Huruç harekatı

Huruç harekatı

SAMİ ÖZBİL-

Yakın dönemde de örnekleri bulunan ve kontrgerilla talimnameleri doğrultusunda işletilen bir konseptten bahsediyoruz. Adı ne olursa olsun bunun bir mücadele biçiminin Kürdistan’da veya Batı’da devrimcilerle devlet arasına sıkışmasını önlemek ve bunun tedbirlerini almak, kontrgerilla konseptlerini işlevsizleştirir. Bunun bilinen ve belli dönemlerde Kürdistan’da uygulanan en verimli yolu, kitlelerin doğrudan demokrasi biçimleriyle ne yapılacağına karar vermesinin önünün açılmasıdır.

İktidar partisi, 2014 Ekim’indeki MGK toplantısında stratejik bir adım attı. Cemaat şebekesiyle ittifakı biten iktidar, o toplantıyla Ergenekonculardan ‘soy faşist’ kadroların yeni bir ittifaka ve hatta bir anlamda koalisyona yöneldi. Kürdistan’a gönderilecek özel kuvvetlerin yeniden yapılandırılması kararı o toplantıda alındı.

İttifakın, bilinen Ergenekon tahliyelerinin ötesinde bir anlamı vardı. AKP devlette daha somut olarak bürokraside hala zayıf olduğunu kabulleniyor ve bu yolla cemaatin taarruzundan kurtulmayı umuyordu. Geçerken hatırlayalım: AKP 2002’de hükümet ve zamanla iktidar olurken de benzer payandalar ve ittifaklarla yol almıştı.

Sosyalist basında bu ittifaka kuvvetli ifadelerle dikkat çekilmişti. Seçim başarısı ardından, Cem Küçük gibi isimler de bunu açıkça söylemeye başladılar.

Seçimin ardından, AKP cenk meydanında son bir hamleyle düşmanlarından temelli kurtulmanın hesabını yapıyor. Örnekse medyada ele geçiremediği bir iki tekele taarruza devam ediyor, Kürdistan’da daha ağır askeri harekatlara girişiyor. Bunları sürdürecektir.

Devletteki ittifak iki temele yaslanıyor. İlki, cemaate karşı olmak ve ikincisi Kürt siyasal hareketine düşmanlık. Bu paydaya sahip devlet kadroları/bürokratlar şu anda ittifak halinde.

Devrimci düşmanı ve komplocu cemaat tayfasının özellikle polis ve adliyedeki alçaklıklarını defalarca yazdık. Şimdi devletten tasfiye hareketiyle yüz yüzeler. Yerlerini düşmanlıkta ve komploculukta kısa zamanda onları aratmayacak yenileri alıyor.

Peki bu ittifakın Kürtlerle derdi ne? Yüz yıldır ölmekten, sürgünden, zulümden öte ne düştü ki paylarına, şimdi bir kez daha saldırı altındalar. AKP İmralı merkezli bir plan denedi ancak yapamadı ve bu arada Kürt hareketi daha da büyüdü. Bunun üzerine daha 2014 Ekim MGK’sında mevcut saldırı dalgasını planladı. Çok değil, birkaç hafta evvel, hükümet lideri bunu açıkça ifade etti.

Devletin geleneksel faşist kadrolarının Kürt düşmanlığı baki. Bu ittifak sayesinde Kürtlerle kendi hesaplarını görüyorlar ve hiç değilse bir düşmandan kurtulmayı umuyorlar. 90’ların katliamcı birikimi şimdi yeniden ve cömertçe iktidar lehine hayata geçiriliyor. Peki onlar AKP’ye düşmanlar mı? Evet ancak o düşmanlık bir Saray/taht kavgası eksenindedir ve Kürt faktörüyle kıyaslandığında tali meseledir.

Kürdistan’da bir tür neo-90’lar yaşanıyor. Zulümlerden zulüm beğenmek düşüyor Kürt’ün payına. Peki yargılanan ceza alan var mı? Hayır. Binlerce ölümü göze aldıkları söyleyebiliriz.

O bir yana, Temizöz davası gibi sembolik davaların neticesi, aslında Kürtlere nasıl bir akıbet öngörüldüğünü gösteriyor.

Günün birinde şimdiki kirli ittifakın bozulacağını bildiklerinden birbirlerine karşı kendilerini kolluyorlar. Cezasızlık hali bu ittifaka dayanıyor ve muhtemelen yazılı kaynaklara/teminata sahiptir. Yasal zırh olmadan kimse zulüm siyasetinde bu kadar pervasızlaşamaz. Yarın ittifak dağıldığında hatta gırtlak gırtlağa geldiklerinde, halka karşı işlenen suçlar konu bile edilmeyecektir. Çünkü bu siyaseti müştereken inşa ediyorlar. Dahası var. İlk bir yıllık işbirliğinden verim aldıkları için 2014’teki perspektifi, belli başlı parlamenterlerle 2015 Ekim MGK’sında yenilediler.

