Devrim uğultusu duyuluyor derinlerden

Devrim uğultusu duyuluyor derinlerden

AYDIN AKYÜZ-

Devrimin nesnel ve güncel gerekliliği ile subjektif koşulları arasındaki açı hızla kapanıyor. Bütün devlet terörü ve katliamlara rağmen HDP’nin etrafında kenetlenen beş-altı milyon insan, kararlılığın ve yeni bir düzen arayışının düzeyini gösterdiği gibi, devrimci bir yol arayışının kitlesel bir karakter kazandığının da işaretidir. Bütün nehirler devrime akıyor, bütün yollar devrime çıkıyor. Tek yol devrim uğultusu duyuluyor derinlerden.

Saray cuntasının topyekûn saldırıları, katliamları ve yoğunlaşmış psikolojik savaş koşulları altında geçti 1 Kasım seçimleri. Hemen ardından, seçim sonuçları üzerinden bir kısım liberalin de yedeklendiği yeni bir psikolojik savaş yürütülmeye başlandı. Toplumsal muhalefet ve halk üzerinde moral bozukluğu, hayal kırıklığı, umut ve inanç kırılması yaratılmak isteniyor. Seçim sonuçlarının açıklanmaya başladığı ilk saatlerde, gerek AKP’nin beklenenin üstünde oy alması, gerekse HDP’nin oy oranının baraj sınırına yakınlaşması ve burjuva liberal bazı gazetecilerin TV ekranlarından HDP’nin barajın altında kalma olasılığının yüksek ya da kesin olduğunu söylemeye başlamaları, ilk anda bir moral bozukluğu yarattı. HDP Eş Genel Başkanlarının yaptıkları ilk açıklamadan itibaren moral bozukluğu hızla kırılmaya başlandı. Sonraki günlerde seçim sonuçlarının daha ayrıntılı analiz edildiği, yapılmaya çalışılan yanılsamalar üzerindeki perde kalktığı oranda moral bozukluğu aşılmaya başlandı. Ezilenler cephesinde, yeni bir mücadele dönemine hazırlanma ruh hali giderek güç kazanıyor.

AKP’nin aldığı oylar, devlet terörü ve psikolojik savaşın ürünüdür. AKP Hükümeti meşru değildir. AKP’nin tek başına hükümet kurabilmesi, Saray darbesinin fiilen derinleşerek cunta yönetiminin devam etmesi anlamına geliyor. Peki, bu umutsuzlaşmayı gerektirecek bir durum mudur? Ya da bu yolla mevcut siyasi kriz aşılabilir mi? Kitlelerdeki artık “eskisi gibi yönetilmek istememe” durumu ortadan kaldırılabilir mi? Ya da, iktidar yığınları eskisi gibi yönetmeyi sürdürebilir mi? Kesinlikle hayır.

Her şeyden önce AKP’ye oy verenlerin hepsinin Saray darbesine, kirli savaşa, katliamcı, baskıcı ve zalim politikalarına onay ve destek verdiği anlamına gelmiyor. Önemli bir kesim, katliamlar ve kirli savaşın bitebileceği umuduyla AKP’ye oy verdi. Çünkü Saray ve AKP, halkın önemli bir bölümünü yapılan kirli savaş ve katliamların nedenini 7 Haziran seçim sonuçları olduğuna inandırmayı başarmıştır. Eğer AKP tek başına hükümet olmazsa daha kötü gelişmelerin yaşanacağına yığınların bir kısmını “ikna etti”. Kirli savaş ve katliamcı politikalarla adeta halklar rehin alındı. Tehdit ve şantajla eğilimleri değiştirmeye çalışıldı. Kontrgerilladan mafya örgütlerine kadar, Hizbullah’ından değişik tarikatlara kadar ve kimi tek tek siyasetçiyle kirli pazarlıklar ve kirli ittifak yapıldı. Kısmen başarılı oldukları yoğunlaştırılmış psikolojik savaşı da bunlara eklemeliyiz.

