Erkekliğinize dokunsanız iyi olur

Erkekliğinize dokunsanız iyi olur

EBRU YİĞİT-

AKP’nin cinsiyetçi politikalarını eleştirmek, 25 Kasım, 8 Mart gibi günlerde itirazlara rağmen ‘biz de alanlara sizinle çıkacağız’ demek, toplumsal erkeklikle yüzleşmek, erkeklikten azade olunduğu anlamına gelmiyor. Ne demişler ‘Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz’. Önce pratik adımlarınızı bir görelim.

Evine gelen hırsız tarafından tecavüz edilerek katledilen Değer Deniz davasının ilk duruşması, 3 Kasım günü İstanbul Adliyesi’nde görüldü. Katil, geçen zamanda rolüne ve Türk hukuk sistemine iyi çalışmış olarak çıktı hakim karşısına. Değer Deniz’in evine hırsızlık için gittiğini söylediği ilk ifadesini değiştirmiş ve ‘sevgiliydik, kavga ettik, sözleri erkekliğime dokundu, ben de öldürdüm’ biçiminde kan donduran bir savunma yaptı. Tabii yüzlerce haksız tahrik indirimi uygulanan davadan tecrübe sahibi ne de olsa. Bir kez daha hukuk sistemi önünde erkeklik kutsanmış ve haksız tahrik indirimi listesine bir madde daha eklenmiş oldu.

Katilin bu sözde savunmayı yaparken, hangi erkek egemen yasalara, politikalara ve toplumsal meşruiyet zeminine dayandığını çok iyi biliyoruz. Katil de erkekliğin bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğunu en az bizim kadar iyi biliyor. O nedenle mahkeme karşısında erkek egemen yasalara dayanarak toplumsal erkekliğin yargılanmayacağını çok iyi biliyor. Çünkü onun erkekliğine dokunan şey toplumsal erkek egemenliğinin sömürüsü altında.

Bu pespaye savunma bile bir kez daha ‘erkeklik gururu’ denilen o sömürücü, erkek egemen, insanlıktan uzak ve kadının köleleştirilmesinin sonucu olan kibri yok etmenin aciliyetini gösteriyor. Asıl soru, bunu görmesi gerekenler kimler? Kadınlar tam da bunu gördüğü, dahası buna karşı çıktığı ve mücadele ettiği için katlediliyor. Bu nedenle sorunun asıl muhataplarının biz kadınlar olmadığı açıktır. Yani, sorunun asıl muhatabı erkekler. Birinci dereceden de kendisine devrimci, yurtsever, demokrat, ilerici diyen erkekler.

Kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz söz konusu olduğunda erkek egemenliğini yerden yere vuran, Özgecan davasında olduğu gibi sokaklara akın eden ama ‘erkekliği’ hep kendi dışında gören, toplumsal cinsiyet eşitliği için elini taşın altına koymayan, erkek egemen olduğunu kabul etmeyip ‘kadına yönelik şiddet erkeklikse ben erkek değilim’ demeyi bile erkekliğine yediremeyen erkeklerdir, bu sorunun muhatabı. Nasıl ki, kadın özgürlük mücadelesinin öznesi kadınlarsa ve yarına ertelemeden bugünden başlamışlarsa mücadeleye; erkekler de toplumsal erkekliğinin yıkımı için vakit kaybetmeden, amasız fakatsız, eğip bükmeden mücadeleye kendilerinden başlamalıdırlar.

AKP’nin cinsiyetçi politikalarını eleştirmek, 25 Kasım, 8 Mart gibi günlerde -kadınların itirazlarını kabul etmemekte ısrar ederek- ‘biz de alanlara sizinle çıkacağız’ demek, toplumsal erkeklikle yüzleşmek, erkeklikten azade olunduğu anlamına gelmiyor.

Ne demişler ‘Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz’. Önce pratik adımlarınızı bir görelim. Toplumsal ayrıcalıklarınızı şöyle elinizin tersiyle itin bir kenara, kendi gerçekliğinize devrimci ayna tutun, sonra da toplumun yarısı olan kadınları değil diğer yarısı erkekleri toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesine katmaya çalışın. Gidin hemcinslerinize, şu erkek egemenliğinin ne menem bir şey olduğunu anlatın. Gazete köşelerine, kalın kalın kitap sayfalarına kadın özgürlüğü için yazdığınız teorileri, erkek egemenliğini yok etmek için neler yapmanız gerektiğine ayırın.

Cinsiyetçi küfürler, kadın bedeninin aşağılanması, taciz tecavüz, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri erkeklerin bireysel eylemlerinin sonucu değil. Bu erkek egemen sistemin toplumsal ayrıcalıkları erkeğe vermesinin ve erkeği kutsamasının bir sonucu. Bu sömürünün ortadan kalkması için biz kadınlar özgürleşiyor, örgütleniyor ve mücadele ediyoruz. Eşitsizliğin dayatıldığı her alanda eşbaşkanlıktan eşit temsiliyete, kadın meclislerinden özgün kadın örgütlenmesine kadar birçok alanda mücadele ediyoruz. Erkek egemen hukuka karşı özsavunma mekanizmaları geliştiriyoruz. Peki erkekler ne yapıyor? Bu toplumsal sorunda nasıl bir değiştirici rol oynuyor? Tüm bunlar ve dahası, 25 Kasım öncesi bir kez daha cevap bekleyen sorular olarak erkeklerin karşısında duruyor.

* Atılım Gazetesi’nin 13 Kasım 2015 tarihli 198. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 19 Kasım 2015, Perşembe 15:03
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Serbest Kürsü