Bu kez odağında Rojava’nın kapana kıstırılması, dünyadan yalıtılması ve mümkünse karşılıklı çatışma yoluyla dağıtılması bulunan bir eylem planını devreye soktukları anlaşılıyor. MGK toplantısı ardından devlet başkanının ilk açıklaması çok kuvvetli ifadelerle Rojava devrimine asla müsaade edilmeyeceği ve bunun için gerekenin mutlaka yapılacağı eksenindeydi.

Aynı günlerde, ABD’nin YPG-Rojava konusunda AKP iktidarının baskısından rahatsızlığı deklere edildi. Bu pres, Avrupa’ya da yapıldı. Sonucundan bağımsız olarak, böyle bir stratejik yönelimin devlet konseptine dönüştürülmesi önemlidir. Şu anda ittifak halinde devlete serdümenlik eden AKP, Ergenekon ve ‘soy faşist’ kadroların bir müşterek noktası da Rojava halk devrimine düşmanlıktır.

Sadece bu kadar da değil; dün Kürt meselesinde ilk hedef ‘silahtan kurtulmak’ken, şimdi Kürt hareketiyle gönül bağı olanlara varana dek şehir merkezli tutuklama furyasına hızlandırdığını da tahmin etmek zor değil.

Ancak bunun için öncelikle, kendi saldırılarına meşru bir dayanak yaratmak, var olan pratikleri kriminalize etmek ve bu arada Kürt halk siyasetçilerini birbirinden tecrit etmek gerekiyor. Bunu başardığına inandığında daha yaygın tutuklamalara girişecektir.

Devlet aklı devrededir. Bu akıl, 70’lerin sonunda dört başı mamur çalışmıştır. Size saldırıp ‘radikalleştirerek’ devletle erken bir çıplak savaşa ve adeta refleks siyasetine zorlarken, halkı bunaltıp mücadeleden koparır ve onları elimine etmeyi önceler. Tarihe müracaat edilebilir: Devrimcilerle devlet arasına sıkışan ve halkın geniş biçimde müdahil olmadığı her mücadele, devlet cihazının olabilecek en otoriter ve ceberrut biçimde kullanılması aracılığıyla devrimcilerin yıpratılarak zayıflatılmasına dönüşmüştür.

Yakın dönemde de örnekleri bulunan ve kontrgerilla talimnameleri doğrultusunda işletilen bir konseptten bahsediyoruz. Adı ne olursa olsun bunun bir mücadele biçiminin Kürdistan’da veya Batı’da devrimcilerle devlet arasına sıkışmasını önlemek ve bunun tedbirlerini almak kontrgerilla konseptlerini işlevsizleştirir. Bunun bilinen ve belli dönemlerde Kürdistan’da uygulanan en verimli yolu, kitlelerin doğrudan demokrasi biçimleriyle ne yapılacağına karar vermesinin önünün açılmasıdır. Bu eksiksiz olarak geliştirildiğinde, halkın bizzat karar verdiği mücadele biçimlerini sonuna dek savunarak hayata geçirdiği görüldü.

Kürt meselesinin bir uzlaşmayla silahsız biçimlere evrilmesi, teorik olarak mümkün ve sonuçları itibariyle devrimci. Ancak devletteki ittifak kuvvetleri birbirlerinin korkusunu kaşıyarak bunun önünü alıyorlar. Hepsi evvela Rojava’nın düşürülmesi ve gerekiyorsa sonrasında bir kaç adımla Kürtlerin devre dışı bırakılmasında anlaşmış görünüyorlar.

Devrimci güçler için Rojava’nın, mesela Filistin gibi uluslararası tanınırlığını sağlamak hayati önemde. Aynı nedenle, rejim de bunu engellemek için her yolu deneyecektir. Rojava, bütün analiz ve harekat planlarının odağına yerleşmiştir. Kuzey Kürdistan’daki mücadele grafiği bakımından da bu kaçınılmaz. Kuzey’de kapsayıcı bir mücadele modeli, dili ve geniş ittifak imkanlarının yaratılması, Rajava’yı rahatlatacağı gibi rejimi burada temel kolektif hakları tanımaya zorlayacaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 13 Kasım 2015 tarihli 198. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 19 Kasım 2015, Perşembe 14:39
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Rota