Psikolojik savaşın bir ayağı umut kırma amaçlı saldırı politikalarıysa, diğer ayağı da kitle iletişim araçlarının ablukaya alınması oldu. TRT kanalları dahil 15-20 genel, onlarca da yerel TV kanalı, bir bu kadar da radyo, doğrudan Saray ve AKP denetiminde gün aşırı propaganda yaptı. Bunlara, onlarca genel ve yerel gazete ve dergiyi de eklememiz gerekiyor. Bunları devletin her türlü olanağı sunduğunu da es geçmemeliyiz. Yetmedi, burjuva muhalif medya üzerinde terör estirdi. Doğan ve Fethullahçı medya hedef alındı. Gazeteciler tehdit ve şantajla etki altına alınmaya, olmuyorsa susturulmaya çalışıldı. Cüneyt Özdemir örneğinde olduğu gibi, Kanal D ana haber sunuculuğundan alınarak daha geri bir göreve verilmesi sağlandı. Ahmet Hakan saldırıya uğradı. Hürriyet gazetesi paramiliter güçler tarafından basıldı. Fethullahçı medyanın en önemli bölümüne kayyum adı altında el konularak, AKP’nin ve sarayın hizmetine sunuldu. Uğradıkları saldırı ve baskılar çoktan rutinleştiği için devrimci/demokratik ve sosyalist çizgide yayın yapan gazete, TV ve radyoların yaşadıkları bilindiğinden hiç değinmiyoruz. Özcesi, tam bir korku imparatorluğu kurulmaya çalışıldı.

Bu abluka altında burjuva medyanın muhalif kesimleri içinde çeşitli yayınlarla AKP propagandasına daha geniş yer ayırdılar, bazı gazeteciler ve program yapımcısı hedef olmamak için otosansür yaptı. HDP’ye yönelik haber yapılmamaya ve yöneticileri ekrana çıkarılmamaya başlandı. Liberal tutarsızlık korkuyla birleşince kimini şapşallaştırmıştı. Yazdıklarının, söylediklerinin ve yaptıklarının anlamını ve neye hizmet ettiğini göremeyecek duruma gelmişlerdi. HDP yöneticilerinin çağrıldığı az sayıda programda, bu gazeteciler adeta sorgu memuru ruh haliyle davrandılar. “Önce PKK’ye terör örgütü de”, “eylemlerini kına”, “özerkliğe ve hendek kazılmasına karşı çıktığını açıkla” dayatmaları yapıldı bu programlarda. Bazı liberal yazar ve program yapımcısı “muhalifliğin” pespaye örneklerini sergilediler. Korkunun onları nasıl esir aldığını gördük. Aynı utanmazlar, seçim sonrası oluşan tablonun sorumlusunun PKK ve HDP olduğunu söyleyerek yakınmaktan da geri durmadılar. Fiilen AKP’nin kazanmasını kolaylaştıran bir pozisyon aldıklarını bilmezden geliyorlar.

Saray cuntası, seçim dönemi boyunca estirdiği devlet terörü yetmiyormuş gibi bir de seçim günü Kuzey Kürdistan’ın birçok yerinde fiili sıkıyönetim ilan etti. Polis ve asker, akrep ve panzerlerle sokaklarda halka gözdağı verme amaçlı tur atıyor, insanları taciz ediyor, yer yer kimlik kontrolleri yapıyordu. Bazı ilçeler arası geçişler de “güvenlik” gerekçesiyle yasaklanmıştı.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir çok yerde hile ve oy hırsızlığı yapmaktan da geri durmadılar.

AKP bu koşullarda yapılan iftira, çarpıtma ve demagojilerle yürüttü seçim çalışmalarını. Gerçekleri sürekli biçimde çarpıttılar. Öyle ki, AKP eliyle DAİŞ’e yaptırılan Ankara katliamını kimin yaptığını muğlaklaştırıp dikkati PKK’nin üzerine çekmek için ellerinden geleni yaptılar. Halkın bir kısmının üzerinde soru işareti oluşturmayı başardılar. Kitle iletişim araçlarının önemli bir kısmı gönüllü ya da zoraki AKP’nin borazanlığını yaptı. Devrimci demokrat kitle iletişim araçları, AKP’nin yalan ve demagojilerle yaratmaya çalıştığı algıyı değiştirecek güç ve kapasiteye sahip değildi.

