci demokratik önderliğin mücadele hattı belirleyecektir.

Bu bakımlardan, AKP’yle birlikte eskimiş bir rejime karşı yeniyi HDP temsil etmektedir. Bundan dolayı, AKP’nin 1 Kasım’dan sonraki planlarını bozacak olan da HDP’deki devrimci damardır. HPD’ye yönelik ideolojik, politik ve örgütsel saldırıların temelinde de bu gerçeğin rejim koruyucularınca kabulü yatmaktadır. Özellikle Kürdistan’da başarılı biçimde hayata geçen özsavunmanın Batı’ya yayılması faşist rejimin en büyük korkusudur. AKP’nin Kuzey Kürdistan’da savaşı boyutlandırmasının da böyle bir boyutu vardır. Kürdistan’da ölümü göstererek Batı’yı sıtmaya razı etme, bugünün esas politik hattıdır AKP bakımından. 1 Kasım seçimlerinden çıkan sonucun sürdürülebilirliğinin de başka yolu yok gibi görünüyor. Bundan dolayı da, devrimci demokratik önderliğin özsavunma halkasına daha güçlü sarılması gerekmektedir.

Dahası, HDP’nin AKP tabanına hitap eden politik hattını da güçlendirmesi, üstlendiği rol bakımından kritik bir yerde durmaktadır. Selefi şovenizmine karşı özgürlüğün, eşitliğin, adaletin ve yeni yaşamın ruhunu ezilenlere taşımak bu bakımdan önemlidir.

Buralardan bakılacak olunursa, bundan sonra yürünecek yol da açığa çıkmış oluyor. Evet, hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak.

* Atılım Gazetesi’nin 13 Kasım 2015 tarihli 198. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 19 Kasım 2015, Perşembe 15:08
Kategoriler: Haberler