SOKAK MÜCADELESİ ARTACAKTIR

HDP ise kirli savaşın katliam, gözaltı, tutuklama saldırıları ve saldırı tehditleri altında yürüttü çalışmalarını. Gerçekte bir seçim çalışması yürütemedi. Katliamları durdurmakla, katliam ve devlet terörüne maruz kalmış halklarımızla dayanışmakla, şehitleri hak ettiği biçimde uğurlamakla, ailelerin ve halkların yasına ortak olmakla, onların yaralarını sarmaya çalışmakla meşguldü. Saray ve AKP her gün HDP ve Eş Genel Başkanlarını hedef gösterirken, polis ve jandarma katliam, gözaltı, tutuklama ve işkence yapıyor, DAİŞ çetesi ise katliamlarına yenilerini eklemek için fırsat kolluyordu. 7-8 Eylül’de HDP binalarına, Kürtlerin işyeri ve evlerine dönük saldırılar, HDP’liler ve Kürtlere yönelik linç girişimleri ve öldürmeler, çok sayıda il, ilçe ve mahallede provokasyonlara ve linç girişimlerine maruz kalmamak için açıktan çalışma yürütülmemesi, yine bombalı saldırılara karşı mitinglerin sınırlandırılması, Ankara katliamından sonra da iptal edilmesi vb. yüzlerce saldırıyla karşı karşıya kaldı HDP. Hem bütün bu saldırıları püskürtmek ve boşa düşürmekle uğraşıyor, hem de medya sansürünü aşmaya çalışarak, ortaya saçılan yalan ve iftiraları deşifre etmeye çalışıyordu.

Öz gücü, olanakları ve hazırlığı çok aşan bir saldırı dalgasıyla karşı karşıyaydı. Bu koşullar altında HDP önemli bir moral güç olarak sendelemeden çalışmalarını sürdürdü. Bu duruş ve çalışmalar, gerilla vuruşları, özerklik ilanı ve özsavunma kararlılığının politik etkisiyle birleşerek irade kırılması yaşanmasının önüne geçildi. Kimi burjuva kalemşorların ve mantığı dumura uğramış liberalin ısrarla belirttiğinin aksine gerilla ve özsavunma HDP’ye oy kaybettirmedi. Aksine, topyekûn saldırı dalgası altında umut ve irade kırılmasını engelleyerek oy kaybetmesini önledi.

Bu koşullar altında barajı geçmiş olması önemli bir başarıdır. Oy düşüşü ve meclise giren temsilcilerin azalması, HDP’nin fiili-meşru sokak mücadelesinde ve mecliste oynayabileceği rolü azaltmayacaktır. Aksine gücünü koruyarak, kitlesiyle daha sıkı ve organik bağlar geliştirerek, daha yaygın, daha nitelikli örgütlülük inşa etmede önemli adımlar atılmıştır.

PARLAMENTER TEMSİLİYETİN KRİZİ DERİNLEŞİYOR

Türkiye’de halkların temsilcilerini parlamentoya yollayabilme olanakları son derece sınırlıdır. Bugüne kadar bu ancak büyük mücadeleler vererek ve bedeller pahasına başarılmıştır. Kürt özgürlük hareketinin sınırlı sayıda temsilciyi parlamentoya taşımak, belediye başkanlığını kazanmak için ödenen bedeller biliniyor. Sadece son bir-iki yıllık seçim süreçleri bile bize bu konuda birçok fikir veriyor.

Saray ve AKP, bütün devlet ve medya olanaklarını kullanarak, kontrgerillasından DAİŞ’ine kadar, psikolojik savaşından oy hırsızlığına kadar her türlü yola başvurarak yarattığı yanılsamalara gerçek kitle desteğinin çok üstünde bir temsiliyetle parlamentoya girdi. Sırf bu olgu bile parlamenter temsili sistemin halktan kopukluğunu ve çürümüşlüğünün düzeyini gösteriyor. Sovyet, konsey, komün ve halk meclisleri gibi halkın kendi kendini yönetmesini sağlayan araçların ne kadar acil ve güncel ihtiyaç olduğunun resmidir bu. Rojava’nın güneş gibi parlamasının nedeni halk meclisleri ve komünler aracılığı ile halkın gerçek anlamda kendi kendisini yönetmesidir. Keza, Kuzey Kürdistan’ın bazı kent ve mahallelerinde halk meclisleri kararıyla özerklik ilanları da, halkın kendi kendini yönetme isteği ve çabasıdır. Bürokratik/merkeziyetçi, atanmışların ve halktan kopuk seçilmişler tarafından yönetilmeye itirazdır.

DEVRİMİN UĞULTUSU DUYULUYOR

Saray cuntası, hükümet krizini bir biçimde aştı ama bunu halkların yarısını kendisine düşmanlaştırarak yaptı. Halkın soluğunu ensesinde hissedecektir. Devlet sopasına dayanarak yürümeye mahkum edilmiştir. Böyle uzun süre yürüyemez. Kaldı ki, var olan desteğini de kaybedecek politikalar izliyor. Seçim sonrası hiçbir esneme göstermeyeceğini ilan etmiş, adeta halklara karşı savaş ilan etmiştir. Uzun süre bünyesini sarmış iktidar zehirlenmesine “zafer” sarhoşluğu eklenmiştir. Bu koşullarda, daha da pervasız ve kontrolsüz saldırılara yöneleceği beklenmelidir. Saray ve AKP’nin halkların devrimci zoru dışındaki seçeneklerle tasfiyesi olanakları, 1 Kasım ve öncesine göre daha da azalmıştır.

Toplumsal öfke ve patlama dinamikleri 1 Kasım öncesine göre daha da güçlenmiştir. Devletin zorunu halkların zoru bozacaktır. Rüzgar eken fırtına biçecektir. Önümüzdeki dönem Gezi/Haziran ayaklanması ile 6-8 Ekim serhildanını birleştiren ve onları katbekat aşan ayaklanmalar beklemek kahinlik olmasa gerek.

Seçim süreci, gerillanın da özerk bölgelerde özsavunma yapan partizanların da bir noktadan sonra elini kolunu bağlıyordu. Saray cuntasının bütün pervasızlıklarına karşı ellerindeki güç ve olanakları sonuna kadar seferber etmiyorlardı. Yeni bir mücadele dönemi başladı. Gerilla tarafından daha fazla desteklenen özerk bölgeler, Saray cuntasının planlarını bozup saldırılarını püskürtecektir. Batı kentlerinin bazı mahallelerinden başlayarak yapılacak özerklik ilanları ve özsavunma inşası, tartışmanın zeminini kaydıracak, Türkiye ve Kuzey Kürdistan mücadele birliğine yeni bir ruh verecektir. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da özsavunmaya dayalı özerk bölgeler Saray cuntasına karşı direnişin üstleri, yarını bugünden kuracak mevziler olacaktır. 1 Kasım seçim dönemi ve sonuçları, aynı zamanda bu rotada kararlıca yürüyebileceğimizin güç ve olanakları olduğunu göstermiştir.

Yol bellidir. Hiçbir demokratik reform mücadelesini küçümsemeden devrimin araçlarını güçlendirme ve büyütme zamanı. Devrimin nesnel ve güncel gerekliliği ile subjektif koşulları arasındaki açı hızla kapanıyor. Bütün devlet terörü ve katliamlara rağmen HDP’nin etrafında kenetlenen beş-altı milyon insan, kararlılığın ve yeni bir düzen arayışının düzeyini gösterdiği gibi, devrimci bir yol arayışının kitlesel bir karakter kazandığının da işaretidir.

Bütün nehirler devrime akıyor, bütün yollar devrime çıkıyor. Tek yol devrim uğultusu duyuluyor derinlerden…

* Atılım Gazetesi’nin 13 Kasım 2015 tarihli 198. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 19 Kasım 2015, Perşembe 15:15
Kategoriler: Güncel, Haberler, Makaleler, Serbest Kürsü